Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) Yayınları’ndan çıkan Michael Albert’ın Düşünce Düşleri: 21. Yüzyıl için Radikal Teori adlı kitabı, çağımızda sistem-karşıtı hareketlerle bağ kurmak isteyenler için eleştirel bakış açısı sağlayan bir çalışma. Kitabın yazarı Michael Albert, haftada çeyrek milyon kişinin ziyaret ettiği muhalif internet sitesi ZNet’in (www.zmag.org) koordinatörü. Düşünce Düşleri, ZNet’in aktivistler için açtığı yaz okulunda verilen derslerden oluşuyor.
Kitapta radikal bir toplumsal teori oluşturmak için gerekli aşamalar ele alınıyor. Teori oluşturma süreci, arka plan bilgisi gerektirmeyen basitlikte ve çok genel hatlarıyla tartışılıyor. Ama tartışmanın zengin bir bakış açısından beslendiğini söyleyebiliriz. Tartışma ilerledikçe, Albert halihazırdaki dört sistem-karşıtı perspektife –anarşizm, Marksizm, feminizm ve ulusçuluğa– değiniyor. Bu akımlar, Michael Albert’ın toplumun dört temel ekseni olarak tanımladığı şu alanlara denk düşüyor: Anarşizmin analiz etmeye çalıştığı siyasi alan, yani hiyerarşik yönetim biçimleri. Marksizmin üzerinde durduğu ekonomik alan; feminizmin, ataerkinin kaynağı saydığı akrabalık ilişkileri; ve ulusçuluğun ilgi odağı olan kültürel kimlikler.
Tartışma yabancısı olmadığımız bir eksende yürüyor: Bu alanlardan birisini temel kabul edip diğerlerinin büyük ölçüde onun tarafından belirlendiğini söylemek ne derece doğru olur? Örneğin, çocukların sosyalleşmesini veya etnik/ulusal kimlikleri, sadece sınıf mücadelesini temel alarak açıklayabilir miyiz? Marksizm için sıkça yapılan bu indirgemecilik eleştirisini Albert diğer akımlara da yöneltiyor: Ataerkinin, ekonomik ilişkileri veya kültürel kimlikleri nasıl biçimlendirdiğini incelerken, bu alanların da aile gibi ataerkil yapıları nasıl etkilediğini analiz etmemiz gerekmez mi?
“Radikal bir teoriyi nasıl inşa ederiz?” tartışması ilerledikçe, muhalif hareketlere zengin bir perspektif kazandırabilecek şu analizle karşılaşıyoruz: Toplumu oluşturan dört temel alan eşit derecede önemlidir ve birbirlerinin yapısal niteliklerini yeniden tanımlayacak kadar güçlü bir etkileşim içindedir. Sistem-karşıtı dört akımın her biri belirli bir toplumsal alana odaklanır ve işimize yarayacak aydınlatıcı açıklamalar getirir. Ama her birinin kendi odaklandığı alanı “temel”, diğerlerini ise “tâli” ilan etmesi, muhaliflerin toplumsal yaşamı bir bütün olarak kavrayıp zengin bir vizyon geliştirmesini engellemektedir. Oysa verili bir toplumu ele alırken bize gerekli olan, karşılıklı etkileşimleri gözeten zengin bir teorik çerçevedir. Verili bir durumda hangi alanın öne çıktığına ve alanlar arası etkileşim nasıl gerçekleştiğine ise a priori karar veremeyiz; bu sorular ancak ampirik araştırmanın konusu olabilir.
Aslında sorun teorik olduğu kadar pratiktir: Günümüzde aktivistler, ilişkilendikleri sistem-karşıtı hareketlerin öncelik verdiği alan hangisiyse, onu temel alan tek yanlı bir mücadele yürütme eğiliminde. Bu yüzden, başka duyarlılıkları olanlar için yapabildikleri en iyi şey, onları “temel” saydıkları alanı değiştirme mücadelesine katılmaya çağırmak. Nitekim, 80 öncesinde Türkiye’de Marksistler, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak için kadınları ekonomik yapıyı değiştirmeye çağırırdı. Feminist akım güçlendikçe bu çağrıya daha az kulak asıldı; ama bu kez de feministler, sınıfsal dinamiklerin toplumsal cinsiyet ilişkilerini nasıl etkilediğini gündemlerine almama eğilimine girdi. Benzer şeyler, etnik ve ulusal kimliklere yeterince kafa yormayan, bu yüzden “her türlü milliyetçiliği” reddeden başka muhalif hareketler için de söylenebilir. Bu nedenle, toplumsal yaşam alanlarının her birine gereken ağırlığın verilmesi, dağınık ve birbirini anlama güçlüğü yaşayan muhalif hareketlerin bir araya gelip etkili bir güç oluşturabilmesi için de önemli.
Düşünce Düşleri, özellikle toplumsal değişime katkı sunmak isteyen genç insanlara zengin bir teorik çerçevenin önemini hatırlatıyor. Kuşkusuz toplumsal hareketleri sadece teorik çerçeveler belirlemiyor. Ama sosyalist hareketlerin içine girdiği kriz, temel varsayımların uzun vadeli, tarihsel etkileri hakkında hepimize bir fikir vermiş olmalı.
