Festival Ekonomileri ve Türkiye’deki Güncel Festivaller

Kültür-Sanat Komisyonu’nda çalışma yürüten genç kuşağın festivaller hakkında yaptığı tartışmanın[1] ikinci oturumunda festivallerin ekonomik boyutu ele alındı. Günümüzdeki ekonomik sistemin, neoliberal politikaların ve tüketim alışkanlıklarının festivalleri nasıl değiştirip dönüştürdüğüne odaklanıldı ve bu oturumda ekonomi iki boyutuyla ele alındı: deneyim ekonomisi ve festival ekonomisi.

 

Deneyim Ekonomisi

Tartışmada ilk olarak deneyim ekonomisinin ne olduğu, deneyimin günümüzde nasıl merkeze yerleştiği ve bunun festivallerin içeriğini ve kurgusunu hangi açılardan etkilediği üzerinde duruldu. Welcome to the Experience Economy” makalesinin girişinde deneyim ekonomisinin nasıl ortaya çıktığını somutlaştırmak için verilen örneklerden biri, ekonomik dönüşümün doğum günü pastası üzerinden okunmasıdır. Tarım ekonomisi döneminde doğum günü pastası evde, temel hammaddeler kullanılarak hazırlanırken; sanayi ekonomisi ile birlikte hazır karışımlar satın alınmış; hizmet ekonomisi aşamasında ise pasta fırınlardan ya da marketlerden temin edilmeye başlanmıştır. Günümüzde ise bu süreç bir adım daha ileri taşınarak yalnızca pastanın değil, doğum günü kutlamasının tamamının dışarıdan satın alındığı bir yapıya evrilmiştir. Burada ekonomik değer, pastanın kendisinden çok çocuklara sunulan, hatırlanabilir ve bütünlüklü bir deneyimde yoğunlaşmaktadır. Bu örnek, ekonominin ürün ve hizmetten deneyime doğru nasıl kaydığını ve deneyimin başlı başına bir ekonomik teklif haline geldiğini örneklendirmiş oldu.

Dolayısıyla günümüz dünyasında ekonomik değer yalnızca sunulan ürün ya da hizmetle değil, katılımcının bu süreçte yaşadığı deneyimle de ölçülmektedir. Bir mekânda hissedilen atmosfer, ses, koku ya da sunulan küçük detaylar, deneyimin bütününü oluşturarak zihinde kalıcı bir etki yaratmaktadır. Bu bağlamda, deneyim ekonomisinin soyut bir kavram değil, tıpkı bir ürün ya da hizmet gibi sunulan somut bir ekonomik teklif olduğu vurgulandı. Örnek olarak, Nike’ın deneyim odaklı mağaza tasarımlarıyla müşteri deneyimini merkeze alması ya da Hard Rock Cafe’nin yalnızca yemeği değil, bir ‘rock’ müzisyenin penasına dokunma gibi deneyimleri pazarlaması ele alındı.

 

Bahsedilen “deneyim odaklı mağazalar”a bir örnek olarak Londra’da bulunan NikeTown

 

Oturumun devamında, “deneyim” kavramının yalnızca “eğlence” ile eş anlamlı olarak ele alınmak zorunda olmadığı; farklı deneyim türlerinin de bulunduğu vurgulandı. Deneyim ekonomisi kapsamında deneyimler; bireyin sürece katılım düzeyi ve deneyimi yaşama biçimine göre sınıflandırılmakta, bu çerçevede dört temel deneyim türü öne çıkmaktadır: Bunlardan biri olan “eğlence deneyimi”nde (‘entertainment experience’) alımlayıcı, izleyici konumundadır. Olayları gözlemler ama sürece doğrudan katılmaz. Bu deneyime bir konser izlemek, film seyretmek, tiyatroya gitmek, televizyon izlemek gibi eylemler örnek verilebilir. “Eğitim deneyimi”ndeyse (‘educational experience’) bilgi edinme ön plandadır ama kişi hâlâ gözlemci konumundadır. Yine de eğlence deneyiminden farklı olarak kişi, gözlemci konumda olsa da sürece daha aktif katılımda bulunur ve deneyimi yaşayarak öğrenir. Bu deneyimlere dil dersi almak, atölye çalışmasına katılmak örnek gösterilebilir. “Kaçış deneyimi”nde (‘escapist experience’) ise katılımcı artık seyirci değil, deneyimin bir parçasıdır. Bu tür deneyimler kişinin “gerçek dünyadan kaçışını” sağlar. Buna bir tiyatro oyununda oynamak, ‘rafting’ yapmak gibi örnekler verilebilir. “Estetik deneyim”de (‘esthetic experience’) katılımcı ortamın bir parçası olur ancak burada sessiz bir gözlemcidir, ortama müdahale etmez. Bir sanat galerisi gezmek, doğa manzarasına bakmak bu deneyim biçimine örnek verilebilir.

 

 

Okuma programında yer alan “Müzik Festivallerinin Dönüşümü ve Deneyimin Gücü” adlı makale, deneyim ekonomisinin kuşaklar arası tüketim tercihleri üzerindeki etkisine dikkat çeker. Harris Poll ve Eventbrite tarafından yapılan bir araştırmaya göre, milenyum kuşağı bir şeye sahip olmaktan ziyade deneyim yaşamayı ve bir şeye erişimi daha fazla önemsemektedir; bu kuşağın büyük çoğunluğu, maddi bir ürüne para harcamak yerine deneyimlere yatırım yapmayı tercih etmektedir. Yapılan araştırmalar, özellikle milenyum kuşağı ve Gen Z diye adlandırılan genç nesillerin “yaşayacak bir şey” arayışında olduğunu göstermektedir.[2] Deneyim ekonomisinin, özellikle milenyum kuşağında “yaşanacak bir şey” arayışıyla şekillenen tüketim kültürü ve müşteri talebiyle birlikte geliştiği belirtilmiştir. Bu eğilim, festival kültürünün giderek ticarileşmesi ile birlikte festivallerin gelir kaynaklarını artırmış; organizatörlerin daha fazla yatırım yaparak katılımcıyı merkeze alan yan deneyimler geliştirmesine sebep olmuştur. Bu bağlamda festivaller, yalnızca müzik sunan etkinlikler olmaktan çıkarak, katılımcılarını bütünlüklü ve tema çerçevesinde kurulmuş bir dünyanın içine çekmeyi hedefleyen yapılara dönüşmüştür. 2000’li yılların başından itibaren ortaya çıkan ve kendilerini “müzik ve sanat” festivalleri olarak tanımlayan organizasyonlar; yoga seansları, gastronomi deneyimleri, sanat enstalasyonları ve çeşitli özel etkinliklerle bu dönüşümün somut örneklerini oluşturmuştur. Böylece müzik, tek başına rekabet için yeterli olmaktan çıkmış; deneyim, festivalin temel ekonomik ve kültürel değerlerinden biri haline gelmiştir.

Tartışmada dijitalleşme ve sosyal medyanın da festivallerin deneyim odaklı bir hâle gelmesinde rol oynadığı not edildi. ‘Instagrammable’ mekânlar, paylaşılabilir anlar ve görünürlüğün sanatsal içeriğin önüne geçebildiği vurgulandı. Tüm bu sebeplerle, bazı festivallerde müziğin kendisinin bir yan deneyim hâline gelerek tüketilen bir meta hâline geldiği değerlendirmesi yapıldı. Yine de deneyim tasarımının tek başına kaçınılması gereken bir unsur olmadığı, gösteri sanatları alanındaki festivallerde sanatsal üretimi ikincilleştirip onu metalaştırmayan, tersine bu üretimlerle bağıntılı olabilecek deneyimlerin tasarlanabileceği not edildi.

Festival Ekonomisi

Festival ekonomisi; festivallerin giderleri, bilet fiyatları ve ekonomik anlamda erişilebilirlik gibi noktalar üzerinden değerlendirildi. Festivallerde teknolojinin yalnızca bir araç değil, festival ekonomisini doğrudan etkileyen kritik bir unsur olduğu üzerinde duruldu. Deneyimi yoğunlaştırmak için teknolojik araçlara yapılan yatırımın bilet fiyatlarını artırabileceği ifade edildi. The Economist’te yayınlanan videoda popüler sanatçıların yüksek kaşe talepleri ve bazı organizatörlerin belirli sanatçılarla özel anlaşmalar yaparak piyasayı daraltması gibi pratiklerin festival ekonomisini dönüştürdüğünden bahsediliyordu; bu doğrultuda, festival ekonomisini belirleyen pek çok etmen olduğu konuşuldu.

Ardından, festivallerde artan bilet fiyatları ve organizasyon masrafları odağa alındı ve bu koşullarda nasıl bir denge kurulabileceği tartışıldı. Geçtiğimiz hafta, festivallerin ekonomik olarak günden güne daha zorlayıcı olduğu konuşulmuştu; bu oturumda -okunan ve izlenen materyaller ışığında- organizasyon giderleri ile bilet fiyatları arasında nasıl denge sağlanabileceği sorusu gündeme getirildi. Bu noktada, festivalin yapısına göre ekonomik koşulların değişebileceği; özellikle uluslararası sanatçı ve ekiplerin ağırlanması durumunda döviz kuru, turne masrafları ve yurt dışı giderlerinin belirleyici olduğu ifade edildi. Buna ek olarak, ülkedeki ekonomik ve politik belirsizliklerin de kur farkı gibi sebeplerle bir risk unsuru yarattığına dikkat çekildi. Bu durum, yurt dışından gelebilecek grupları, farklı tarz ve sanatsal estetikleri görebilmenin mümkün olduğu festival organizasyonlarını sınırlamakta. Buradan hareketle, devlet kurumlarının, derneklerin, sivil toplum kuruluşlarının, yerel belediyelerin festivallere ulaşabilmede önemli rollerinin olduğu konuşuldu.

Tartışmada bütçesi dar festivaller ile sponsorlu büyük festivaller arasındaki farklara da değinildi; özellikle yerel festivallerde halkın sürece daha fazla dahil olabildiği, konaklama ve üretim koşullarının daha esnek olduğu ve sanatçı kaşelerinin görece daha düşük tutulabildiği ifade edildi. Bu tür festivallerin, hem sanatçılar hem de izleyiciler açısından kritik olduğu vurgulandı.

Bu bağlamda, izleyicinin erişilebilirlik konusunda ne kadar talepkâr olduğu, bu meseleyi ne kadar gündeme taşıdığı da tartışmaya açıldı. Bu taleplerin festival politikalarını etkileyip etkilemediği sorgulandı. Son olarak, yerel ve merkezî festival ekonomileri arasındaki farklara dikkat çekilerek yerel festivallerin temel amaçlarından birinin yerel ekonomiyi güçlendirmek ve halkın sanatsal üretimle doğrudan temas kurmasını sağlamak olması gerektiği vurgulandı.

Festival Yasakları

Yerel festivaller tartışılırken özellikle Kürt illerinde yaşanan festival yasakları, çoğulculuk ve kültürel ifade alanları açısından önemli bir tartışma başlığı olarak ele alındı. Tartışmanın bu bölümünde, Ülker Uncu’nun yazdığı “Türkiye’de Gençlik Festivalleri” makalesi tartışmanın ana ekseninin oluşturulmasına yardımcı oldu.

Örneğin Van’da gerçekleştirilen GezginFest Van festivali, bölgede gençlik festivallerine yönelik güçlü bir toplumsal talep olduğunu açıkça ortaya koyarken, bu tür etkinliklerin neden sürdürülemediği sorusu gündeme geldi. Festivalin ilk yılındaki yoğun katılıma ve o yıl herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmamasına rağmen, bir sonraki yıl aynı festivale Gevaş Kaymakamlığı tarafından izin verilmemesi, yasakların gerekçelerinin dönüşümüne önemli bir örnek oldu: 1990’lı ve 2000’li yıllarda Kürt illerinde festivaller ağırlıklı olarak ‘terör’ ve ‘güvenlik’ gerekçeleriyle engellenirken, son dönemde yasaklar daha çok ‘örf ve adete uymama’, “kızlı-erkekli bir arada bulunma” ve ‘ahlâki değerlere uymama’ üzerinden meşrulaştırılmıştı. Van’da Ahlâk Hareketi adlı yapının yürüttüğü kampanya ile camilerde yapılan çağrılar bu dönüşümün somut örnekleri olarak değerlendirildi.

Ayrıca bu yasakların yalnızca kültürel değil, ciddi ekonomik sonuçlarının olduğu da vurgulandı. Festival hazırlıkları kapsamında yapılan harcamalar, bilet satışları ve bölgeye gelen ziyaretçilerle oluşan ekonomik hareketlilik, iptallerle birlikte hem organizatörler hem de yerel esnaf açısından doğrudan zarara dönüşmektedir. Van örneğinde gençlerin ve yerel halkın festivale ekonomik katkısı olduğu belirtilmesine rağmen, bu hareketlilik dikkate alınmamıştır. Benzer şekilde, Bingöl Solhan Festivali ve Diyarbakır Festivali’nin güvenlik gerekçesiyle iptal edilmesi, özellikle bu bölgedeki kültürel ve ekonomik alanların ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Yasakların bir diğer sonucu ise alternatif sanatçıların ve çok dilli, çok kültürlü üretimlerin ifade alanlarının daralmasıdır. GezginFest Van’ın Kürtçe ve farklı dillerde müziğe yer veren nadir gençlik festivallerinden biri olması, bu alanın neden tehdit olarak algılandığı sorusunu da beraberinde getirdi. Tartışmada, çoğulculuğun ve kolektif kültürel buluşmaların bazı idari ve toplumsal yapılar tarafından potansiyel bir risk olarak görülmesinin, Doğu’daki festivallerin kriminalize edilmesini kolaylaştırdığı değerlendirmesi yapıldı. Bu durumun, yerel festivallerin yalnızca eğlence alanı değil, aynı zamanda barış, normalleşme ve birlikte yaşama pratiğinin bir parçası olduğunu da görünür kıldığı konuşuldu.

Özetle bu hafta, festivallerin günümüzdeki içeriklerinin nasıl değişip dönüştüğü ele alındı. Birinci oturumda; festivallerin kökeninde kolektifliğe ve bir aradalığa bir vurgu varken günümüzde deneyim ekonomisi çerçevesinde neoliberal değerlerin ön plana çıkabildiği değerlendirmesi yapıldı. Yine de sanata dijital yollarla erişebilmenin kolay olduğu çağımızda, sanat üretimini salt ikincil bir tüketim aracına dönüştürmeden başka deneyimlerle besleyecek festivallerin kurgulanabileceği tartışıldı. Türkiye ve dünya özelinde festival ekonomisini etkileyen unsurlar tartışılıp not edilse de, tüketici konumuyla bu meselelere geniş bir perspektiften bakmanın eksik bir bakış açısı olacağı not edildi. Son olarak, 2015’ten sonra Türkiye’deki festival yasaklarının gerekçelerinin ‘örf ve adete uymama’, ‘güvenlik’ gibi noktalarda yoğunlaştığı ve festival yasaklarının organizasyon şirketi, bölge halkı ve sanatçılar için büyük ekonomik kayıplara yol açtığı değerlendirmesi yapıldı.

Tartışmanın üçüncü ve dördüncü oturumuna ve bu oturumdaki kaynaklara EK 1’den ulaşabilirsiniz.

 

EK 1

KSK-35 Minimum Gündem Çalışması – Festivaller Teması Üzerine

  1. Hafta: Günümüzde Festivaller Hâlâ Neden Düzenlenir?
    1. Okunacak Materyaller
      1. Eric Hobsbawn: “21. Yüzyılda Festivaller Hâlâ Neden Düzenlenir?” – Parçalanmış Zamanlar içinden; 10 sayfa.
      2. Müzik Festivallerine Dair Güncel Tartışmalar – Ülker Uncu
  2. Hafta: Neoliberal politikalar, deneyim ekonomisi ve festivaller
    1. Okunacak Materyaller
      1. Müzik Festivallerinin Dönüşümü ve Deneyimin Gücü – artizan
      2. Türkiye’de Gençlik Festivalleri – Ülker Uncu
      3. Why are music festivals so expensive?
      4. Opsiyonel okuma: Welcome to the Experience Economy
      5. Opsiyonel video: Türkiye’de festivallerin iptal edilmesinin arkasında ne yatıyor?
  3. Hafta: Türkiye’deki Festivaller ve İçerikleri I
    1. İKSV Tiyatro: Festivalin kapalı kapıları: Tiyatroya erişim üzerine bir eleştiri
    2. İstanbul FRINGE: Denizhan Çay ile Fringe Fest Istanbul 2025 Üzerine Söyleşi – Mimesis Sahne Sanatları Portali
    3. İstanbul Caz Festivali: Söyleşi: İstanbul Caz Festivali – artizan
    4. Kültür Yolu Festivali:
      1. Türkiye Kültür Yolu Festivali – Anasayfa – Hakkımızda
      2. Siyasal İktidar ve Kültürün Yeniden İnşası: Türkiye’de Festivalin Dönüş(üm)ü
    5. İSTANBUL Festivali: İstanbul Festivali deneyim, gastronomi, müzik ve eğlenceyi bir arada sunuyor
    6. Opsiyonel okumalar:
      1. On soruluk sohbetler: Max Diakok ve Patrick Blenkarn & Milton Lim
      2. Türkiye Kültür Yolu Festivali’nde yeni rota Mardin – Kültür Sanat Haberleri
      3. 3. yılında Akbank Caz Festivali: Gözde Sivişoğlu ile söyleşi | Apaçık Radyo
      4. Şanlıurfa kültür yolu festivaline yönelik yerel halkın algı, memnuniyet ve turizm desteğinin değerlendirilmesi
  4. Hafta: Türkiye’deki Festivaller ve İçerikleri II
    1. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali: “Yaşanılabilir bir Dünya için Sanat” – artizan
    2. IV. Uluslararası Borçka Tiyatro Festivali – artizan
    3. Amed Tiyatro Festivali Üzerine: “Çokkültürlü Tiyatro Geleneğini Yaşatmak” – artizan
    4. İstanbul Amatör Tiyatro Günleri – artizan
    5. Bu Festival Bizim – artizan
    6. ODTÜ Tiyatro Şenliği
    7. Eskişehir Amatör Tiyatro Günleri
    8. ODTÜ Bahar Şenliği

[1] Tartışmanın diğer oturumları için bkz. (Birinci Oturum)

[2] https://t24.com.tr/yazarlar/ertan-cakmak/deneyim-ekonomisi-101-artik-sadece-hizmet-degil-hatira-satiliyor-bir-aksam-yemeginden-cikan-ders,50399