Merhaba!

Bugün, 2021 yılında aramızdan ayrılan, tiyatrocu, yayıncı, yazar ve eğitmen Ömer Faruk Kurhan adına düzenlediğimiz “Kültür ve Sanat Buluşmaları”nın dördüncüsü için bir arada bulunuyoruz. 2022 yılından beri her yıl Aralık ayında düzenlediğimiz buluşmalarda, Ömer Faruk Kurhan’ın düşünsel mirasını hatırlatmak ve geliştirilmesine yardımcı olmak üzere, onun vurguladığı belli temalardan yola çıkıyoruz.

Bundan üç yıl önce düzenlediğimiz ilk buluşmada merkeze yerleştirdiğimiz tema kültürel çoğulculuk olmuştu. Ömer’in vurguladığı kültürel çoğulculuk, liberal çokkültürcülük anlayışından farklıdır. Liberal çokkültürcülük, farklı etnik ve dinsel kültürlerin varlığını meşru kabul eder. Fakat bunların yan yana, birbirine değmeden ve bir hiyerarşi içinde dizilmesine itiraz etmez. Kültürel çoğulculuk ise kültürlerin birbirini besleyen dinamik bir ilişki içinde yaşadığı, birbirini etkilediği, birlikte gelişebildiği bir kültürel, politik evreni tarif eder. Kültürler arasında hiyerarşiyi, alt ve üst kimlikleri reddeder. Kültürel çoğulcu yaşam bu özelliği itibariyle, bugünkü buluşmamızın ana teması olan barış ve barışın inşası fikriyle çok yakından alakalıdır.

Bundan üç yıl önce yaptığımız etkinliğin açılış konuşmasında Ömer Faruk Kurhan’ı bağımsız kamusal aydın geleneğinin bir temsilcisi olarak tarif etmiştik. Bağımsız kamusal aydın, sistemin egemen kurumlarının veya muhalif yapıların kendisine teklif ettiği bağımlılık ilişkisini reddeder. Egemen kurumların açtığı sınırlı özgürlük olanaklarına veya muhalif yapıların talep ettiği görevlere mesafelidir. Bir anlamıyla entelektüel alanın özerkliğini savunur, fakat örgütlenme ve özyönetim pratiğinden yoksun bir özerklik arayışının, kaçınmaya çalıştığı bağımlılık ve himaye ilişkileriyle sonuçlanacağının farkındadır. Ömer’in on yıllara yayılan kültür-sanat yaşamında, örgütlenme ve özyönetim için büyük emek verdiğini, liberal veya alt-liberal olarak tarif ettiği sahte özgürlük alanlarına hapsolmayı reddettiğini hatırlatmak gerekir. Bu anlamda Ömer, toplumsal özgürlükçü itkilerle hareket eden bir kültür-sanat aktivistidir.

Bir sonraki buluşmamızda, 2023’te amatör sanat kavramına odaklanmıştık. Ömer’in vurguladığı amatör sanat anlayışı, kavrama yüklenebilecek “hevesli”, “yetersiz”, “özenti” ve benzeri pejoratif anlamlara aykırıdır. Nitelikli kültürel ve sanatsal üretimin toplum tabanında filizlenip büyüyebilmesi için olanaklar sunar. Sistemin dayattığı ve özünde kültür-sanat üretiminin ekonomisiyle alakalı olan amatör ve profesyonel sanat ayrışmasını reddeder. Yaşam giderlerini farklı meslekleri icra ederek karşılayan, bu nedenle “zamanı kısıtlı” olan insanların, kültürel çalışmalara nitelikli ve üretken bir şekilde katılabilmeleri için örgütlenme modelleri ve pedagojiler geliştirmeye gayret etmiştir Ömer. Minimum tiyatro, kolektif oyunlaştırma gibi modeller yardımıyla katılıma açık, üniversite, sendika, mahalle ve benzeri sosyal alanlara ve toplumun dezavantajlı kesimlerine ulaşabilecek yaratıcı drama faaliyetleri için öncüller ve yöntemler ortaya koymuştur.

Geçtiğimiz sene alternatif okullaşma kavramı üzerinde durmuştuk. Bu kavram Ömer’in benimsediği bağımsız kamusal aydın rolü ve bunun gereği olan örgütlenme ve özyönetim pratiğiyle doğrudan alakalıdır. Temel mesele şudur: “Kültürel üretim alanlarında, devletin, piyasaların ve yüksek muhalif siyasetin himayesine mahkûm olmayan, ayrıca piyasaya egemen eğitim, üretim ve icra biçimlerini taklit etmeyen, kamusal alanın çeşitlenmesi, zenginleşmesi ve demokratikleşmesine hizmet edecek bağımsız yapılar nasıl inşa edilebilir, nasıl yaşatılabilir?” Ömer’in buna verdiği cevap, toplumsal özgürlükçü itkilerle hareket eden alternatif kurumların inşasıdır. Bu kurumların inşası hakkında belli uyarıları vardır: Birincisi, alternatif kurumlaşma ve okullaşma peşindeki kültür-sanat aktivistleri kendi içinde kapalı topluluklar şeklinde örgütlenmemelidir. İkincisi, sistemin kurumları içinde faaliyet gösterirken bu kurumlarla özdeşleşmemelidir. Ayrıca, topluluk ilişkilerini belli ahlaki ve politik öncüller doğrultusunda yönetilebilir kılacak bir ilkeler manzumesine, hukuki çerçeveye sahip olmalıdır. Son olarak, hümanist, insancıl eğitim anlayışından esinlenen bir pedagoji, eğitim-araştırma mekanizmaları ve katılımcı çalışma düzeni geliştirmelidir.

Bugün, barış teması etrafında toplandık!

Bunun iki nedeni var. Bu nedenleri, bir öncelik sonralık sırasına sokmadan şöyle ifade edebiliriz: Birincisi, Türkiye 2024 sonbaharında, kamuoyunun hiç beklemediği bir anda yeni bir müzakere ve barış sürecine girdi. Bu süreç bir yılı aşkın süredir devletin ve Kürt hareketinin karşılıklı jestleriyle devam ediyor. Bu sürecin yolunda devam etmesi halinde kültürel çoğulcu bir yaşamın inşası için de fırsatlar sunacağını düşünüyoruz. Çatışmasızlık, barış ve adalet arasındaki ilişkiyi, yakın tarihimiz ve güncel gelişmeler ışığında değerlendirmenin, kültürel üretimin etik ve politik kriterler bakımından da test edilmesi gerektiğine inanan bir kültür-sanat hareketi için önemli olduğunu düşünüyoruz. İkinci neden ise doğrudan Ömer’le ilgili: Barış meselesinin çeşitli veçheleri Ömer’in çalışmalarında önemli bir yer buluyordu. Yaşadığımız dönemi biraz da onun gözüyle değerlendirmek istiyoruz.

Gösteri sanatlarında uzmanlaşmış bir kültür-sanat insanının barış ve demokrasi gibi siyasi meselelerle doğrudan ilgilenmesi tuhaf karşılanabilir. Ömer bu soruya 2008 yılında, Demokratik Aydınlanma Platformu sitesinde yazdığı bir yazıda şöyle cevap veriyor:

Entelektüel yatırımını esas olarak dram sanatına yapmış biri olarak politik çözümlemelere duyduğum ilgiyi tuhaf bulanlar vardır. Benim tuhaf bulduğum ise, dramatik bilincin politik bilinci içerme çabasının tuhaf bulunmasıdır. Gelişkin bir politik bilinç içermeyen bir dram sanatının, estetik yanı ne kadar iddialı olursa olsun, söz konusu toplumsal olaylar olduğunda verimli sonuçlar alamayacağını da eklemek gerekir.”[1]

Gerçekten de Ömer’in yıllar boyunca yazdığı onlarca görüş yazısında güncel siyasi gelişmelerin, siyasi aktörlerin ve jestlerin dram sanatıyla ilişkili olarak ele alındığı, klasik tiyatro metinleri bağlamında yorumlandığı denemelere rastlarız.[2] Bu yazılar toplumsal ve sanatsal dramaturji açısından yaratıcı ve yol göstericidir. Güncel siyasetten beslenen bu dramaturjik yaklaşımın, Ömer’in geliştirdiği minimum tiyatro ve kolektif oyunlaştırma modelleriyle bütünsel bir bağı vardır. Buna ilişkin bir sunum ve bazı örnekleri bugün kolektif oyunlaştırma atölyesinde izleyeceğiz.

Fakat Ömer’in barış ve demokrasi meselesine olan ilgisini sadece dram sanatına olan ilgisiyle sınırlı ele almak haksızlık olacaktır. Ömer toplumsal özgürlükçü itkilerle yazan politik bir aydındı. 1960’larda İstanbul’a yerleşen Kürt bir aileden geliyordu. Galatasaray Lisesi, Boğaziçi ve İstanbul Üniversitesi gibi okullarda okumuştu. İnsanlığın evrensel birikimine büyük değer vermekle birlikte, Ortadoğulu bir aydın olarak Kürt kimliğini daima hayatının merkezinde tuttu. Kürt kimliğini merkeze alan evrensel bir aydın duruşu geliştirdi. Türkiye’de müzakere ve barış dediğimizde bunun aktörlerinden birinin Kürtler ve Kürt siyasi hareketi olduğu yeterince açıktır. Bir Kürt aydını olarak Ömer bu meseleyle çok yakından ilgileniyordu. Bu meseleye bakışındaki öncülleri şöyle özetleyebiliriz:

Dünyanın bağımsız ulus devletlerden oluştuğu fikri bir mittir. Günümüz dünyası, sistemi elinde tutmaya çalışan imparatorluklar ve onlara bağımlı çok sayıda devletten oluşur. Egemen kapitalist dünya-sistem, yukarıdan aşağıya doğru küreselleşerek tüm farklılıkları yok ederken, ulus devletler de bu programın ajanlığını üstlenmişlerdir. Dolayısıyla ulus devletçi bir paradigma dünya halklarına daha özgür ve adil bir dünya vadedemez. Benzer şekilde, burjuva liberalizmi de bir mittir. Neoliberal çokkültürcülüğün sunduğu gettolaşma veya asimilasyon ikilemi reddedilmelidir. Bunun yerine farklı toplumların sadece yan yana değil, iç içe ve etkileşim halinde yaşamalarını öngören kültürel çoğulcu yaşamı kurmak üzere çaba gösterilmelidir.

Ömer güncel siyaseti yakından takip eden pratik ve üretken bir aydındı. Güncel olguların titiz ve rasyonel bir şekilde analiz edildiği siyasi yorum yazılarını takip ederek, Kürt sorununun yakın tarihini çıkarmak âdeta mümkündür. Ömer’in bu konu etrafındaki siyasi yorum yazılarına yöntemsel olarak baktığımızda şunları söyleyebiliriz: Ele aldığı konuları tarihselleştirir; Dünya’daki genel siyasi ve ekonomik yönelimlerle ilişkilendirir; meselenin aktörlerini ve oynadıkları rolleri dikkatle ele alır. Bu değerlendirmelerden hareketle, belirli bir kesinlik atfetmese de öngörülerde bulunmaktan kaçınmaz. Bu yazılara benimsediği değerler açısından baktığımızda ise şunları söyleyebiliriz: Demokratik çözüme odaklıdır; taban örgütlenmelerine ve özyönetime vurgu yapar, Kürtlüğün alt-kültürel bir evrende, bir alt-kimlik olarak kabulüne karşı çıkar. Barışı sadece politik bir uzlaşma olarak değil, kültürel ve siyasi bir yeniden yapılanma olarak görür.

Ömer Kürt sorununa duygusal bir bağla yaklaşmakla birlikte bağımsız kamusal aydın tavrını korumuştu. Bu konuyla ilgili genel tespitlerine burada oldukça sınırlı bir şekilde şöyle değinebiliriz: Yüksek Kürt siyasetine eleştirel yaklaşmakla birlikte PKK’nin Kürt halk tabanındaki karşılığını görüyor ve devletin PKK’siz çözüm çabalarını anlamsız buluyordu. 2000’lerin sonuna doğru Kürt sorununun, bölgesel güçlerin de devreye girmesiyle birlikte bir Ortadoğu sorunu haline dönüştüğünü tespit ediyordu. Kürt siyasi hareketini ve tüm muhalefeti, çatı partisi gibi yasal siyasi kurgularla ortaya çıkmasına karşın, özellikle kentlere yığılan, genellikle yoksul Kürt toplumunu ekonomi, eğitim ve sağlık gibi alanlarda güçlendirecek, asimilasyona mahkûm olmaktan koruyacak örgütlü çalışma yürütmediği için eleştiriyordu.

Ömer için önce barış esastı. Türkiye’de sol ve liberal kamuoyunun kafasını sıklıkla karıştırdığı şekilde, “demokrasi olmadan barış nasıl sağlanacak?” sorusunu sormak yerine, çatışmasızlığı tesis edecek reformların sağlanmasını, pozitif barışın ve demokratik bir toplumun tesisi için bir önkoşul olarak görüyordu. Bugün yaşanan müzakere sürecinde hiç gündeme gelmeyen “hakikat ve adalet”, yani tarafların geçmişin suçlarıyla sağaltıcı bir şekilde yüzleşmeleri, barış sürecinin temel taşlarından biri olmalıydı.

[1] Ömer Faruk Kurhan, “Dramatik Bilince Katkı Amacıyla Güncel Siyasal Gelişmeler Hakkında Bir Yorum”, 6 Nisan 2008, https://ofkyazilar.com/dramatik-bilince-katki-amaciyla-guncel-siyasal-gelismeler-hakkinda-bir-yorum/

[2] Ömer Faruk Kurhan’ın kültür-sanat ve siyaset alanında yazdığı güncel yorumların pek çoğuna https://ofkyazilar.com sitesinde erişebilirsiniz.