Kültür-Sanat Gündemi Çalışma Komisyonu’nda bu oturumda, 15 günlük gelişmelerin değerlendirildiği önceki oturumlardan farklı olarak, bir süredir sanat ve siyaset camiasında gündem olan seçim sonrası yerel yönetimlerin kültür-sanat politikaları ele alındı ve Thom Yorke’un “Anima” video klibi sanatsal açıdan değerlendirildi. Haber akışına buradan ulaşılabilir.

Yerel Yönetimlerde Kültür-Sanat ve Sanatçıların Tavrı 

Son yerel seçimlerin ardından CHP belediyeleri (özellikle İstanbul) sanat çevreleri tarafından dikkatle ve umutlu bir şekilde takip ediliyor. İktidarın el değiştirdiği yerel yönetimlerde yaşanan bir takım gelişmeler umut verici. Buna HDP’nin yönetimi kayyımlardan geri aldığı belediyelerdeki birtakım değişimler-gelişmeler ve Ekrem İmamoğlu’nun seçim sonrası devam eden olumlu vaatleri ve söylemleri örnek verilebilir. Bunun yanında yerel yönetimdeki kültür-sanat alanında en çok dikkat çeken haber, İBB başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından Kültür Müdürlüğü’ne atanan Taner Çetin oldu. Taner Çetin, geçtiğimiz dönem Ekrem İmamoğlu’nun başında olduğu Beylikdüzü Belediyesi’nde de kültür müdürlüğü görevindeydi. Basında, Taner Çetin’in Beylikdüzü kültür müdürlüğü döneminde savurgan harcamalar yaptığı yönünde bazı haberler yayınlandı. Bu haberlerin çoğu Taner Çetin Beylikdüzü belediyesi görevindeyken ortaya konan haberler. Bazı belgelerle birlikte paylaşılan bu haberlere eleştirilerin muhataplarından (Taner Çetin ya da Ekrem İmamoğlu’ndan) henüz bir tepki gelmedi. Yerelde yeni iktidar sahipleri kendi kadrolarını oluşturmak derdindeyken, muhalefete ‘topal ördek’ muamelesi yapacağını ve onları çalıştırmayacağını söyleyen AKP (ve Cumhurbaşkanı Erdoğan) ne yapıyor? AKP’nin kültür-sanata yönelik baskıları devam ederken, henüz belediyelere yönelik önemli bir hamleye tanık olmadık. Bu durum, içeride yeni siyasi parti girişimiyle, dışarıda S-400 gündemleriyle uğraşan Akp’nin dikkatini henüz bu alana yöneltmediğini düşündürüyor. İktidarın tamamen boş durduğunu söylemek yanlış olur. Özellikle getirilmek istenen yeni belediyecilik yasası ile bu alan daha da zora sokulmak isteniyor. Yasaya göre belediyeler kültür sanat alanında da ihale usulü ile çalışmaya zorlanacak ve bu da kültür-sanat ortamı için çeşitli dezavantajlar yaratacaktır. Öncelikle bu yöntemle içerikten ziyade bütçenin öne çıkması, sanatsal kaygılar yerine ekonomik kaygıların ağır basması olası…

Bu veriler ışığında belediyelerden öncelikli olarak kültür ürünlerini metalaştıran, sanat ortamını piyasalaştıran bu taslak yasaya karşı tavır almalarını ve her alanda karşılaştığımız AKP’nin yandaş kadro politikalarının tersine liyakat esasıyla hareket etmelerini beklemek gerekiyor. Bunun yanında belediyelerin profesyonel sanat çevrelerini adaletli bir şekilde desteklemesi ve amatör sanat çalışmaları konusunda etkin ve verimli çalışmalar yürütmesi de üzerinde durulması gereken noktalardan. 

Sanat ürünlerinin halka taşınması ve yurt dışı ile kültür alışverişinin sağlanması açısından işlevsel olan festivaller artırılmalı ve bu festivaller sürdürülebilir duruma getirilmelidir. Sanata ayrılan bütçe ve bunun paylaşımı, var olan mekânların kullanımı ve yeni mekânların kazandırılması hedefleri, şeffaf bir şekilde yürütülmelidir. Belediyenin kapısına gelen herkese popülist bir yaklaşımla ‘olur’ demek yerine nitelikli çalışmalar yürüten sanatçılara destek verilmelidir. Amatör sanat çalışmaları için de daha önce yürütülen kurs faaliyetleri, belediyelerce oluşturulacak doğru kadrolar ve katılımcı bir içerikle nitelikli kültür-sanat faaliyetlerine dönüştürebilir ve bu kültür-sanat faaliyetlerine halkın katılımı artırılabilir. Böylelikle kısa vadede var olan mekânlar nitelikli bir şekilde işlevselleşebilir, uzun vade de seçimlerde çokça dile getirilen ‘her semte kültür merkezi her mahalleye tiyatro salonu’ vaatleri söylemden çıkarılıp pratiğe dönüştürülebilir. Belki bu şekilde niteliksiz ve propagandist kurs programları aydınlanmacı bir çerçeveye kavuşturulup halka taşınabilir. Sanatçılar ve sanat çevreleri de belediyelere taleplerini sunmanın yanı sıra aydın sorumluluğu ile davranarak çeşitli noktalarda desteklerini sunabilirler. Örneğin belediye başkanları (veya başka görevliler) ile yapılan görüşmeler şeffaf yürütülebilir ve maksimum temsiliyetle gerçekleştirilebilir. Aksi takdirde devamlı eleştirilen kayırmacılık hatası bizzat sanatçılar tarafından teşvik edilmiş ve yeni yönetimlerce de tekrarlanmış olacak. Sanat çevreleri belediyelerden demokratik ilkelere - evrensel kriterlere göre belirlenen bir kültür sanat programı talep etmeli ve oluşturulan yeni programın uygulamalarını takip etmelidirler. Gerek yerel yönetimlerce gerekse sanat çevreleri tarafından gerçekleştirilmek istenen olumlu değişim-dönüşüm için dünyanın başka yerlerindeki örneklere bakılabilir.

Türkiye’de her alanda olduğu gibi kültür sanat alanında da uzunca bir süredir çok baskı var. Bunun sonucunda gerçekleşen son yerel seçimler baskı gören her kesim için umut oldu ve yerel yönetimler bu anlamda daha çok takip edilir duruma geldi denilebilir. Bu umudun asıl taşıyıcısı da İstanbul’da yirmi beş sene sonra göreve gelen Ekrem İmamoğlu oldu. Yazının başında da söylendiği gibi ‘her şeyin ne kadar güzel olduğuna’ bakmak için henüz erken. Ekrem İmamoğlu kültür-sanat için henüz planlı-programlı bir organizasyon gerçekleştirmese de katıldığı çeşitli etkinliklerde çeşitliliğe vurgu yapmaya ve kültür-sanata dair olumlu vaatlerde bulunmaya devam ediyor. Sanatçıların ve sanat kurumlarının, demokratik tavır gereği, yerel yönetimlerin herkese taşımakla görevli olduğu eşit hizmet için talepte bulunmaları ve takipçi olmaları gerekiyor.