Bu değerlendirme, aşağıdaki haber akışı temel alınarak hazırlanmıştır:

17 Şubat-2 Mart 2019 Haber Akışı

İç Siyaset

Seçim süreci öngörülebilecek bir çizgide devam ediyor. AKP ve MHP’nin ancak birlikte oldukları koşulda iktidarda kalabilecekleri, seçim tarihi yaklaştıkça daha da netleşiyor. Cumhur İttifakı 51 ili kapsayacak şekilde genişledi.[1] MHP, elini güçlendirerek ittifaktaki varlığını koruyor.[2]

CHP, iktidarla hiçbir tartışmaya girmemeye, rejime ilişkin hiçbir tartışma açmamaya büyük özen gösteriyor. Adaylar da her fırsatta iktidarla uyumlu çalışacaklarını vurguluyorlar. Aday belirleme yöntemlerinde de AKP ile büyük bir benzerlik taşıdığı görülüyor. Bölgeden bölgeye değişmekle birlikte, genelde milliyetçi-muhafazakar seçmenin ilgisini çekebileceğini düşündüğü adayları ve söylemleri ön plana çıkartıyor. Bir yandan Alper Taş gibi adaylarla solcu vitrin korunmaya çalışırlarken, sağ seçmenden oy alabilmek adına gösterdiği faşizan/milliyetçi adaylar parti içinde de tabanda da tartışma yaratıyor. Bu politikalarına referansla, CHP’nin seküler-demokratik kesimin oylarını verili saydığını söylemek mümkün. En son, Mithat Koçulu cinayeti faili Mustafa Yenişeker’in İYİ Parti kontenjanından aday olması parti içinde itirazlara yol açtı ve Yenişeker adaylıktan istifa ettirildi.[3] Ordu’da İdris Naim Şahin’in Saadet Partisi’nden aday gösterilmesiyle birlikte Şahin’in CHP’den aday gösterilme gerilimi bir düzeyde bertaraf edilmiş oldu. Ozan Arif’in ölümünün ardından Kılıçdaroğlu’nun Ozan Arif’i öven ve Alevi ozanlarla özdeşleştiren konuşması da seçim dönemi politikaları çerçevesinde değerlendirilebilir. Bu konuşma da milliyetçi adaylar konusunda olduğu gibi, CHP tabanında (özellikle Alevi kesimler arasında) ciddi tepki topladı.[4] CHP rejim içi bir muhalefet pozisyonuna sıkışmış gibi görünüyor. Ekonomik kriz ve rejimin Suriye’deki sıkışmışlığı dikkate alınırsa “beka sorunu” denilirken gerçek bir soruna işaret edildiği söylenebilir. Bu noktalara vurgu yapan, ekonomik krizi ön plana çıkaracak, demokratikleşme talep edecek bir muhalefet yapma olanağı varken, görünen o ki CHP “beka sorunu” karşısında Cumhur İttifakı’nı sarsacak bir muhalefet yapmama kararı almış durumda. Alabileceği belediyeleri alma ve iktidarla mümkün olduğunca uyumlu hareket etme politikasıyla ilerliyor. İktidar “beka sorunu”nu ön plana çıkartıp seçimi kendisi ve rejim için bir varlık-yokluk mücadelesi olarak sunarken, CHP “hizmet belediyeciliği”ni ön plana çıkartıyor.

İYİ Parti’nin MHP’nin yedeği olarak konumlandığını daha önceki yazılarımızda yazmıştık. Seçim sürecinde HDP’nin güçlü olduğu yerlerde iktidarla ittifak yaptığına dair somut örnekler karşımıza çıkmıştı. Son olarak Şırnak’ta 874 kişi partilerinden istifa ederek AKP’ye geçti

HDP ise Batı’da ağırlıklı olarak CHP’yi destekliyor. Ankara’da Mansur Yavaş’ın karşısına aday çıkarmazken Çankaya Belediyesi’nde Filiz Kerestecioğlu’nu aday gösterdi[5]; Urfa’da da Saadet Partisi lehine büyükşehirde ve bazı ilçelerde adaylarını geri çekti[6].

Ekonomi

17 Şubat – 2 Mart döneminde ekonomideki kriz ve krizle başa çıkma stratejileri, önceki dönemle benzer bir şekilde devam ediyor. CHP’nin İş Bankası’ndaki hisselerinin Hazine’ye aktarılması hâlâ gündemde. İş Bankası’nın kâr dağıtımına izin verilmemesi bu konudaki önemli gelişmelerden biri.[7] Ziraat Bankası da konut ve tüketici kredilerinin faizlerini düşürüp vadelerini uzattı.[8] Devletin iç piyasaya olan borçaları da krize ilişkin kritik başlıklardan birisi.[9] Bu ve benzeri gelişmeler “kumanda ekonomisi”ne geçildiği yönündeki yorumları kuvvetlendiriyor. Kumanda ekonomisi (2001 öncesinde de olduğu gibi) kriz ekonomisinin bir göstergesi aslında. Mevcut uygulamalar, liberal ekonominin sınırlarının iyice aşılmış durumda olduğunu gösteriyor. Şu anki ekonomi politikalarını belki de “beka ekonomisi” olarak adlandırmak gerekiyor. Ancak, “komuta ekonomisi” ya da “beka ekonomisi” denilebilecek politikalar bağlamında gündeme gelen uygulamalar krizi daha da derinleştiriyor. İçeriği basında ancak kısmen yer alan S&P’un raporu da krizin yönetilebilir olmaktan uzak olduğunu söylüyor. Bankalardaki batık kredilere işaret eden rapor, iktidarın bu batık krediler konusunda bir önleminin olmadığının söylüyor. Raporda, örtük olarak IMF’ye gidilmesi öneriliyor. Ayrıca demokratikleşmenin krizden çıkmadaki önemine özellikle vurgu yapılıyor.[10] Ekonomik krizin seçimden sonra çok hızlı bir şekilde ağırlaşacağı gayet açık. Ancak, IMF iktidar için çok uygun bir seçenek gibi durmuyor. Kamu bankalarının zararına ucuz kredi vermesi, İş Bankası’ndaki CHP hisselerine el konulmak istenmesi, çok kapsamlı sosyal yardımların gündeme gelmesi gibi ekonomik krizi yönetme yöntemlerine başvurulmasına IMF’nin kontrolüne girmiş bir ekonomide izin verilmeyeceği açık. Dolayısıyla son ana kadar IMF anlaşmasına direnileceğini söylemek mümkün. IMF’ye gitmek zorunda kalınırsa, rejim kritik bir dönüşüm geçirmek durumunda kalacaktır; zira IMF’yle yapılan bir anlaşma sonucunda AKP’nin klientalist ilişkileri sürdürülebilir olmaktan çıkacaktır. Bu durumda AKP bir yön değiştirme gerçekleştirerek mevcut iktidar paydaşlarıyla yollarını ayırmak zorunda kalacak, yeni ittifaklar doğacaktır. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde rejimin bir düzeyde revize edilmesi ya da var olan rejimin MHP ayağının güçlendirilmesiyle pekiştirilmesi (daha da otoriterleşmesi) iki olasılık olarak karşımızda duruyor.

Ortadoğu-Dünya

NATO içindeki çatlakların ve gerilimlerin görünür olduğu Münih Güvenlik Konferansı son dönemin en kritik uluslararası buluşmalarından biriydi.[11] Kimi yorumculara göre ortada tamir edilemez bir parçalanma eğilimi var. ABD’nin artık Avrupa’nın güvenliğini sağlamanın maliyetini üstlenmek istememesi bu gerilimin temel gerekçesini oluşturuyor. Batı içindeki bu çatlakların onarılamaz olup olmadığını söylemek için henüz erken. Ancak buradaki gerilimin sadece AB ve ABD arasında olduğunu söylemek, AB’nin iç gerilimlerini göz ardı etmek hata olur. AB ülkeleri içinde aşırı sağın yükselişi ciddi oranda AB’nin kemer sıkma önerilerinin halk tabanında yarattığı tepkiyle alakalı. Örneğin İtalya’daki 5 Yıldız Hareketi bu tepkilerin sonucunda iktidara geldi ve AB’nin dikte ettiği ekonomi politikalarına karşı durmaya çalışıyor. Bazı yorumcular, Avrupa’da aşır sağın Avrupa Parlamentosu’nda da ağırlık kazanma potansiyelinden bahsediyor.

Türkiye’nin Ortadoğu’daki pozisyonu da haliyle hem Batı içindeki bu gerilimler hem de küresel güçlerin aldıkları pozisyonla şekilleniyor. Tampon bölge konusu Türkiye’nin en kritik gündemlerinden birisi. ABD bir süredir tampon bölgenin uluslararası bir gücün kontrolünde olması ve Türkiye’nin de bu güç dahilinde bölgede yer alması gerektiğini söylüyordu. Geçtiğimiz hafta Rusya ilk kez tampon bölge konusunda açıklama yaptı ve olası bir tampon bölgede Rus askerinin devriye gezebileceğini söyledi.[12] Lavrov aynı konuşmada, Türkiye ile “hangi Kürtlerin terörist sayılabileceği” konusunda uzlaşmaya varmadıklarını açıkladı. Dolayısıyla, daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere Esad’ın güçlenmesi, Rusya’nın ve İran’ın müdahilliği ve ABD’nin çekilmesinin nasıl bir manzara oluşturacağı muğlaklığını korumakla birlikte Türkiye bölgede ciddi bir sıkışmışlık yaşıyor.

Ortadoğu gündeminde son olarak, “Yüzyılın Anlaşması” olarak lanse edilen İsrail ve Filistin arasındaki barış planını görüşmek üzere Kushner’in Ortadoğu ülkelerine yaptığı ziyaretlere dikkat çekmek gerekiyor. Bu ülkelerden biri de Türkiye idi. Barış planının detayları henüz paylaşılmadı. Nisan ayında planın açıklanması bekleniyor. Ancak halihazırdaki ABD politikalarına ve basına sızan haberlere bakıldığında özellikle yurtlarından olmuş Filistinli mültecilerin mülteci statülerinin tamamen kalkması ve evlerine dönmesi dahil tüm haklarının ellerinden alınması gündemde. Bu planla ilgili olarak Türkiye’nin yaptığı herhangi bir yorum basına yansımadı.[13]

[1] 31 Mart yerel seçimleri için Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) arasında kurulan “Cumhur İttifakı” 51 ile genişledi. https://bianet.org/bianet/siyaset/205636-cumhur-ittifaki-51-kente-genisledi

[2] KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır: Seçimlerden sonra İyi Parti ve MHP’nin ittifaklardaki ağırlığı artacak https://t24.com.tr/video/konda-genel-muduru-bekir-agirdir-31-mart-secim-analizlerini-acikliyor,18987?fbclid=IwAR1EJLISRAEmnSNDzNAjIp1FW69PSPKQpfpVX_bvdPDbpzOq4_8tzvsQRJA

[3] CHP’nin Kartal’da, İYİ Parti kontenjanından belediye meclis üyeliğine aday gösterdiği solcu Mithat Koçulu cinayeti faili Mustafa Yenişeker adaylıktan istifa ettirildi. Özellikle solcu kesimlerin tepkisini çeken Yenişeker CHP İstanbul İl Başkanlığı tarafından da disipline sevk edilmişti. https://www.evrensel.net/haber/374670/chpden-aday-olan-mithat-koculunun-katili-yeniseker-istifa-etti

[4] Parti grup toplantısında Maraş ve Çorum katliamını övücü marşlar besteleyen Ozan Arif’in ‘Ülkücü’ şiirini okuyan CHP lideri Kılıçdaroğlu’na Alevi dernek ve federasyonları ortak bir açıklamayla tepki verdi. https://bianet.org/bianet/siyaset/205649-alevi-dernek-ve-federasyonlarindan-kilicdaroglu-na-ozan-arif-tepkisi 

[5] HDP Ankara’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday göstermeme kararı aldı. HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ise 31 Mart yerel seçimlerinde Çankaya Belediyesi’ne aday olduğunu Meclis kürsüsünden duyurdu. HDP İç Anadolu Bölgesinde iki büyükşehir belediye başkan adayı olmak üzere toplam 12 belediye için kendi adayı ile seçimlere girecek. https://www.evrensel.net/haber/374009/hdp-ankarada-buyuksehir-belediye-baskanligina-aday-gostermiyor

[6]Halkların Demokratik Partisi (HDP), Urfa Büyükşehir Belediyesi ve 3 merkez ilçe belediyesinde gösterdiği adaylarını Saadet Partisi (SP) adayları lehine geri çekti. Bir otelde basın toplantısı düzenleyen HDP il yönetimi, merkez Karaköprü, Haliliye, Eyyübiye ilçeleri ve Urfa Büyükşehir Belediye Başkan adaylıklarını tekçi zihniyete, hukuksuzluğa karşı bir muhalefetin oluşması amacıyla geri çektiklerini açıkladı. https://www.evrensel.net/haber/374449/hdp-urfa-buyuksehir-adayi-saadet-partisi-lehine-cekildi

[7] Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), İş Bankası’nın kâr dağıtım izni için yaptığı başvuruyu kabul etmedi. Konuya ilişkin olarak Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) şu açıklama yapıldı: “Bankamız, bankacılık mevzuatı çerçevesinde, Esas Sözleşmeye göre kâr dağıtımı izni için Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na başvuruda bulunmuştur. Kurum, bankacılık sektörünün geneline ilişkin özkaynak yapısının olabildiğince güçlü tutulmasına yönelik ihtiyatlı politikası paralelinde kârın bünyede bırakılması gerekliliğinden hareketle, bankamız net dönem kârının Esas Sözleşmeye göre nakden dağıtılması talebini uygun bulmamıştır.” https://t24.com.tr/haber/is-bankasi-nin-kar-dagitim-talebi-reddedildi,810387

[8] Ziraat Bankası konut ve ihtiyaç kredilerinde faiz indirimine gittiğini açıkladı. Banka, 4 Mart 2019 tarihinden itibaren konut kredilerinde 120 aya kadar tüm vadelerde faizleri aylık yüzde 1,28’e indirdi. İhtiyaç kredilerinde de 60 aya kadar vadelerde faiz oranı aylık yüzde 1,53’e indirildi. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/1271891/Ziraat_Bankasi_faizleri_dusurdu.html

[9]  İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, iç piyasanın canlanması için devletin borçlarını bir an önce ödemesi gerektiğini söyledi. Zeytinoğlu ayrıca yüksek kurdan dolayı yüksek enflasyon ve yüksek faiz sarmalı içerisinde olunduğunu, bu durumun da ekonomide durgunluğa yol açtığını aktardı. https://www.gazeteduvar.com.tr/ekonomi/2019/02/18/devletin-piyasaya-100-milyar-lira-borcu-var/

[10] Standard & Poor’s raporunun yazılamayan bölümü / Barış Soydan https://t24.com.tr/yazarlar/baris-soydan/standard-poor-s-raporunun-yazilamayan-bolumu,21725

[11] Münih Güvenlik Konferansı: ABD ve Avrupa’nın ayrışmasını ortaya koyan zirve https://t24.com.tr/haber/munih-guvenlik-konferansi-abd-ve-avrupa-nin-ayrismasini-ortaya-koyan-zirve,809450

[12] https://www.ntv.com.tr/dunya/rusyadan-tampon-bolge-aciklamasi,vNltYW5nEE20MMsPQ5INrA

[13] Beyaz Saray Danışmanı ve Trump’ın damadı Kushner, Erdoğan ile “Yüzyılın Anlaşması” olarak adlandırılan İsrail-Filistin barış planını görüştü. Beyaz Saray: Barış çabaları ele alındı “ABD ve Türkiye arasında artan işbirliğiyle Trump Yönetimi’nin İsrailliler ve Filistinliler arasında barış sağlama çabaları ele alındı. “Buna ek olarak bölgenin ekonomik yatırımlar yoluyla bir bütün olarak kalkındırılması konuları görüşüldü.” Trump’ın ‘Yüzyılın Anlaşması’ olarak duyurduğu ve taslağında 1949’da İsrail’in kurulmasından beri yerlerinden yurtlarından olan milyonlarca devletsiz Filistinli’nin geri dönüş hakkına ya da bu hakkın tazmin edilmesi seçeneğine yer vermeyen maddelerin altında da Kushner’in imzası olduğu biliniyor. Kushner’in bu yolla amacının barış için müzakere masasından Filistinli mülteci meselesini planları kapsamında tamamen kaldırmak olduğu belirtiliyor. https://bianet.org/bianet/dunya/205940-kushner-den-erdogan-a-yuzyilin-anlasmasi-ziyaretinde-one-cikanlar