1 Haziran’da Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelenen, geçtiğimiz günlerde YouTube’da yayımlanan Ölü Deniz gösterisi nedeniyle stand-up sanatçısı Deniz Göktaş hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret” ve “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçlamalarıyla soruşturma açıldı. 2 Temmuz’da yurt dışı tatilinden dönerken havaalanında ters kelepçeyle gözaltına alınan Göktaş, 3 Temmuz’da tutuklandı. Böylece, YouTube’da yaklaşık 10 milyon kişiye ulaşan gösterisiyle siyasi taşlamalarını geniş kitlelere ulaştıran Deniz Göktaş’a bunun görmezden gelinmeyeceği ilan edilmiş oldu.

Ölü Deniz gösterisinin yargı konusu haline getirilmesi, siyasi iktidarın kültür-sanat alanında ifade özgürlüğünü yok edip sansür, otosansür ve korku iklimini yargı eliyle derinleştirmekte kararlı olduğunu gösteriyor. Ülkemizde eleştirilere en fazla muhatap olacak kişilerin memleketi yönetenler olması şaşılacak bir durum değildir. Şaşılacak olan, bir siyasi yöneticinin hem ülkeyi neredeyse sınırsız yetkiyle yönetmesi hem de eleştiriden azad olmayı talep etmesidir.  İnsanların Deniz Göktaş’ın gösterisini izlerken bile “Başına bir şey gelir mi?” kaygısı taşıdığı bir ülkede, asıl sorun sanatçının sözleri değil, ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran siyasal ve kültürel iklimdir. Alevileri temsil iddiası bulunmayan, diğer yandan Alevi olduğunu gizlemeyen bir mizah sanatçısının, Sivas katliamının yıldönümünde Kuran-ı Kerim hakkındaki sözleri gerekçe gösterilerek ters kelepçeyle gözaltına alınması sembolik bir mesaj değilse, kötü bir tesadüf olsa gerek.

İfade özgürlüğünü esas alan bir hukuk düzeninde yapılması gereken açıktır: Deniz Göktaş derhal serbest bırakılmalı ve hakkındaki tüm suçlamalar düşürülmelidir. Tüm toplumun özgürce konuşabildiği bir alan yaratılması için düşünce ve ifade özgürlüğü güvence altına alınmalıdır