Artizan bünyesinde bir süredir Naomi Klein’ın İşte Bu Herşeyi Değiştirir adlı kitabına yönelik okumalara ve bu kitapta ele aldığımız konularla ilgili notlarımızı, tartışma noktalarımızı paylaşmaya devam ediyoruz. 

İşte Bu Herşeyi Değiştirir adlı kitabın 2. Bölümü olan “Sihirli Düşün” bölümünün ilk alt bölümü olan “Kökler Değil, Meyveler”de çevre hareketinin 60’lardan günümüze nasıl bir dönüşüm geçirdiğini detaylı bir şekilde anlatarak tarihsel bir perspektif sunduğu İklim Krizine Sihirli Bir Çözüm Var mı?: Büyük Çevre Örgütlerinden Medet Ummak adlı yazıyı paylaşmıştık. Bu yazımızda da “Sihirli Düşün” bölümünün ikinci alt bölümü olan “7. Bölüm: Hiçbir Mesih Gelmeyecek”te Bill Gates gibi çevreci milyarder olarak bilinen kişilerin tutumlarını, üçüncü bölüm olan “8.Bölüm: Güneşi Karartmak”ta ise, jeomühendislik denemelerinin nasıl bir duruşu temsil ettiğini örnekleriyle ele aldık.

“Sihirli Düşün”, iklim krizine çözümün aşağıdan değil, yukarıdan gelmesi gerektiği algısını kıran bir bölüm. Kısaca, çözümün ne fosil yakıt sermayesiyle işbirliği yapmakta olan büyük çevre örgütlerinden, ne kendilerini iklim kurtarıcısı gibi gösteren önemli iklim kirleticisi milyarderlerden, ne de neoliberal sistemin devamını mümkün kılmaya çalışan bilimcilerden geleceğini ortaya koyuyor.

*******

  1. Bölüm: HİÇBİR MESİH GELMEYECEK

Naomi Klein bu bölümde, iklim krizi karşısında “duyarlı” milyarderlerin uğraşlarına odaklanıyor. Sonda söyleneceği başta söyleyelim: Branson, Bill Gates, Elen Musk gibi kişilerin pratiklerini detaylı bir şekilde örneklendirerek iklim krizi karşısındaki tutumlarını açığa vuruyor: “Yeşil Milyarderler Bizi Kurtarmayacak”.

Uzunca bir süredir bazı büyük sermayedarlar iklim değişikliği konusuna kafa yoruyor ve bir takım çalışmaları finanse ediyorlar veya bir takım teknolojik çözüm önerileri oluşturmaya çalışıyorlar. Muhafazakar sermayenin tersine, bu milyarderler iklim krizini kabul ediyor ve çevre çalışmalarına fon ayırmaktan teknoloji kullanımına kadar geniş bir yelpazede yer alan çözüm önerilerini destekliyor veya bizzat öneri ortaya koyuyorlar.

Ancak, Naomi Klein, her birinin hikayesini tek tek inceleyerek söylemleri ve pratikleri arasındaki uçurumu gözler önüne sermekle kalmıyor, bu pratiğin kitleler nezdindeki tehlikeli etkilerinden de bahsediyor.

Kar hırsı vs ekoloji krizi

Örneğin, Naomi Klein kitabında, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore ile görüşmesi sonrasında, iklim çalışmalarına büyük bir sermaye ayıracağını, “dünya çapında yeni bir iş yapma usulü” yaratacağını duyuran ve bunu “gezegeni kurtaracak çözüm” olarak gösteren Richard Branson’a oldukça önemli bir yer ayırıyor.  Branson, vaat ettiği sermayenin çok çok altında bir finansman sağlamak bir yana, çevreci görüntüsünün avantajını kullanarak fosil yakıt taşımacılık hatlarını büyütüyor. Yani tipik bir büyük kapitalistten bekleneceği üzere 1 koyup, 100 alıyor. Bunu yaparken de kitleleri yanıltarak kendisine avantaj yaratmaktan, haksız bir çevreci imajı kurmaktan, bu imaj ile kendisine haksız kazanç elde etmekten de çekinmiyor.

Benzer bir şekilde, Warren Buffet’ın 2007’de küresel ısınmanın ciddi bir sorun olduğunu belirttiğini, ama karbon salınımına devam ettiğini, üstelik iklim değişikliğinin (artan doğal afetlerin) sigortacılık sektöründe açtığı yeni alan olan reasüranstan en çok kazananlardan biri olduğunu gösteriyor. Adeta kıyameti sigortalıyor.

Klein’ın verdiği örnekler içinde, ayrıntılarını 8. Bölümde tartışacağı, belki de en çarpıcı olanı Bill Gates. Klein, Gates’in iklim kaygısı taşımasına rağmen, iki petrol devinde yatırımları olduğunu ve ayrıca, “sihirli teknolojik çözüm” arayışında (güneşi engelleyen şemalar yoluyla iklimle oynamak) olduğu için mevcut yenilenebilir enerji potansiyelini inkar etiğini, böylece en olası çözümü geri plana atmış olduğunu söylüyor.

Yeşil milyarderlere bel bağlamak

Milyarderlerin bu tutumunun çözüm konusunda kafa karışıklığı yarattığını dile getiren Klein, dünyayı kurtarma işini onlardan beklemenin büyük bir hata olacağını ifade ediyor. Sonuçta şunları vurguluyor: Kapitalizmin doğurduğu krizden dünyayı kapitalizmin kurtarabileceği düşüncesi artık soyut bir teori değil, defalarca denenmiş bir hipotez; yeni çeşit bir aydınlanmış kapitalizm icat etmeye soyunup, eskisinin bırakılamayacak kadar karlı olduğuna kanaat getiren milyarderler sürüsüne daha katı bir gözle bakabiliriz; başka kapitalizm cilalama milyarderleri olacaktır; ancak bizim bu gösterilere umut bağlayarak kaybedeceğimiz bir on yılımız daha yok.

Ancak yine de, kirlilikten sorumlu olan firmaların kazançlarından, yeşil bir geleceğe geçişte kaynak aktarmanın çok anlamlı olduğunu ve sürecin gönüllülük veya ödül temelinde hayata geçmeyeceğini, belli yasalar dahilinde yürütülmesi gerektiğini de belirtiyor.

Tartışma başlıklarımız

Wallerstein, Chomsky gibi entelektüellerin de sıklıkla ifade ettiği, Shiva, Klein gibi aktivistlerin de iştirak ettikleri üzere, mevcut dünya ekonomik sisteminin, önümüzdeki en ciddi yaşamsal kriz olan ekolojik yıkıma giden sürecin baş müsebbibi olduğu ortada. Diğer taraftan, dünya ekonomik sistemindeki dönüşümün bir günde sağlanamayacağını da düşünmek yanlış olmayacaktır. Bu nedenle de öncelikli olarak sistemin içinden, ekolojik yıkımı durduracak veya en azından ahlaklı insanlara bu konuda çözüm bulabilmeleri için zaman tanımak için bu yıkımı yavaşlatmak adına sistem içinden ve özellikle yönetim katında ki çabaları açığa çıkarmak, destelemek yanlış bir tutum değil.

Al Gore’u çıkış yaptığı 9’lar ve sonrasındaki dönemde yukarıda açıklanan nedenle sempatik bulunmasının bir nedeni de işte bu ekolojik yıkımın geri sayım saatini yavaşlatmaya dair, yönetimsel boyutta önerilerle geliştirmiş olmasıydı.

Diğer taraftan bu çabaların ne kadar samimi olduğundan bağımsız olarak,  kapitalist ekonomik sistem içinden dile getirilen çözüm önerileri ya uygulanmamakta yahut başka bir yıkıma yol açacak şekilde uygulanmakta ve bu çözüm önerilerini uygulaması beklenen ‘yeşil milyarderler’ de günün sonunda çok zaman “çevreye duyarlı” görüntüsü verdikleri şirketlerini güçlendirmeyi öncelemekte…Fosil yakıttan vazgeçme ve yeşil enerji seçeneklerini tek seçenek olarak işler kılma yönelimi sermayenin hiçbir kesiminden gelmiyor. Bu nedenle yeşil milyarderlerden medet ummanın büyük bir yanılsama olacağı açık. Halkların, yönetim katındakilere baskı kurması ve piyasa mekanizmasının iklim krizine göre şekillenmesini talep etmek, yasaklar, cezalar, kotalar, teşvikler sağlanmasına yönelik hukuki düzenlemelerle neoliberal sermayenin dizginlenmesini, piyasanın iklim krizine uygun şekilde dizayn edilmesini mevcut sistem içinden bulunabilecek öncelikli ve acil çözümler olarak değerlendirdik.

ABD’deki seçimlerde Demokratların adayı olan Biden’ın seçim vaadi olarak 2 trilyon doları iklim kriziyle mücadeleye ayıracağını söylemesinin üzerinde durduk. Hiç şüphesiz bu tür bir kaynak ayırma vaadi ve fosil yakıt lobisiyle karşı karşıya gelme vaadinin dile getirilmesi bile aslında iklim felaketinin tabandaki duyarlılığının bir karşılığı. Biden seçilirse, yeni bir dönemle, Al Gore benzeri bir dönemle karşılaşma olasılığı da var. Ancak muhafazakar sermaye kirletmeye devam etmek konusunda hiçbir yaptırımla karşılaşmaktan hoşlanmayıp fazlaca göz önünde dursa da, “ilerici” sermayenin çevreyi kurtarma konusunda –iyi niyetli bile olsa- çabalarının semptomlara yönelmesi ve sorunun kaynağı olan fosil yakıt endüstrisiyle hesaplaşmaya gitmemesi sadece yanlış yerden umutlanmamıza ve zaman kaybetmemize yol açan bir niteliğe sahip. Biden döneminde neler olacağına da temkinli olmak gerektiğini konuştuk.

*******

  1. Bölüm: GÜNEŞİ KARARTMAK

Naomi Klein bu bölümde, çeşitli iklim mühendisliği (jeomühendislik) yöntemleri kullanarak iklim kriziyle baş etme ve dünyayı kurtarma denemelerini yine ayrıntılı bir şekilde ele alıyor ve bu çalışmaların neden bir çözümü işaret etmediğini ortaya koyuyor.

Jeomühendislik tasarımları

Bilimsel otoriteyi temsil eden ciddi kuruluşların[1] ön ayak olduğu jeomühendislik yöntemleriyle dünyayı iklim felaketinden kurtarma çalışmalarında tartışılan seçenekler şunlar: Atmosferden karbon çekmek için okyanusların demirle “mayalanma”sı, güneş ışığını yansıtmak için çöllerin beyaz tabaka ile örtülmesi, karbonu emmek için Earth Challenge benzeri makineler yapılması, uzay aynalarıyla güneşi karartma, “bulut parlatıcı” denilen gökyüzüne deniz suyu püskürtülmesi, böylece bulut miktarının artırılması. Ancak, en çok üzerinde durulan seçenek “”[2].

Klein’a göre, bu tartışmalar zenginleşme ihtimali yüksek olan aynı bilimci, mucit, fon sağlayıcılar arasında yürüyor. Klein bu kesimi “jeoklik” olarak adlandırıyor. İklim mühendisliği tartışmalarının 1960’lara dayandığını belirten Klein, daha 1965’de Science Advisory Commitee’nin iklim değişikliği uyarısında bulunduğunu ve çözüm olarak bulutları değiştirme, okyanusları yansıtıcı parçacıklarla doldurmayı önerdiğini yazıyor. Hatta, 1970’lerde Princeton’da Fizikçi Gerard O’Neill yeryüzünün sınırlı kaynaklarına çare olarak Mars’ta koloni kurulmasını öneriyor. Isınmanın dehşet verici boyutlara ulaştığı günümüzde ise, birçok bilim otoritesi tarafından öncelikle “acil kaçış yolu” olarak tanımlandığını ve emisyonlarda kısıtlamaya gidilmezse ve sıcaklık yükselirse, elimizde kalacak tek seçenek olarak vurgulandığını söylüyor

Jeomühendislik fikirlerinin yarattığı yanılsama

Kanaatten değil, çaresizlikten ortaya konmuş bir seçenek gibi gösterilen jeomühendislik önerilerinin neoliberal sistemin aynen devam etmesine neden olacak olan “emisyonlara aynen devam edebiliriz” tehlikeli ve yaygın algısını beslediğini vurguluyor.  Örneğin, “şok doktrini”[3] olarak, jeomühendisliği, Bill Gates “sadece bir sigorta poliçesi” olarak, Natan Myhrvold “yangın merdiveni” olarak tanımlıyor.

Bilinmezliğe yapılan yatırımlar

Klein ayrıca, atmosferle oynanacak jeomühendislik fikirleri için, Sosyolog Bruno Latour’dan yaptığı alıntıyla “insanın tanrı rolünü oynamakla ilgili prototipik uyarı hikayelerinden (Frankenstein) ders çıkarılmıyor” değerlendirmesini yapıyor.

Bunların yanı sıra, Klein jeomühendislik projelerinin yaratacağı riskleri de tartışıyor. Üzerinde en çok durulan jeomühendislik projesi olan Pinatubo seçeneğinin; gökyüzünde kalıcı bir pus oluşması, güneş enerjisinde düşme, dünyanın bir yarımküresinde aşırı yağış, diğer yarımküresinde ise aşırı kuraklık gibi öngörülemeyecek sonuçlara yol açabileceğini belirten Klein, meselenin etik boyutuna da ayrıca vurgu yapıyor. Dünyanın bir bölümünü büyük bir yoksulluğa teslim edecek bir projede hangi yarımkürenin seçileceğine kimin karar vereceği açık olduğuna göre, bunu bir “soykırım” olarak tanımlamaktan geri durmuyor. “Dünya yoksullarının sırtına yıkılacak bir etki” olarak tarif ettiği kuraklık ve su kaynaklarında azalma risklerinin görmezden gelindiğini, çünkü risklerin yoksullara yöneldiğini belirtiyor.

Fosilciliğin devamlılığı için jeomühendislik

Fosil yakıt şirketlerinin de jeomühendisliği desteklediğini; en büyük sorununun, iklim değişikliğinin temel sebebine, ısıyı tutan gazların çoğalmasını değiştirmeye el atmaması, belirgin semptoma yönelmesi olduğunu söyleyen Klein, tüm bu mühendislik oyunlarının yapılacak bir şey kalmazsa başvurulacak bir B planı değil, aslında fosil yakıt endüstrisinin hiçbir taviz vermeden gezegeni kirletmeye devam etmesini öngören A planı olduğunu açığa çıkarıyor. Dolayısıyla, bilimin bizi kurtaracağı anlayışının bizzat bugün gerçek zararlar verdiğini belirtiyor.

Gerçek bir A planına ihtiyacımız olduğunu söyleyen Klein, bunu şöyle tarif ediyor: Fosil yakıtların toprağın altında tutulması, hükümetlerin yenilenebilir enerjiye hızlı bir geçişe uygun fonları temin etmesi, ekolojik yöntemlere dayalı bir tarım modeline geçilmesi.

Gerçek çözümler

Naomi Klein, insanların büyük çoğunluğunun jeomühendislike güvenmediğini belirtiyor. Daha önceki ağlara hiç katılmamış, fiyaskolar furyasına tanıklık etmiş ve mühendislik maceralarında kumar oynamaya istekli olmayan yeni bir hareketin yükseldiğini ve fosil yakıt endüstrisini temellerinden sarsmaya başladığını belirtiyor. Kitabın sonraki bölümlerinde, bu hareketleri detaylı olarak ele alıyor.

Tartışma başlıkları

Bu bölüm sayesinde, jeomühendislik teknolojilerindeki seçeneklerin ne kadar ürkütücü olduğunu farketmekle birlikte, gerek kamuoyu farkındalığının düşüklüğünü, gerekse bu kadar korkunç yöntemlerin Royal Soceity gibi Türkiye’de de bilim çevrelerinde saygınlığı tartışma konusu olmayan prestijli kurumlarca bu seçenekleri ön plana çıkarılması çabalarını da kaygı verici olarak değerlendirdik.

Tartışmamızda, teknoloji hayranlığının ciddi bir mesele olduğunun ve Bill Gates, Elon Musk gibi “mucitlerin” büyük bir hayranlıkla takip edildiğinin, iklim krizi gibi büyük bir küresel sorununa ancak büyük dâhilerin çözüm üretebileceği, sistemin kriz anında mutlaka bir çözüm üreteceği fikrinin çok yaygın olduğunun üzerinde durduk.

Teknoloji ve teknoloji sermayedarlarına hayranlık genel bir eğilim olmakla birlikte, bugün gençler arasında yayılan Fridays for Future hareketinde hiç teknoloji yüceltmesi yok ve bu üzerinde durulması gereken, yeni bir şey. Greta’nın konuşmalarında, Friday for Future hareketi metinlerinde bu kafa karışıklığını hiç görmüyoruz. Genç çevreciler, teknolojinin bizi kurtaracağı tuzağına düşmediklerini not ettik.

Tartışmamızda uzay araştırmaları da konu oldu. Teknolojik çözümlerde başka bir boyutu temsil eden uzayda yaşamı mümkün kılma çalışmalarının büyük bir sektöre dönüştüğü, çok detaylı ve muhteşem bilimsel öngörü ve icatlara dayandığı bir gündemi yaşıyoruz. Ancak, bu çalışmaların temel yaklaşımını irdelediğimizde daha vahim bir tabloyla karşılaşıyoruz: Mars’ta kızıl toz kütlesinin ortasında koloniler inşa edip, yer altında bilinmez dehlizlerde su ararken, Dünya’da geniş alanlara yayılan ve yaşam kaynağı olan suyu hunharca yok ediyoruz. Venüs’te, diğer gezegenlerin uydularında organik yaşamın izini bulduğumuzda inanılmaz şekilde heyecanlanıyoruz ama yeryüzüne yaygın trilyonlarca yaşam çeşitliliğini varlıklarını hunharca tüketiyoruz.  Planlarımızı zaten batmakta olan gemiyi daha hızlı batırmak ve battıktan sonra da batıracağımız bir sonraki gemiyi bulmak üzerine yapıyoruz.

Sonuç

Aslında kitabın bu bölümlerinde gördük ki, ekolojik yıkım neoliberal sistemle uzlaşarak, tavizler kopararak, milyarderlerin insafı ve ahlaki değerlerine bırakılarak, nereye varacağı ve nelere yol açacağı belirsiz mühendislik projeleriyle önlenemeyecek.  Zira neoliberal sistem çok güçlü, örgütlü ve  karlarından, ayrıcalıklarından vazgeçmek istemiyorlar. Herşeyi yapmaya hazırlar. Buna karşı yapılması gereken kararlı bir şekilde yuvamızı, toprağımızı, suyumuzu, türleri ve kültürler, çeşitliliği, yaşamı savunmaktan geçiyor. Klein sonraki bölümlerde mücadele alanlarını ele alarak soruna çözüm için önemli perspektifler çiziyor.

[1] Örneğin Royal Society: 1960’da kurulmuş, mottosu “hiçbir konuda otoriteye bel bağlama” olan, özünde emperyalist politika yürüten prestijli bilimsel kuruluş. 2009’da İngiltere hükümetini jeomühendislik yöntemleri araştırmalarına kaynak ayırmaya çağırdı. 2011’de güneş ışınlarının bir kısmını engelleyecek mühendislik müdahalelerinin iklim değişikliği konusunda tek seçenek olduğunu iddia etti. Aynı yıl, jeomühendislik araştırmalarının nasıl yönlendirileceği, hangi kurumların düzenleyici olacağı üzerine bir toplantı organize etti. Klein bu toplantısının amacının jeomühendisliği test etmek değil, çevre otoritelerini ona yönlendirmek. Bu nedenle, Asya ve Afrika’dan bilimciler ve STK’lar da davetli. Bu noktada, Greenpeace’in toplantıya katılmayı reddettiğini de belirtmek gerek.

[2] “Pinatubo Seçeneği”: Atmosfere parçacık yaymak ve böylece toprağa ulaşan ısı miktarını düşürmek (helyum balonlarıyla havada tutulan bir hortumdan stratosfere sülfat aeroselleri püskürtmek).

[3] Şok Doktrini: Gerçek bir krizde hassasiyetler söner, yüksek riskli davranışlar geçici olarak kabul edilebilir görünür.