Bu yazı, Yan Yana gösterisinin hazırlık süreci boyunca yürütülen dramaturji tartışmaları ve prova notlarından faydalanılarak Hicran Başceylan, Esra Aşan ve Atıl Ünal’ın katkılarıyla kaleme alınmıştır.

Bir Gösterinin Ardından Birlikte Yaşamı Yeniden Düşünmek

“Yan Yana”

Yeryüzünde bir arada yaşamanın gitgide daha fazla sınandığını konuşuyoruz: savaşlar, zorunlu göçler, derinleşen eşitsizlikler ve kutuplaşmalarla… Öte yandan gökyüzünden dünyamıza bakan bir göz ne görürdü? İnsanların hep yan yana var olduğunu, hatta bazen oldukça sıkışık bir düzende ve yakınlıkta devinmekte olduğunu… Eğer gezegenimizi yukarıdan kuşbakışı seyredebilseydik seçeneklerimizi çok daha açıkça görebilir ve belki de ne şekilde yan yana duracağımızı daha berrak bir bakışla seçebilirdik. Bu çerçeveden gösteriye ismini veren “Yan Yana” bir öneri değil, içinde bulunduğumuz halin bir tarifi.

Kardeş Türküler projesi için yan yana olmanın aynı mekânda bulunmaktan ibaret olmadığını, “beraber” olabilmenin birbirini duyabilmek, birbiriyle konuşabilmek ve karşılaşabilmekten; hafızalara, dillere ve kültürlere birbirini bastırmadan buluşabilecekleri alanlar açabilmekten geçtiğini hatırlayarak bu yılki Kardeş Türküler Harbiye Açıkhava Gösterisi için yola çıktık. İhtiyaç duyduğumuz şey paylaşmak, karşılaşma anlarını ve alanlarını genişletmek, coşku ve heyecanı birbirimize bulaştırmak ve hep birlikte yine capcanlı olmaktı.

Kardeş Türküler’in otuz yılı aşkın yolculuğu boyunca peşinden gittiği mesele aslında hep buydu. Kuruluşundan bu yana kültürlerarası ilişkiyi çatışmacı ve dışlayıcı bir zeminden çıkararak, eşit ve ortak yaşamın imkânlarını araştıran uzun soluklu bir çalışma olarak şekillendi. İlk yıllarda farklı kültürlerin müziklerini aynı sahnede bir araya getirmek, başlı başına güçlü bir söz söylemek anlamına geliyordu. 1990’ların siyasal ve toplumsal ikliminde Kürtçe, Ermenice, Lazca, Rumca, Arapça, Azerice ve Türkçe ezgilerin yan yana seslendirilmesi; barışa, kardeşliğe ve birlikte yaşama duyulan inancın, aynı zamanda bu değerler için verilen mücadelenin kamusal bir ifadesiydi.

Bugün Türkiye’de, Ortadoğu’da ve dünyada, barışa, kardeşliğe ve birlikte yaşama duyduğumuz ihtiyaç büyük. Bir yandan da deneyimlerimiz, bunun yalnızca farklılıkları yan yana getirerek kurulamayacağını gösteriyor. Derinlikli karşılaşmalara, gündelik yaşama uzanan kalıcı ilişkilere, ortak üretimlere ve karşılıklı öğrenmeye ihtiyacımız var. Bugün geriye dönüp baktığımızda, Kardeş Türküler repertuvarını oluşturan şarkılar kadar, o şarkılar sayesinde kurulan dostlukların, paylaşılan deneyimlerin ve birlikte yürünmüş yolların da bu hikâyenin ayrılmaz bir parçası olduğunu görüyoruz.

11 Haziran’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda seyirciyle buluşan Yan Yana gösterisi, tam da bu deneyim ve birikimin içinden doğdu. Gösteriyi kurgularken yıllar içinde kurulmuş ilişkileri görünür kılmayı ve birlikte eşit yaşamanın farklı imkanlarını birlikte sahneye taşımayı arzuladık. Konser boyunca seyircimizi birlikte yaşam üzerine düşünmeye, hissetmeye davet etmek istedik.

 

 

Gösterinin Hikâyesi

Sahnede anlatıcılarımız Deniz Barut ve Erol Babaoğlu’nun sesiyle “Hepimiz aynı göğün altında, yan yana”ydık. Gösterinin her bölümü, bir sonrakine yalnızca müzikal olarak değil; taşıdığı duygu, soru ve hafıza üzerinden de bağlanıyordu[1]. Gösteriyi farklı inançların, dillerin ve seslerin bir araya geldiği uzun bir intro bölümüyle açtık.

Derler ki ağırlaşır gökyüzü bazı geceler

Taşıdığı hikayelerle ağırlaşır

Ve hatırlar

Bir annenin duasını

Yarım kalmış düşünü bir çocuğun

Sürgünün ardına bakamadan çıktığı yolu

Ve bir ıslıkta saklanan türküyü

Ve ne zaman ki taşıyamaz artık o yükü

İşte o zaman bir yıldız kayar

Eski bir şarkıyı mırıldanır bir kadın

Bir çocuk dilek tutar

Yıllardır konuşamadığı dilini duyar yeniden bir ihtiyar,

Ve hatırlarız

Aynı göğün altında olduğumuzu.

Yan yana olduğumuzu

Aynı göğün altında

Yan Yana

 

 

İçinde yaşadığımız karanlık dönemi ve gerçekliğini unutmadan, bu kaotik ve bulanık atmosferin içinden dua ve dileklerimizle çıkıp seslenmek istedik Harbiye seyircisine. Kürtçe “Qıyamete” ile başlayan bölüm, Türkçe, Arapça ve Farsça ezgilerle devam etti. Kayıptan arayışa, buluşmadan birlikte nefes almaya uzanan bu bölüm, gösterinin yalnızca müzikal değil, düşünsel çerçevesini de kuruyordu. Bu intro bölümü Ahmet Kaya’nın sesinden hatırladığımız dizelerle sona erdi:

Öyle bir yerdeyim ki
Ne karanfil ne kurbağa
Bir yanım mavi yosun, dalgalanır sularda…
Dostum dostum güzel dostum

Bu ne beter çizgidir bu,
Bu ne çıldırtan denge?
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar, bahçe…

Bu girişin ardından gelen çok dilli merhabalaşma ve yapılan konuşmayla, anlatının yönü bugüne çevrildi. Feryal Öney, insanların sesinin duyulduğu, susturulmadığı ve farklı düşüncelerin birlikte yaşayabildiği bir hayatın özlemini dile getirerek, ezgilerin, dansların ve şiirlerin kurduğu bu ortak sahnede şarkılarımızı hep birlikte barış ve demokrasi için söyleyeceğimizi duyurdu. Bu davetin ardından Âşık Mahzuni Şerif’in “Dargın Mahkûm”u geldi. Bu şarkı, yalnızca bireysel bir kırgınlığı değil; uzun yıllardır bu topraklarda haksız yere hapsedilenlerin, sesi bastırılmaya çalışılanların ve adalet arayışının ortak hafızasını da sahneye taşıyordu. Ardından gelen “Newroz”, Kardeş Türküler repertuvarında Bahar (2005) albümünden bu yana yer alan ve yıllardır gösterilerde bir dans-müzik sahnesi olarak sahnelediğimiz eserlerden biri. Bazı şarkılar, söylendikleri dönemin koşullarıyla yeniden anlam kazanıyor. “Newroz” bizim için yalnızca baharın gelişini müjdeleyen kadim bir kutlama değil; yeniden konuşabilme ihtimali, birlikte yaşama iradesi ve barışma umuduydu. İlk kez 2006 yılında Harbiye’de seyirci ile buluşan Newroz sahnesi bu kez Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nden ve mezunlarından oluşan kalabalık bir genç dansçı ve müzisyen kadrosuyla ve birlikte sahnede olmaktan mutluluk duyduğumuz Çıplak Ayaklar Kumpanyası’ndan sevgili Mihran Tovmasyan ve Leyla Postalcıoğlu ile gerçekleşti.

 

 

Gösteri ilerledikçe, yıllar içinde kurduğumuz ilişkiler de anlatının bir parçası hâline geldi. Kardeş Türküler projesinin ilk yıllarından bu yana Ermeni toplumu ile kurduğumuz dostluk ve dayanışma yıllar içinde doğal bir kültürel yakınlığa dönüştü. Sayat Nova Korosu o akşam yine bizimleydi, bu kez genç kuşaktan yeni üyeleriyle… Dün birlikte üretenlerin çocukları, bugün aynı şarkıları devralarak bizimle aynı sahneyi paylaşıyordu. Koronun şefi Melikcan Zaman’ın anısına a cappella eser Ov Hayots Ashkarh’ı seslendirerek başladı koro. Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Melikcan’ı birlikte sevgiyle anarken, onun müziğe ve bu ortak hafızaya bıraktığı iz de sahnede bizimleydi.

Bu bölümde Songül Öden, Sayat Nova Korosu’yla birlikte söylediği Ermenice “Sareri Hovin Mernem”in ardından Kürtçe “Ez Kevok îm” şarkısıyla sahnede yer aldı. Songül Öden gösteride seyirciye hem anadiliyle hem de bir anne olarak kızına onun dilinden seslenmek istemişti. Sahnede yaptığı konuşmasında Öden, Kardeş Türküler’in farklı kültürlerin ezgilerini bir mücevher ustasının titizliğiyle işlediğini söyledi.

 

 

Anlatının bir başka durağında Kırşehir Belediyesi Abdallar Topluluğu ve Yunus Deveci vardı. Kırşehir Belediyesi’nin davetiyle katıldığımız bir festivalde başlayan tanışıklığımız, bizi aynı sahneye taşıdı. Anadolu’nun gezgin müzisyen topluluklarından biri olan Abdallar, bozlakları, davul-zurna geleneği ve kendilerine özgü müzikal üsluplarıyla Orta Anadolu’nun kültürel hafızasında önemli bir yer edinmişler, ancak bu zengin miras, çoğu zaman toplumsal önyargılar ve dışlanmışlıkla da karşılanmıştır. Sahneye davul, zurna ve Teber halayı ile giriş yaptı Kırşehir Belediyesi Abdallar Topluluğu; onlara Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nden dansçı arkadaşlarımız da eşlik ediyordu.  Ardından Yunus Deveci bir bozlak ile devam etti ve bunu davul-zurnalar eşliğinde seslendirilen “Yanıyorum” izledi. Etkileyici ve muzip bir “show” ile sahnelendi bu kez “Yanıyorum”. Kardeş Türküler’in yıllar önce Neşet Ertaş’la birlikte söylediği bu eser, bu defa Yunus Deveci ve Feryal Öney’in ortak yorumuyla sahnede yer aldı. Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nden genç dansçı ve müzisyen arkadaşlarımızın bu sahnedeki varlığı, bu karşılaşmanın yeni kuşaklara aktarılmasının da önemli bir parçasıydı.

 

 

Ardından gelen “Ya Zareef”, bizi bu kez Filistin’e götürdü. Sahnede sadece kadınlar vardı. Deniz Barut’un sesiyle başladı Filistin bölümü.

Kız kardeşim, dinle…

Atan bir kalbi var toprağımızın

Çarpar hiç durmadan

Ve direnir her acıya…

Bütün susuşlar ve cümle haykırışlar, sarmaş dolaş olup

Toprağın hikayelerini yazar aynı göğün altında…

İşte bu topraktır doğuran zeytin ağaçlarını,

Başakları ve özgürlük savaşçılarını.

Ve bu toprak, kız kardeşim, bir kadındır.[2]

Bu bölüm kadın müzisyenler ve dansçılar tarafından kurulmuştu. Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nden ve Artizan’dan dansçı ve müzisyenlerin yanı sıra, Leyla Postalcıoğlu, Fotini Kokala, Seda Kireççi ve Gökçe Coşkun ile sahnedeydik. Filistinli kadınların sesini ve direncini merkeze alan bu sahnede, şarkıyla birlikte icra edilen dabke, gösterinin güçlü imgelerinden biriydi. Yüzyıllardır düğünlerde, hasatlarda ve toplumsal yaşamın içinde kuşaktan kuşağa aktarılan dabke, bugün Filistin halkı için var olma iradesinin ve direnişin simgelerinden biri. Hazırlık sürecinde kendisinden destek aldığımız Ramallah’dan Zain Saadeh bize “Gündelik hayatta savaştayız o yüzden sahnede de birer savaşçı gibiyiz.” demişti.  Sahnedeki her adım ve vuruşla Filistin direnişine, yaşamı ve özgürlüğü savunan tüm kadınlara ve barış mücadelelerine selam gönderdik.

Bu bölümün ardından gelen “Kerwane”, Kardeş Türküler’in Doğu (1999) albümünden bu yana repertuvarda olan eserlerinden biri olarak Harbiye sahnesinde bir kez daha duyuldu. 1990’lı yılların zorunlu göçlerini, yerinden edilmeyi ve yurdundan koparılan insanların hikâyesini anlatan bu beste, bir zamanlar zorunlu göçü taşıyan yolların, bugün artık barışa ve ortak geleceğe uzanması dileğiyle seslendirildi.

 

 

İstanbul Kafkas Kültür Derneği (İKKD) ile yıllardır olan tanışıklığımızın ardından bu yıl ortak bir çalışmada buluşma fırsatı bulduk. Geçtiğimiz yaz Kardeş Türküler projesinden dansçı ve müzisyenler olarak, İKKD’nin düzenlediği Mahallî gecesine konuk olmuş; orada müzisyen ve dansçılarla tanışmıştık[3]. Bu karşılaşma, Harbiye’deki buluşmaya vesile oldu. İKKD’li dansçı ve müzisyenler ile iki bölümden oluşan bir sahnelemeye yer verdik. Yıllar önce yine bir Harbiye Açıkhava gösterisi için hazırladığımız “Kayseri Ğoğum” dansı savaş koşullarında birbirinden ayrı düşen iki kız kardeşin öyküsünden esinlenmişti. Bu kez Kardeş Türküler projesinin genç kuşak solistlerinden Hicran Başceylan tarafından seslendirildi.

Aya bakalım dedi kardeşine kara sular ayırırken sıcacık ellerini,

Bakışları göğün o tek ve parlak aynasında mühürlendi.

Gökyüzünün o serin ırmakları aktı kalplerine

Dünyanın hangi uzak kıyısında olurlarsa olsunlar,

Gözleri ayda kavuştu, sevgilerini bir ayna gibi yansıttı birbirine…

İki kadının birbirine duyduğu özlemle başlayan sahne, yerini önce onların vedasına eşlik eden kadınlara daha sonra da kalabalık ve canlı bir ceug eğlencesine bıraktı. Adige ve Abhaz ezgilerine; qafe, şeşen, çeçen ve leperuj danslarına yer verilen ceug bölümü coşkulu bir kutlamayla sona erdi.

Bir Roman/Çingene şarkısı olan “Anako” da Kardeş Türküler repertuvarında yıllardır var olan Çingene müzik geleneğinden bir örnek olarak gösteride yer aldı. Roman dans ve müziği, dünyada olduğu gibi bu coğrafyanın da güçlü kültürel miraslarından. Ayrımcılık, dışlanma ve yoksullukla hep karşı karşıya olan Romanlar müziklerinde ve danslarında tüm bu zorlukları dile getirir, bir yandan da yaşamı neşeyle, coşkuyla kucaklarlar. Anako, Deniz Barut ve Erol Babaoğlu’nun sesi ve oyunculuğuyla seyirciyle buluştu.

Yollar çamur, sokaklar batak
Mahalle olmuş, hepimize tuzak
Bulutlar kara, kalbim yara
Köşebaşlarını tutmuş çakallar
Ne sorup duruyorsun, bura neresi?
Mahalleye giremez, kargosu taksisi
Senede bir defa, hıdrellez hevesi

Hüviyetim yok ne Hürriyeti!

Ardından gelen “Demme” ile “Alagözlü Nazlı Pîrim”, Kardeş Türküler’in müzikal hafızasında özel bir yere sahip iki Alevi deyişi olarak art arda seslendirildi. Bu birliktelik ilk kez 1995 yılında Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nün Karola dans-müzik gösterisi için hazırlanmış, daha sonra da 1997 tarihli ilk Kardeş Türküler albümünde yer almıştı. Alan araştırmaları ile beslenen bu üretim süreci, Kardeş Türküler’in sonraki yıllarda geliştireceği estetik yaklaşımın ve çalışma yönteminin de ilk ipuçlarını taşıyordu. Bu konserde de -Türkçe, Kürtçe- iki deyişin art arda seslendirilmesi tercih edilmişti. Alevi müzik geleneği, çoğu zaman gözden kaçan çok dilli yapısıyla Anadolu’nun zengin kültürel miraslarından birini oluşturuyor. Alevi toplumunun eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü taleplerinin hâlâ güncelliğini koruduğu bir dönemde, bu çok dilli kültürel mirası görünür kılmaya devam etmeyi önemsiyoruz. Kardeş Türküler projesi için bu eserler, yalnızca güçlü bir dans-müzik geleneğinin örnekleri değil; farklı dillerin, inançların ve kimliklerin aynı toplumsal hafızanın parçası olabileceğini hatırlatan ortak bir yaşam tahayyülünün de ifadesi.

 

 

Mine Koşan’ın sahneye çıkışı, gösteriyi başka bir tını ve atmosfere taşıdı. Türkiye’de daha çok arabesk repertuvarının güçlü kadın yorumcularından biri olarak tanınıyor. Ancak aynı zamanda müzik yaşamı boyunca Arapça repertuvarla yakın bir ilişki kurmuş, Ortadoğu’nun farklı ülkelerinde verdiği konserlerle bu müzikal dünyanın önemli temsilcilerinden biri Mine Koşan. Etkili bir yorumla Harbiye’de seslendirdiği “Bülbül Kasidesi”, yüzyıllardır Anadolu’da ve Ortadoğu’da farklı müzikal gelenekler içinde yaşamaya devam eden güçlü örneklerden. Bu tasavvufi eserle kurulan atmosferin ardından Candan Erçetin sahneye davet edildi ve hep birlikte üç dilli „Ada Sahillerinde Bekliyorum” söylendi. Türkçe, Yunanca, Arapça ve Kürtçe gibi çeşitli dillerde yaşamaya devam eden bu ezgi, müziğin nasıl sınırları aşarak dolaştığını ve ortak hafızaya yer ettiğini gösteren güzel bir örnek. Bu bölümde Candan Erçetin’in sahnemize dahil oluşu, uzun yıllara dayanan dostluğumuzun ve ortak üretimlerimizin bir sonucu. Farklı müzikal alanlarda üretim yapıyor olsak da yıllar boyunca aynı şarkılarda, aynı sahnelerde ve aynı dayanışma duygusunda buluştuk.

 

 

Finalde hep birlikte söylediğimiz “Kara Üzüm Habbesi” ile o ana kadar kurulan bütün karşılaşmalar, bütün hikâyeler ve sesler yeniden bir araya geldi. Gösteri boyunca sahnede, Kardeş Türküler projesinin doğup büyüdüğü Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nden dansçı ve müzisyen arkadaşlarımız, bugün bu üretimi sürdüren farklı yaş gruplarından dansçı ve müzisyenler, Çıplak Ayaklar Kumpanyası’ndan Mihran Tovmasyan ve Leyla Postalcıoğlu ve farklı disiplinlerden sanatçı dostlarımız da yer aldı. Finalde aynı sahnede buluşan onlarca insan yıllar içinde kurulmuş ilişkilerin, ortak emeğin ve kuşaktan kuşağa aktarılan kolektif üretim anlayışını görünür kılıyordu.

 

 

Perde Arkası

Harbiye’de seyircinin karşısına çıkan onlarca müzisyen ve dansçı, aslında çok daha geniş bir üretim sürecinin yalnızca görünen kısmıydı. Yaklaşık üç saat süren gösteri, aylara yayılan bir hazırlık sürecinin ürünüydü. Repertuvarın belirlenmesi, metinlerin yazımı, dramaturjik akışın kurulması, müzikal düzenlemeler, dansların kurgulanması ve çalışılması, konuk sanatçılarla ve topluluklarla yapılan provalar, teknik ekip hazırlıkları, ışık tasarımı, kostüm seçimi, video içeriklerinin belirlenmesi, sahne ve kulis trafiğinin kurgulanışı… Bunların her biri, gösterinin ayrılmaz parçalarıydı.

Kardeş Türküler projesi başlangıcından bu yana farklı kuşaklardan müzisyenlerin, dansçıların, araştırmacıların ve kültür insanlarının katkısıyla yeniden şekillenen ortak bir üretim alanı oldu. Bu çalışma biçiminin kökleri de Kardeş Türküler’in doğup büyüdüğü Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’ne uzanıyor ve Kardeş Türküler’in de içinde yer aldığı daha geniş bir kültür-sanat çevresinin (Artizan Kültür Sanat Çevresi) varlığına dayanıyor. Burada edinilen araştırma kültürü, alan çalışmaları, birlikte öğrenme ve birlikte üretme anlayışı, yıllar içinde yalnızca bir repertuvar oluşturmadı; bir çalışma kültürü ve pratiği de yarattı.

Harbiye’deki gösteride yer alan birçok buluşma, yalnızca bu konser için planlanmış davetler değildi. Sayat Nova Korosu’yla yıllara yayılan dostluk, Çıplak Ayaklar Kumpanyası’ndan (ÇAK) Mihran Tovmasyan ile Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü yıllarına (ve öncesine) dayanan dostluğumuz, ÇAK’tan Leyla Postalcıoğlu ile yollarımızın dansla kesişmesi, Kırşehir’de Abdal müzisyenlerle başlayan karşılaşma, İstanbul Kafkas Kültür Derneği ile yıllar öncesinden başlayan tanışıklık ya da yıllardır çeşitli vesilelerle aynı sahneyi paylaştığımız sanatçı dostlarımızla bir araya gelişimiz… Her biri, zaman içinde oluşmuş ilişkilerin doğal bir devamlılığıydı.

Bu süreçte bizim için en önemli noktalardan biri de Kardeş Türküler Harbiye Açıkhava gösteri deneyiminin yeni kuşaklara aktarılmasıydı. Bu yıl sahne üstünde ve arkasında Artizan Kültür Sanat Çevresi’nde ve Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nde yetişmiş genç müzisyen ve dansçılar oldukça aktif bir şekilde ve heyecanla yer aldılar. Farklı kuşakların birbirinden öğrendiği ve var olan birikimin yeni kuşaklara aktarıldığı dinamik bir hazırlık sürecinin içinden geçtik. Umuyoruz ki önümüzdeki yıllarda Kardeş Türküler projesi bu yeni kuşaklarla, katılımlarla ve yepyeni yorumlarla gelişmeye devam edecek.

Ancak böylesine uzun soluklu bir üretimin doğal sonucu olarak, her yeni gösteri aynı zamanda kendimize yönelttiğimiz soruları da yeniden gündeme getiriyor. Yan Yana’nın hazırlık sürecinde de en çok tartıştığımız konuların başında, bugünün Türkiye’sinde kültürler arası ilişkilerin nasıl kurulduğu vardı. Kardeş Türküler projesi için amaç farklı kültürel arka planlardan hikâyeler anlatmanın yanı sıra, o hikâyelerin sahipleriyle birlikte üretmenin yollarını aramak oldu. Alan çalışmaları yürütmek, farklı topluluklarla uzun vadeli ilişkiler geliştirmek ve bu ilişkiler üzerine birlikte düşünmek, Kardeş Türküler projesinin sırtını yasladığı temel dayanak. Dolayısıyla gösteri sonrasında da kendimize sorduğumuz esas sorular, hangi kültürel bağlantıları yeterince derinleştirebildiğimiz, hangilerinde ise daha yolun başında olduğumuz ve genel olarak araştırmacı yaklaşımı nasıl yeniden kurabileceğimiz, kalıcı ve sürdürülebilir kılabileceğimiz oldu.

Kardeş Türküler Projesi konserlerinde ve özellikle de haziran ayında Harbiye’de gerçekleşen gösteri gibi bizim için bir tür eylem niteliği taşıyan etkinliklerde, bugünün dünyası ile güncel bağı kurmak kritik bir yerde duruyor. Belli toplumsal, siyasal ve kültürel analizlerle bütünlüklü bir dramaturjik eksen yaratmak, metin yazımından, repertuar seçimine, konukların belirlenmesinden sahnede kurulan aksiyon çizgisine hep belirleyici bir unsur oluyor. Tartışmalar canlı ve verimli olduğunda bunun etkisi doğrudan sahnedeki ifadelerin gücüne yansıyor. Bu gösteride de elimizden geldiğince bu çabayı canlı tutmaya gayret ettik.

Son Söz Niyetine

Kardeş Türküler Artizan eylemliği 2002 yılından bu yana Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda ve farklı açıkhava konser ve gösteri mekanlarında seyirci ile buluştu. Bu yılki buluşmamız yaklaşık 130 kişilik bir kadro ile gerçekleşti[4]. Amatör ve profesyonel sanatçı ve toplulukları bir araya getiren, farklı kuşaklar ile buluşmayı ve deneyim aktarımını hedefleyen gösterinin toplumsal barışı ve demokrasiyi merkeze alarak kültürel-politik bir etki oluşturması amaçlanmıştı.

Harbiye’deki gösteri sona erdiğinde sahnede onlarca insan vardı. Müzisyenler, dansçılar, anlatıcılar, teknik ekip, konuk sanatçılar… ve sahne arkasında ve önünde, süpervizörler, kulis amirleri, organizasyon ve teknik ekip… Büyük sponsor desteklerinden bağımsız olarak hazırlanan bu gösterinin maddi altyapısını oluşturmak en zor hazırlık başlıklarından biriydi. Sahne kirası, teknik giderler, kalabalık bir ekibin prova ihtiyaçları sadece bilet gelirleriyle karşılanmaya çalışıldı. Daha önceki senelerde olduğu gibi, bir eylem niteliğindeki bu gösteride sahneye çıkan sanatçılar ve konuklar bu üretimden bir maddi kazanç elde etmediler. Buna rağmen bilet fiyatlarının yüksek maliyetlerini karşılayabilmesi için seyircinin de oldukça yüksek fiyatlara bilet satın alması gerekti. Bu noktada kamusal destek mekanizmalarının kurulması ve işlemesi oldukça önemli bir yerde duruyor. Bugün Türkiye’de kültür-sanat alanında bu desteği verebilecek kurumların başında belediyeler geliyor ancak bu kurumlar da çoğu zaman destekçi bir pozisyon almaktan uzak kalabiliyor. Örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından tahsis edilen bir mekân olan İBB Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu kiraları son dönemde oldukça yüksek seyrediyor; belediye için ayrılan davetiye sayısı -farklı etkinliklerde de vurgulandığı üzere- 500-600 gibi yüksek rakamlara ulaşıyor. İleriki yıllarda bu tür etkinliklerin reel koşullarının ortadan kalkmaması bir yandan da kamusal desteğin güçlenmesinden geçiyor.

Bağımsız sanat üretiminin giderek zorlaştığı, kültür kurumlarının ve destek mekanizmalarının zayıfladığı, maliyetlerin her geçen gün arttığı bir dönemde bu gösterinin gerçekleşebilmesi, özverili bir kadronun emeğinin yanı sıra, gösterinin organizasyonunu üstlenen Vigor Sanat’ın değerli destekleri sayesinde mümkün oldu. Bu gösterinin gerçekleşmesine altyapı desteği sağlayan Kadıköy ve Ataşehir Belediyeleri’ne, Garip Dede Dergâhı Vakfı’na, Celal Fırat’a ve Veli Büyükşahin’e de çok teşekkür ederiz. Çok sayıda insanın gönüllü katkısı ve uzun yıllara yayılan dayanışma ilişkileriyle ortaya konan bu gösteri, bir yandan ortak üretim iradesinin hâlâ güçlü olduğunu, bir yandan da bağımsız kültür-sanat alanının ne kadar kırılgan koşullar içinde var olmaya çalıştığını gözler önüne seriyor.

Otuz yılı aşkın süredir Kardeş Türküler’in peşinden gittiği arayış bugün de güncelliğini koruyor. Kültürlerarası ilişkinin çatışma, dışlama ve hiyerarşi üzerinden değil; karşılaşma, ortak üretim ve karşılıklı öğrenme üzerinden kurulabileceğine inanıyoruz. Bu nedenle Kardeş Türküler’i tamamlanmış bir proje olarak değil, kültürel çoğulluğu koruyan ve geliştiren birliktelik biçimlerini araştırmaya devam eden bir çalışma olarak görüyoruz. İnsanlığın ortak yaşam deneyimi kadar eski olan bu meselenin günümüzde de önemini koruduğunu biliyor; bu arayışın ancak yeni katılımlara, yeni katkılara ve yeni karşılaşmalara açık kaldığı ölçüde canlılığını/gücünü sürdürebileceğine inanıyoruz.

Aynı göğün altında yan yana…

Gökyüzü çoğunlukla özgürlük ve umudu çağrıştırır; içimize ferahlık veren bir mavilik gelir akla… Ancak dünyanın içinden geçtiği bu savaş ikliminde gökyüzü de yeryüzü kadar şiddetin bir mecrası değil midir? Geceleri sadece yıldızlar değil, füzelerin ışıkları da aydınlatır karanlığı… Kuşlar kadar, sis perdesiyle bulanmış bir gökyüzü de fırtınalı bir hava da gerçek hayatımızın bir parçasıdır. Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava sahnesinde, bulanık ve kaotik atmosferine dalıp içinden dualar ve güzel dileklerle çıktığımız gökyüzünün her hali bizimleydi o akşam. Aynı gökyüzünün altında seyircilerimizle birlikte maviden, turuncuya, griden pembeye, renkten renge bulanan o açıklığın imkânları ve sınırlarıyla baş başaydık. 11 Haziran 2026 gecesi aynı gökyüzünün altında barış ve demokrasi için söylendi şarkılarımız…

Bu gösteriyi hazırladığımız dönemde Türkiye, çelişkili ama tarihsel önemi büyük bir eşikten geçiyordu. Bir yandan Kürt meselesinde uzun yıllardır süren çatışmanın sona erdirilmesine ve demokratik çözüm olanaklarının yeniden konuşulmasına dair yeni bir siyasal iklim oluşurken; diğer yandan seçme ve seçilme hakkını hedef alan müdahaleler, siyasetçilerin ve belediye başkanlarının tutuklanması, ifade özgürlüğü üzerindeki baskılar ve demokratik alanın daralması toplumun geniş kesimlerinde ciddi kaygılar yaratıyordu. Kalıcı bir toplumsal barışın demokratik alanın, hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, farklı kimliklerin, kültürlerin ve düşüncelerin eşit biçimde var olabildiği bir ortak yaşam temennisi ile bitirdik konserimizi ve yeniden aynı heyecanla buluşmak dileğiyle…

 

Fotoğraf: İrem Uyum

 

 

 

[1] Bu yılki gösteride akış boyunca bir bağlayıcı unsur olarak ve bütünlüklü bir dilsel üslup oluşturma hedefiyle metin yazımına ve düzenlemesine yer verildi. Geçmiş yıllardan farklı olarak bu yıl metin çalışması proje yapım ekibinde yer alan bir edebi grup tarafından yürütüldü. Yazıda yer verilen şiirler yazım ekibinin ve ekibin seçtiği şairlerin dizeleridir. Gösteride Fadwa Tuqan, Şêrko Bêkes ve Zahrad’dan alıntılara yer verilmiştir.

[2] Fatwa Tuqan, “Hamza”, Gece ve Süvariler (1969).

[3]  2025 yazında İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde gerçekleştirdiğimiz buluşmaya Kardeş Türküler youtube kanalından ve artizan web sitesinden ulaşabilirsiniz.

[4] 11 Haziran 2026 Kardeş Türküler Harbiye Açıkhava gösterisinin hazırlanmasında emeği geçen isimlere o gün seyircimizle paylaştığımız program dergisinden ulaşabilirsiniz: https://www.art-izan.org/wp-content/uploads/2026/06/KardesTurkuler_YanYana_Program.pdf