Kültür-Sanat komisyonundaki genç kuşak üyelerin yürüttüğü “21. Yüzyılda Festivaller: Festival Ekonomileri ve Türkiye’deki Güncel Festivaller” başlıklı çalışma kapsamında sahne sanatları alanında festival düzenleyen bazı bağımsız sanatçılar, vakıflar ve üniversite grupları ile dört soruluk mini söyleşiler düzenlendi. Bu söyleşilerden biri 2022 yılından beri “Bu Festival Bizim” adlı müzik festivalini gerçekleştiren Beril Sarıaltun ile yapıldı.
Düzenlediğiniz festivalin misyonunu nasıl açıklarsınız?
Festival, çeşitliliği odağına alan bir “çok türlü müzik festivali”. Temel misyonu, müzikte eşitlik ve çeşitlilik sağlanmasına katkıda bulunmak. Bu noktada ilk kritik eksen cinsiyet eşitliği. Buna ek olarak alternatif müzik türlerinin görünürlüğüne ve farklı coğrafyalardan müzisyenleri ağırlamaya özen gösteriyoruz. Sanatçı seçimlerinde sosyal medya görünürlüğü veya dijital platformlardaki dinleyici sayısı ve benzeri kriterlerin ötesinde canlı performansını takip ettiğimiz sanatçıları ağırlamaya özen gösteriyoruz. Yerel sahneyi güçlendirmek, orta ölçekli sanatçılar dahil, bizim için önemli bir kriter. Yurtdışından ağırladığımız isimlerde ya da yerel headliner seçimlerinde “hikayesi olan sanatçılar” diye ifade ettiğimiz bir başlık var. Buna önem veriyoruz. Bu da bizim için şu demek: sanatçı yeni albümüyle veya kariyerindeki bir değişimle ilham veren bir adım atmıştır. Bu hikayelerin peşinden gitmeye çalışıyoruz. Özellikle “no name” olarak sınıflandırılabilirecek sanatçılara yer vermeye dikkat ediyoruz. Bu bağlamda “Bu Festival Bizim” diğer festivallerin veya mekanların yeni isimleri keşfedebileceği bir alana dönüşüyor, showcase niteliği taşıyor. Bunun dışında özellikle İstanbul’daki festivallerde eksikliğini hissettiğimiz, endüstri içi buluşmalar, konuşmalar, atölyeler gibi bir alan olarak hayal ediyoruz festivali.
2025 senesinin temasını, içeriğini belirlerken neleri dikkate aldınız? Davet edeceğiniz oyun/gösteri/sanatçıları belirlerken sizin için hangi kriterler ön plandaydı?
Festivalin kendi misyonu ve hikayesinin güçlü olduğunu düşünüyoruz, bu nedenle tema pek gündemimiz olmuyor ancak tema konuşmaları, görsel dili ve benzeri çalışmaları kurgularken kritik bir noktada duruyor. Bu yıl için temamız “köklenme”. Niye köklenme dedik? Gözlemlediğim konulardan bir tanesi İstanbul’da festivallerde ya da mekanlarda bir süreklilik sağlamak oldukça zor. Bu sürekliliği tematik olarak köklenme kelimesiyle tartıştırmak istedik. Çünkü yani etrafımızda bir orman varsa köklenmek daha kolaydır. Köklenme aynı zamanda nefes alanlarının daralmasına da biraz referans veriyordu bizim için.
Yurtiçi ve yurtdışı sanatçı seçimlerinin kriterleri değişiyor. Yurt içinde bu festivali temsil edebilecek, duruşunun altını doldurabileceğini düşündüğümüz bir headliner istiyoruz. Çok popüler olsa da olmasa da ilham veren bir tarafı olması kritik, fikirsel sanatsal öncülük, farklılık bizim için kıymetli. Bu yıl bu isim Aleyna Tilki idi. Kariyerinin çok farklı aşamalarında onun yolculuğunu izledik, bu yıl itibari ile solo kariyerinde ayaklarının üzerinde durmaya başlayan bir sanatçı portresi çiziyor. Bu imaj bizim için kritikti. Bunun dışında gelişmekte olan sanatçı kategorisi diyebileceğimiz kategori festivalin bir diğer alameti farikası. Festivalde sanatçı kriterlerinde MENA (Middle East and North Africa – [Orta Doğu ve Kuzey Afrika]) bölgesinden sanatçılara hep yer vermeye çalışıyoruz. Bu yıl uzaydan İstanbul’a süzüldü diye anlattığımız The Space Lady vardı, 1948 doğumlu, klavyesi, uzay şapkası ve peleriniyle izleyenlere büyülü bir an yaşattı. Mümkünse böyle büyülü anlar olsun istiyoruz. Bu Festival Bizim, başka yerde göremeyeceğiniz anları yaşatan bir buluşma olsun. Temel niyetimiz bu.
Bu festival ile ulaşmak istediğiniz kitle kim? Ulaşabildiğinizi düşünüyor musunuz? Festivali takip eden kitlenin içeriğe ve festivalin genel organizasyonuna tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Düzenlediğiniz festivalin gördüğü ilgiyi nasıl değerlendirirsiniz?
Kreşendo yıllar içerisinde müzik endüstrisi içerisinde belli bir takipçi kitlesine kavuşmaya başladı. Sektör profesyonellerinin bildiği bir kuruma dönüşüyor. İzleyiciler açısından da ilgi yavaş yavaş oluşuyor. Ama İstanbullu bir festivalin seyirciye ulaşması – hele ki hikayesi olan bir şey yaratmaya çalışıyorsanız – çok daha zor. Burada şunu kastediyorum: İnsanların müzik zevki veya para harcama alışkanlıkları gittikçe daha az risk alacakları bir şekilde ilerliyor. Burada “bunun bir parçası ol” demek bir mesele. Ana akım bir şey yapmamaya çalışmak, o çatlaklardan sızmak biraz daha zor. Bunun için iyi bir yoldayız ama daha zamanımız var gibi düşünüyorum. Geleceğe dair, inanılması güç olabilir belki ama, umudumu yitirmiyorum. İyi olan bir iş, elbet seyirciye ulaşır.
Ekonomik alt yapınızı nasıl sağlıyorsunuz? Ekonomik olarak karşılaştığınız zorluklar nelerdir?
Ekonomik altyapı girişteki soruda bahsettiğim süreklilik meselesini en çok ilgilendiren konulardan bir tanesi. Her yıl festivalin farklı ortaklıkları oldu. Bu ortaklıklar inşa edilmeden orta ölçekli bir festival yapmak mümkün değil. Hele ki büyük kitlesel bir festival yapmak için bu ortaklık ve ilişki yönetimi konusu birkaç katına çıkması gereken bir mevzu. Bu anlamda aldığınız riskler de genişler. Ekonomik, idari, siyasi anlamda büyük resimlere bakmak, buna hakim olabilecek ekipler kurmak gerektirir. Biz de ekonomik olarak bir denge kurmaya çalışıyoruz. Kur meselesi de oldukça kritik bir problem teşkil ediyor. Bilet fiyatlarındaki dengesizlik, alım gücünün ölçülememesi bunların hepsi birer mesele oluyor… En sağlıklı işbirliğini bu yıl Paribu Art ile gerçekleştirdik. Onlarla yaptığımız festival ortaklığı festivalin uzun vadeli yolculuğunu rahatlattı. Merkezde sizi destekleyen bir kurum olduğunda diğer destekleri daha rahat çözmeye başlıyorsunuz. Tabii kamusal destekler burada ele alınması gereken bir diğer konu. Fakat belediye ve Kültür Bakanlığı kapsamında geliştirilecek ortaklıkların nasıl olması gerektiği bambaşka bir söyleşinin meselesi sanırım.
