Artizan bünyesinde kültür ve sanat alanında çalışmalar yürüten genç kuşak, “kültürel çoğulculuk” kavramını inceleme ve bu kavramın günümüzdeki yansımalarını anlama amacıyla, Kasım 2024-Şubat 2025 arasında genç katılımcıların[1] yer aldığı bir okuma ve tartışma grubu oluşturmuştur.
Çalışmada şu temel soruların yanıtları aranmıştır:
- “Çokkültürcülük”, “polikültürcülük”, “kültürel çoğulculuk”, “asimilasyon” ve “ayrılıkçılık” gibi kavramlar tarih boyunca nasıl tartışılmıştır?
- Bu kavramlar günümüz dünyasında, özellikle de neoliberal politikalar bağlamında nasıl şekillenmiştir?
- Bugünün kültürel ve toplumsal yapısı içinde bu kavramları nasıl anlamlandırabiliriz?
Çalışma ile şu hedeflere ulaşılması amaçlanmıştır:
- Katılımcıların çokkültürlülük ve kültürel çoğulculuk gibi temel kavramlara dair ortak bir anlayış geliştirmesi,
- Kültür teorisiyle tanışmaları ve kavramsal bilgi birikimlerini artırmaları,
- Katılımcıların sanatsal üretimlerinin kuramsal altyapısının güçlendirilmesi.
Çalışmanın Kuruluşu ve İçeriği
Altı hafta süren bu çalışmada katılımcılar, belirlenen kaynaklar ve temalar doğrultusunda okuma ve tartışma çalışması yürütmüştür.[2] Çalışma süresince kullanılan kaynakların tiyatro, dans ve müzik alanlarından örneklerle; yazılı, sözlü ve görsel materyallerle zenginleştirilmesi hedeflenmiştir. Okuma grubunda tiyatro, dans, müzik, edebiyat ve sinema gibi farklı alanlarda çalışan sanatçılar yer almıştır. Bu disiplinler arası çeşitlilik, kültürel çoğulculuk kavramının farklı perspektiflerden ele alınmasına; böylece tartışmaların daha katmanlı bir şekilde ilerlemesine olanak sağlamıştır.
Katılımcıların, önerilen kaynak listesini kendi ilgi alanları doğrultusunda opsiyonel kaynaklarla genişletmesi teşvik edilmiştir. Bu bağlamda, her katılımcıdan her hafta, akademik makaleden haber yazılarına, podcast’lerden gösteri video veya görsellerine kadar farklı formatlarda bir ek kaynak incelemesi, bu kaynağa dair kısa bir değerlendirme hazırlaması ve gerekli gördüğü takdirde grup içinde paylaşması beklenmiştir.
Bu yazının devamında, yürütülen çalışma süresince öne çıkan temel kavramlara ve tartışmalara dair notlara yer verilecektir.
Kültür Teorisine Giriş
Kültürel çoğulculuk okuma çalışması, ilk olarak Raymond Williams’ın New Keywords-A Revised Vocabulary of Culture Society adlı kitabının “Kültür” bölümü, Theodor Adorno’nun “Kültür Endüstrisi” adlı makalesi ve George Yudice’in “The Expediency of Culture” adlı makalesinin incelenmesi ile başladı. Bu haftanın tartışmasının zenginleşmesi için Medyascope’ta yayımlanan Poetik ve Politik adlı yayının Kültür ve medeniyet adlı bölümü izlendi. Opsiyonel kaynaklar arasında Raymond Williams’ın “Bir Kültür Sosyolojisine Doğru”; Eric Hobsbawm’ın “Geleneğin İcadı”; Frank J. Lechner; John Boli’nin “Introduction: The Olympic Games and the Meaning of World Culture” adlı makaleleri de vardı.
Okuma çalışmasında, kültürel çoğulculuk kavramı üzerine konuşmadan önce, kültür teorisine öncelik verilerek kültür tanımına giriş yapılması hedeflendi. Metinler, kültür kavramını toplumsal, siyasal ve ekonomik bağlamlarda kavrayabilme amacıyla seçildi. Kültürün nasıl üretildiği, kimler tarafından tanımlandığı ve bu tanımların hangi güç ilişkileriyle bağlantılı olduğu gibi sorular araştırıldı.
Tartışma boyunca; kültürün tarihsel gelişimi, farklı alanlardaki kullanımları ve bu kavrama yönelik eleştirel yaklaşımlar üzerinde duruldu. Okumalarda antropoloji ve sosyoloji disiplinlerinin kültür tanımlarına yer verildi. Ayrıca medeniyet ile kültür arasındaki ayrım, kültürün eğitim, siyaset ve ekonomiyle nasıl ilişkilendiği, kültürel hegemonya ve kitle kültürü gibi konular da gündeme alındı. Kültür endüstrisi eleştirisi, kültürün nasıl araçsallaştırıldığına ve ticarileştirildiğine dair bir çerçeve sundu. Özellikle kültürün bir normlar bütünü olarak toplumsal yaşamı nasıl biçimlendirdiği, kimlik politikalarıyla nasıl iç içe geçtiği ve sanatçı ile entelektüelin bu yapılar içinde nerede konumlandığı tartışıldı. Bu noktada Türkiye özelinde STK’ların, özel kuruluşların, belediyelerin birbiriyle ve kültür ile olan ilişkilerinin hangi saikler etrafında şekillendiği ele alındı. Ek olarak, kültürün hangi kavramlar çerçevesinde şekillendiği de bir başka tartışma konusu oldu. Antropolojik kültür, müfredat ve maarif kavramları çerçevesinde kültürün hem toplumsal hem sanatsal hem de tarihsel bağlamda nasıl yazıldığı ve biçimlendirildiği değerlendirildi.
Özellikle sanat bağlamında ele aldığımızda, kültürün yalnızca üretilen içeriklerle sınırlı olmadığı, gündelik yaşamla da karşılıklı bir etkileşim içinde şekillendiği; bu çerçevede sanatçının üretim sürecinin, içinde bulunduğu toplumsal bağlamdan çeşitli düzeylerde etkilenebileceği değerlendirildi.
Kültürel Çoğulculuk Temel Kavramlar Tartışması
“Kültür teorisine giriş” haftasının ardından, kültürel çoğulculuğa dair temel kavramların tartışılması hedeflendi. İkinci haftanın okuma programı; kültürel çoğulculuk kavramına dair temel kuramsal çerçeveyi kurmak ve tartışmayı tarihsel, politik ve ekonomik bağlamlarla derinleştirmek amacıyla oluşturuldu. Bu doğrultuda; Folklora Doğru dergisinin 66. sayısından Veysel Fırat Bozçalı’nın yazdığı “Çokkültürcülük Dosyası Sunuş”, Neera Chandhoke’nin kaleme aldığı “Tanınmanın Mantığı mı?” ve Michael Albert & Justin Podur’un birlikte yazdığı “Kültürü Devrimcileştirmek” adlı makaleler seçildi.
Tartışmaların temelinde çokkültürcülük ve kültürel çoğulculuk kavramlarının anlaşılması, karşılaştırılması ve değerlendirilmesi yer aldı. Bu kavramların daha iyi kavranabilmesi için tarihsel süreçlere ve milliyetçilikle birlikte ortaya çıkan asimilasyon politikalarına odaklanıldı; “eritme potası” ve “etnik mozaik” gibi kavramlar ele alındı. Bu çerçevede çokkültürcülüğe yöneltilen eleştiriler de tartışmaya açıldı; söz konusu eleştirilerin ardından “tanınma” ve “kültürel vatandaşlık” kavramları üzerinden kültürel çoğulculuk önerisi tartışıldı.
Bu tartışmaların merkezinde yer alan “tanınma” meselesi, yalnızca kültürel görünürlük ya da sembolik kabul düzeyinde değil, hak temelli bir mücadele alanı olarak ele alındı. Kimliklerin, kültürlerin ve toplumsal grupların tanınma taleplerinin; onur, özgüven, aidiyet ve siyasal temsil gibi çok katmanlı etkiler yarattığı vurgulandı. Bu çerçevede, kültürel çoğulculuk kavramının, kültürlerin sadece bir arada bulunmasından öte, eşit haklar temelinde birlikte yaşayabilmesini ifade ettiği belirtildi. Kültürel çoğulculuk, kültürlerin birbirinden izole sabit yapılar olarak değil; sürekli etkileşim, müzakere ve dönüşüm halinde olan dinamik ilişkiler bütünü olarak ele alındı. Böylece, kültürlerin sadece yan yana var olması değil, temas ederek birbirini dönüştürmesi ve yeni ortak alanlar yaratması gerektiği üzerinde duruldu.
Bu noktada, kültürel çoğulcu politikalara mikro düzeyde nasıl başlanabileceği ve bu politikaların yakın çevre içinde nasıl örgütlenebileceği tartışıldı. Tartışmanın sonunda ise, bu sorular ışığında yürütülen kültür ve sanat çalışmalarında farklı kültürler arasındaki etkileşimlerin nasıl ele alınabileceğinin göz önünde bulundurulması gerektiği değerlendirildi.
Melezlik
Kültürel çoğulculuk çerçevesinde yürütülen okuma programının üçüncü haftasında, “kültürel melezleşme” kavramı ve bu kavramın özellikle müzik alanındaki yansımaları tartışmaya açıldı. Haftanın amacı; kültürlerarası etkileşim sonucu ortaya çıkan melez formları anlamak, bu süreçleri estetik ve politik açılardan değerlendirmek ve kültürel çoğulculuk tartışmalarıyla ilişkilendirmekti.
Temel kuramsal çerçeveyi oluşturmak ve tartışmaları somut örnekler üzerinden derinleştirmek amacıyla iki metin seçildi: “Kültürel Karşılaşmalar: Melez Müzikler[3]” adlı makale, kültürlerin tarihsel karşılaşmaları ve etkileşimleri üzerinden melezlik kavramını ele alırken; “Elektronik Müzikte Kültürel Melezlik Olgusu: DJ İpek ve Mercan Dede Örnekleri[4]” başlıklı çalışma, teknolojinin ve müzikal üretim süreçlerinin melezleşme üzerindeki etkisine odaklandı. Temel okumaların yanı sıra, Alevi müziğinin 1980’ler sonrası dönüşümüne ilişkin örnekler üzerinden melez müzik pratiklerinin tarihsel ve politik bağlamları da ele alındı
Melezliğin yalnızca iki farklı unsurun yan yana gelişi değil; etkileşim, dönüşüm ve yeni bir form yaratma süreci olduğu fikri, tartışmanın merkezinde yer aldı. Melezleşmenin üretici kadar tüketici toplumun katılımıyla şekillendiği; bu sürecin sadece estetik değil, aynı zamanda toplumsal, tarihsel ve politik bağlamlarla da okunması gerektiği vurgulandı. Egemen kültürlerin dayattığı normlara karşı melezliğin bir direniş alanı oluşturup oluşturmadığı; bir tercih mi, zorunluluk mu, kaçınılmazlık mı olduğu; melez ürünlerin hangi koşullarda “organik” ya da “eklektik” sayılabileceği soruları ekseninde değerlendirmeler yapıldı. Ayrıca melezleşme süreçlerinin göçle yakından ilişkili olduğu; bu bağlamda göçün, farklı kültürlerin karşılaşma ve etkileşim süreçlerini şekillendirerek yeni kültürel biçimlerin ortaya çıkmasına zemin hazırladığı konuşuldu. Göçmenlerin deneyimleri ve sosyal dönüşümleri, bağlamsal düzeyde ele alınması gereken önemli bir veri olarak değerlendirildi.
Okunan makalelerden ve dinlenen şarkı örneklerinden yola çıkarak; sanatçıların üretimleri, piyasa dinamikleri, estetik kaygıları ve teknik bilgilerinin rolünün hangi bağlamda değerlendirileceğine dair sorular soruldu. Bir başka önemli eksen de, kültürel öğelerin üretimlerde yalnızca süs olarak mı, yoksa üretimin asli unsuru olarak mı kullanıldığıydı.
Tartışma sonunda, melezlik kavramının kültürlerarası karşılaşmalarda ortaya çıkan yeni formları anlamak için önemli bir çerçeve sunduğu vurgulandı. Melezliğin farklı sanat disiplinlerindeki karşılıkları, sanatsal üretim için sunduğu imkânlar ve bu üretimlerin toplumsal karşılığı üzerine daha fazla düşünmeye ihtiyaç olduğu dile getirildi.
Güncel Türkiye Tartışmaları
Çalışmanın son haftasında ise 2018 İKSV Raporu: “Kültürel Çoğulculuğu Sanat Yoluyla Geliştirmek” adlı rapor, Evrim Hikmet Öğüt’ün SURİYELİ SOKAK MÜZİSYENLERİ – Göç hepimizi değiştiriyor adlı yazısı ve Mahmut Çınar’ın kaleme aldığı İstanbul’un Suriyeli Müzisyenleri Ve “Sınırın Ötesinden Sesler” – 1 adlı yazı ve Sınırın ötesinden sesler adlı belgesel incelendi. Tartışmaların, Feyza Baban’ın ve Kemal Vurlan Talan’ın konuk olduğu Öteki Hikayeler adlı podcast bölümleri ile zenginleşmesi hedeflendi.
Seçilen metinler, kültürü sadece bir kimlik ya da aidiyet meselesi olarak değil, aynı zamanda sistemle, sınıfla ve iktidarla kurduğu ilişki üzerinden düşünmeyi sağlayacak içeriklere sahipti. Amaç; kültürü bireysel deneyimlerin ötesine taşıyarak, politik, ekonomik ve tarihsel bir bağlama oturtabilmekti. Böylece kültürel olanın nasıl üretildiğini, hangi güç ilişkileriyle şekillendiğini anlamaya yönelik bir zemin oluşturma hedeflendi. Kültür kavramına eleştirel ve tarihsel bir bakış geliştirirken aynı zamanda güncel tartışmaları yürütecek zeminin sağlanmasına dikkat edildi.
Bahsi geçen İKSV Raporu tartışmanın gövdesini oluşturdu. 2018 yılında yayımlanan; İKSV – Birlikte Yaşamak: Kültürel Çoğulculuğu Sanat Yoluyla Geliştirmek adlı rapor bir önceki hafta tartıştığımız kavramların üzerine yeni bir kavram koydu: radikal kozmopolitlik. Rapor, “radikal kozmopolitlik” kavramı ile asimilasyonculuğa veya -çokkültürlülükten farklı olarak- birlikte yaşamaya alternatif bir yol sunduğunu iddia ediyor. Radikal kozmopolitliği; “İnsanların ilişkisel doğasını ve etkileşim yoluyla birbirlerini dönüştürme kapasitelerini vurgular.” diyerek açıklıyor. Bu kavramın teorik açıklamasından sonra dünyadan ve Türkiye’den örnekler veriyor. Kültürel çoğulculuk meselesine ise göç teması üzerinden yaklaşıyor. 2017 yılı sonunda dünya üzerinde 70 milyon zorla yerinden edilmiş insan olduğunu belirten rapor, Türkiye özelinde Suriye meselesini de ele alıyor. “Yerliler ve yeni gelenler arasındaki gerilimin arttığı bu dünyada kültür-sanatın gücü ne olabilir?” sorusunu da peşi sıra ekliyor.
Raporda, göçmenlik meselesinin örnekler üzerinden ele alınarak politik bir boyuta işaret ettiği görülmekle birlikte; Suriye’deki savaş koşulları, sınırların keyfîliği ve göçmenlerin ucuz işgücü olarak konumlanması gibi yapısal başlıklar yeterince değerlendirilmeden kültür ve sanatın daha çok bir sosyalleşme alanı olarak ele alınmış olduğu ifade edildi. Kültür ve sanatın yalnızca güçlendirici bir alan olarak değil, aynı zamanda belirli politik taleplere zemin hazırlayabilecek bir imkân olarak ele alınmamasının, rapordaki analizde bir eksiklik yarattığı değerlendirmesi yapıldı.
Aynı zamanda raporun, sunulan örnekleri somut çıktılara taşıma anlamında sınırlı bir tartışma sunduğu belirtildi. Tartışmanın sonunda ise sokak müzisyenleri örneği üzerinden, kültür ve sanatın yerelde önemli etkiler yaratabildiği; ancak bu etkilerin daha geniş ve kalıcı bir politik düzleme taşınması gerektiği vurgulandı.
Dünyanın Düzleşmesi kitabının incelenmesi
Kültürel çoğulculuk okuma çalışması; Olivier Roy’un kaleme aldığı Dünyanın Düzleşmesi: Kültürün Krizi ve Normların Tahakkümü kitabının incelenmesi ile sonlandırıldı. Üç hafta süren tartışma notlarının detaylı derlemesi ve değerlendirmesi, Dünyanın Düzleşmesi kitabı Üzerine Tartışma Notları adıyla Artizan sitesinde yayınlandı.
Kültürel Çoğulculuk Okuma Çalışmasının Değerlendirmesi
Bu çalışma, kültür teorisi ve kültürel çoğulculuk tartışmaları üzerinden kültür ve sanat alanının nasıl kavrandığını anlamaya, ortak düşünme zemini oluşturmaya yönelik, giriş niteliğinde bir çalışma olmayı amaçladı. Süreç boyunca kültürün yalnızca estetik bir alan ya da ifade alanı değil; güç ilişkileri, tanınma mücadeleleri ve politik karşılaşmalarla iç içe geçmiş bir alan olduğu vurgulandı. Okumalar ve tartışmalar, kültürel çoğulculuğun kültürlerin yan yana olmasından ziyade; etkileşim, müzakere ve dönüşüm süreçleriyle birlikte düşünülmesi gereken bir çerçeve sunduğunu ortaya koydu. Aynı zamanda kültür ve sanat pratiklerinin yerel düzeyde önemli etkiler yaratabildiği, ancak bu etkilerin çoğu zaman daha geniş ve kalıcı politik tartışmalara taşınma noktasında eksik kaldığı görüldü.
Bu çerçevede yürütülen çalışma, farklı kuşak ve disiplinlerden üyelerin bir araya gelerek ortak okuma ve tartışmalar yürütmesine olanak tanıyarak karşılıklı öğrenme ve deneyim paylaşımı açısından önemli bir zemin sundu. Bununla birlikte, bazı haftalarda içerik ve örnek fazlalığının tartışma odağının dağılmasına ve içeriklerin yer yer yüzeysel kalmasına neden olduğu görüldü. Bu durumun, ilerleyen süreçlerde daha dar odaklı başlıklar üzerinden ilerlenerek aşılabileceği değerlendirmesi yapıldı.
Genel olarak; bu çalışma ortak temel oluşturma hedefine büyük ölçüde ulaşmış olmakla birlikte, çalışma çıktılarının kamusal alana taşınması hedefinin tamamıyla gerçekleştirilemediğini belirtmek gerekiyor.
