Festival Ekonomileri ve Türkiye’deki Güncel Festivaller

Kültür-Sanat Komisyonu’nda çalışma yürüten genç kuşağın festivaller hakkında yaptığı tartışmanın1 üçüncü ve dördüncü oturumunda değerlendirilmek üzere, Türkiye’deki seyirci kitlesi ve/veya bilinirlik açısından büyük, orta ve küçük ölçekli festivallerin organizasyon ekipleriyle söyleşiler yapıldı. Ekiplere düzenledikleri festivalin misyonu, program içeriği, hedef kitlesi ve ekonomik altyapısına dair sorular soruldu.

 

Çalışma kapsamında Amed Tiyatro Festivali, Bu Festival Bizim, Eskişehir Amatör Tiyatro Günleri, İstanbul Amatör Tiyatro Günleri, İstanbul Caz Festivali, ODTÜ Bahar Şenliği, ODTÜ Tiyatro Festivali, Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali ve Uluslararası Borçka Tiyatro Festivali’ni düzenleyen ekiplerle söyleşi yapıldı. Akbank Caz Festivali, Bergama Tiyatro Festivali, Bozcaada Caz Festivali, İstanbul Tiyatro Festivali, İşçi Filmleri Festivali ile söyleşi yapılması amaçlansa da çeşitli sebeplerden dolayı gerçekleştirilemedi. Ayrıca İstanbul Tiyatro Festivali, İstanbul Fringe Festival, İstanbul Festivali ve Kültür Yolu Festivali’ne dair yayımlanan materyaller incelendi.2

Misyon, İçerik ve Hedef Kitleleri Bağlamında Festivaller

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) düzenlediği büyük ölçekli festivallerin misyonlarının temel anlamda alanın “en iyisi olma”, seçkilerinde dünya ve Türkiye’deki nitelikli işlere yer verme gibi noktalarda ortaklaştığı değerlendirildi. Örneğin İKSV’nin düzenlediği festivallerin Türkiye’deki sanatçıların ürünlerini dünyaya tanıtma misyonu edindiği görülüyor. İstanbul Caz Festivali direktörü Harun İzer amaçlarını, “dünyadaki kültür ve sanat üretiminin seçkin örneklerini, yeni girişimleri ve değişik akımları İstanbul’daki sanatseverlerle buluşturmak, Türkiye’nin kültürel zenginliğini dünyaya tanıtmak ve İstanbul’u uluslararası kültür-sanat platformunun önemli merkezlerinden biri haline getirmek” olarak özetliyor. Geçtiğimiz sene yapılan bir söyleşide İKSV Tiyatro Festivali küratörü Mehmet Birkiye, “uluslararası festivallerin genellikle dışarıya açılan kapılar” olduğunu belirtiyor. Bu anlamda festival seçkisinin festivalin niteliğinin belirlenmesi ve yerli oyunların da dışarıyla bağlantı kurması açısından önemli olduğunu ekliyor.

Hem seyirci kitlesi hem de bilinirlik açısından büyük ölçekli olarak nitelendirilebilecek bir diğer festival olan İstanbul Festivali ise bu yıl dördüncü kez düzenlendi. Festivalin sitesinde misyonlarına dair net bir ifade bulunmasa da organizasyon şirketinin CEO’su Özlem Adıgüzel festivalin teknolojik yatırımlarını geliştirdiklerini, bunun amacının da dünya starlarını ağırlamak olduğunu belirtiyor. Nitekim festival programlarında Jennifer Lopez’in konserine yer veren festivalin, düzenlendiği vakitten bu yana Türkiye’de kitlesi geniş, ünlü isimleri ağırladığı görülüyor.

Orta ve küçük ölçekli festivallerin ise misyonlarında politik öncüllerin ön plana çıktığını belirtmek mümkün. Örneğin kendilerini orta ölçekli bir festival olarak tanımlayan “Bu Festival Bizim” festivalinin kurucusu ve direktörü Beril Sarıaltun, misyonlarının “müzikte eşitlik” olduğunu belirtirken Amed Tiyatro Festivali festival komitesi, festivali yapma nedenlerini, “Kürt tiyatrosunun gelişimini destekleme, çokdilli ve çokkültürlü bir tiyatro geleneğini yaşatma” olarak özetliyor. Yerel festivallerden sayılabilecek Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali ve Uluslararası Borçka Tiyatro Festivali’nin, hiç tiyatro izlememiş birini tiyatroyla buluşturmak, hedeflerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu anlamda söyleşi yapılan yerel festivallerin sanatı çeperlere ulaştırma hedefinin ağır bastığı söylenebilir. Duruma üniversite festivalleri açısından bakıldığında kolektiflik, dayanışma ve üniversite gruplarının sanatsal üretimlerini birbirleriyle paylaşması gibi hedefler ön plana çıkıyor. ODTÜ Tiyatro Şenliği’nin düzenleyicisi ODTÜ Oyuncuları, şenliği “seyircilerle, oyunlarını sergileyen topluluklarla, söyleşiye gelen hocalarla birlikte ortaya çıkan kolektif bir ürün” olarak tanımlarken İstanbul Amatör Tiyatro Günleri’ni düzenleyen, üniversitelerin gösteri sanatları kulüplerinden oluşan şenlik komitesi ise misyonlarının “amatör sanat ekiplerinin bir araya gelerek birbirleriyle sanatsal çalışmalarını paylaştığı dayanışmacı ve kapsayıcı bir ortam oluşturabilmek” olduğunu belirtiyor. Benzer bir şekilde Eskişehir Amatör Tiyatro Günleri’ni düzenleyen Anadolu Üniversitesi Tiyatro Kulübü, “amatör tiyatronun yaratıcı, dönüştürücü ve birleştirici gücünü kampüs yaşamının içine taşıma”nın kendileri için çok kıymetli olduğunu söylüyor. İstanbul Amatör Tiyatro Günleri ve Eskişehir Amatör Tiyatro Günleri, misyonları gereği programlarında yalnızca üniversite tiyatro topluluklarına yer verirken ODTÜ Tiyatro Şenliği, 2025 yılındaki programlarında “üniversiteler üzerindeki baskıların yoğunlaştığını” ve “bir üniversite topluluğu olarak var olmak ve tiyatro yapmanın ciddi bir mücadele gerektirdiğini” belirterek bu seneki programlarında daha fazla üniversite tiyatro topluluğuna yer verdiklerini ifade ediyor.

Bunun yanında, söyleşi yapılan orta ve küçük ölçekli tiyatro festivallerinin program ve seçki tercihlerinin güncelle bağ kurması dikkat çekiyor. İstanbul Amatör Tiyatro Günleri, Kasım ayında düzenledikleri festivalde barış üzerine sanat yoluyla söz üretmenin kritik olduğunu düşündüklerini ve bu nedenle temalarını bu doğrultuda seçtiklerini belirtirken ODTÜ Tiyatro Şenliği de festival temalarını güncelle bağ kurarak seçtiklerini söylüyor. Eskişehir Tiyatro Günleri de 2025 yılında düzenlenen festivali “bir direniş festivali” olarak gördüklerini belirtiyor. Borçka Tiyatro Festivali’nin 2025 yılı teması ise “Kültür Politikalarında Eşit Erişim ve Çocuğun Temsili”. Organizasyon ekibinden Osman Nuri Orhan, “kültür ve sanata erişimin bir lütuf değil, anayasal ve insani bir hak olduğuna olan inançlarından” dolayı bu temayı seçtiklerini belirtiyor. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nin düzenleyicisi TAKSAV ise her sene farklı bir tema belirlemediklerini, sanatsal kriterlerin yanında kendilerine sahne bulamayan üniversite tiyatrolarına, belediye tiyatrolarına, meslek gruplarının oluşturduğu amatör tiyatro topluluklarına seçkilerinde yer verdiklerini söylüyor. Fringe Festivali’nin yürütücü direktörü Denizhan Çay da benzer şekilde “big name” peşinde olmadıklarını, “ana akımın dışında kalan gösterileri, eserleri” kapsadıklarını belirtiyor. Amed Tiyatro Festivali ise programa dahil edecekleri eserler için temel kriterlerinden birinin “kültürler ve diller arasında diyalog kurabilecek bir dil geliştirilmesi” olduğunu belirtiyor. Bu da festivalin kültürel çoğulcu yapısına dair önemli bir veri sunuyor. Bu anlamda orta ve küçük ölçekli tiyatro festivallerinin, festivalin tanınırlığı ya da bilinirliğinden ziyade farklı yönleriyle ana akımın dışında kalan, kamusallaşmakta problem yaşayan ve/veya politik anlamda bir derdi olan eserlere seçkilerinde yer vermeye öncelik tanıdıkları görülüyor.

Son yıllarda karşılaştığı yasaklamalarla gündeme sıkça gelen ODTÜ Bahar Şenliği’nin düzenleyici komitesinden Onur Yılmaz ise önceliklerinin “şenliğin tüm ODTÜ mensuplarını kapsaması, herkes tarafından sahiplenilmesi ve bütün katılımcıların keyifli vakit geçirmesi” olduğunu belirtiyor. Seçkilerini oluştururken “ODTÜ kültürüne ve geleneğine uygun”, öğrencilerle dayanışmaya özen gösteren isimlere yer verdiklerini söylüyor. Bu anlamda ODTÜ Bahar Şenliği’nin, ODTÜ’de genel bir kitleye hitap etmeye çalıştığı ancak bunu yaparken şenliğin vizyonunu paylaşabilecek isimlere sahne açmaya özen gösterdiği ifade edilebilir.

Kreşendo’nun düzenlediği “Bu Festival Bizim” ise 2025 yılının temasının “köklenme” olduğunu belirtiyor. Beril Sarıaltun, “İstanbul’da festivallerde ya da mekânlarda bir süreklilik sağlamanın oldukça zor” olduğunu düşündüklerini, bu nedenle böyle bir seçim yaptıklarını belirtirken festivali, Kadıköy’de yeni açılan bir sanat mekânı olan Paribuart’ta gerçekleştirdiklerini söylüyor. Program seçkilerinde ise misyonlarıyla örtüşen bir hikâyeye sahip “headliner” bir ismin yanında, çok tanınırlığı olmayan ancak insanların keşfetmelerini hedefledikleri isimlere yer veriyorlar. Bu tercihin, tanınır olmayan sanatçıların orta ölçekli bir festivalde daha fazla kitleye ulaşması açısından elverişli olduğu ifade edilebilir.

Festival Ekonomileri

Festival ekonomileri incelendiğinde, İKSV’nin ekonomik kaynağını büyük şirket sponsorluklarının oluşturduğu, yerel festivaller açısından belediye desteğinin kritik önem arz ettiği, üniversite şenliklerinde seyirci desteği ya da stand açma gibi yöntemlerin ön plana çıktığı değerlendirmesi yapılabilir. Kısa sürede fazla kitleye yayılan ve ünlü isimlerin konserlerini ekonomik olarak daha ulaşılır kılmayı hedefleyen İstanbul Festivali’nin düzenleyicisinin ise büyük kongre ve fuarları düzenleyen “Focus Fuar ve Kongre Yönetimi” adlı şirket olduğu görülüyor.

Deneyim ekonomisi anlamında değerlendirildiğinde büyük ölçekli festivallerin mekânsal açıdan tüketime teşvik eden yerlerde gerçekleştiği görülüyor. İstanbul Festivali, Yenikapı Meydanı gibi geniş bir alanda gastronomi, spor, eğlence gibi etkinliklere ve markaların standlarına yer veriyor. İstanbul Tiyatro Festivali ise yurt dışından gelen toplulukları son yıllarda genellikle Zorlu PSM Sahnesi’nde ağırlıyor. Festivalin ilk yıllarında yalnızca devlet ve şehir tiyatrolarının sahneleri kullanılırken festivalin seçkisine zamanla önce özel tiyatroların, ardından AVM’lerde bulunan salonların eklenmeye başlandığı görülüyor.3 Bu sahnelerin kapasiteleri daha fazla kişinin gösteriyi izlemesine el veriyor. Ancak mekân dramaturjisi bağlamında düşünüldüğünde yalnızca tiyatro için tasarlanmış bir binaya kıyasla bu tarz binalarda farklı kategorilerden bilet satın almış seyircilerin etkileşiminin kısıtlı olduğunu, özellikle geliri kısıtlı olup alt kategorilerden bilet alan kişilerin gösteriyi alımlamasını etkileyecek kadar uzakta oturmak zorunda kaldığını söylemek mümkün. Bununla beraber festivaldeki mekânların değişimini, Türkiye’de yıllar içinde Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları’na ait pek çok sahnenin kapatılması, bir kısmının uzun yıllardır süren restorasyona girmesi ve devletin festivallere verdiği desteği kesmesiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Mekân haricinde, İstanbul Tiyatro Festivali’nin yalnızca eğlenceye odaklı deneyimlere değil, eğitsel deneyimlere de yer verdiği görülüyor. Programlarında ücretsiz katılımın mümkün olduğu eğitimler ve atölyeler yer alıyor.

Mekânsal açıdan bakıldığında üniversite şenliklerinin, üniversite kampüslerini bir etkileşim alanı haline getirdiği değerlendirmesi yapılabilir. Sanatla ilgili olsun ya da olmasın, üniversite öğrencilerinin gördüğünde katılabileceği etkinlikler bu anlamda sanatı kampüsteki bileşenlerle buluşturuyor. Ekonomik olarak ODTÜ’deki tiyatro şenliği ve bahar şenliği ekipleri sponsor ve bilet satmazken giderlerini açılan standlarla karşıladıklarını belirtiyor. İstanbul’da ve Eskişehir’de düzenlenen şenliklerde ise bilet satılıyor. İki ekip de kumpanyaların ihtiyaçlarını karşılamak, şenliği seyircisiyle dayanışma halinde ekonomik olarak sürdürülebilir kılmak için asgari düzeyde bir bilet fiyatı belirlediğini söylüyor. Bu anlamda, bir festivalin bağımsızlığını ve sürekliliğini devam ettirmenin en önemli yollarından birinin bütçe ve altyapıya sahip olmak olduğunu değerlendirmek mümkün. Zira ODTÜ Oyuncuları da turne masraflarından dolayı festivale gelemeyen ekipler olduğunu, onları ekonomik problemler nedeniyle programa dahil edemediklerini belirtiyor.

TAKSAV, düzenlediği festivali ekonomik olarak düşük bilet fiyatları ve bazı oyunların ücretsiz sahnelenmesiyle mümkün kıldığını ancak son yıllarda bunun zorlaştığını belirtiyor. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nün festivallere verdiği desteklerin son bulmasının, gişe gelirlerini önemli ölçüde azalttığını söylüyor. Nitekim bu yılki festivallerinde, programa dahil edilmek istenen bazı gruplara sahne kapasitesi ve bütçe yetersizlikleri nedeniyle olumsuz geri dönüşler yapılmış. Borçka Tiyatro Festivali ise kültür sanata destek veren belediyelerin, en önemli ekonomik kaynaklarından biri olduğunu belirtirken yerel halkın ve esnafın desteğinin öneminin de altını çiziyor. Örneğin Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun (BGST) “Zabel” isimli oyununa, gerekçe belirtmeden salon tahsis edilmemesi üzerine festival komitesi ve halkın çabalarıyla açık hava sahnesinin kurulması, festivalin yerel halkla olan bağının ne denli kuvvetli olduğunu gösteriyor.4

Nesrin Karadağ, “Festivalin kapalı kapıları: Tiyatroya erişim üzerine bir eleştiri” adlı yazısında İstanbul Tiyatro Festivali’ni ekonomik açıdan erişilebilir olmaması nedeniyle eleştiriyor. Yapılan tartışmada bulunan katılımcılardan yalnızca birkaçının para biriktirerek bir ya da iki oyuna gidebildiği düşünüldüğünde bu durum bir gerçeklik olarak önümüze çıkıyor. “Eczacıbaşı Genç Bilet” gibi uygulamalardan da çok az kişinin yararlanabildiği, biletlerin hemen tükendiği düşünüldüğünde sponsor olan firmaların yardımlarını şeffaf verilerle açıklamasını,  devletin  kültür  sanata  ayrılan  fonunun  artmasını,  büyük  festivallerin düzenleyicilerinin ise prestijin yanında hedef kitlenin sosyoekonomik durumunu gözeterek programlarını düzenlemesini talep etmek, çözüm önerileri arasında yer alabilir. Örneğin İstanbul Caz Festivali’nin ücretsiz düzenlenen “Parkta Caz” etkinliklerinin festivali sosyoekonomik olarak daha fazla kitleye açtığı değerlendirmesi yapılabilir. Ancak her festival için, özellikle bu alanda eğitim gören, hevesli öğrencileri kendilerine ilham olabilecek dünya çapındaki etkinliklerle tanıştırmayı kurgulamak, bu konuda daha fazla yol aramak önemli görünüyor.

Yeni Yüzyıldaki Türkiye’nin Yeni Festivalleri: Kültür Yolu Festivali ve TEKNOFEST

Festivallerin tartışıldığı haftalarda Ayşenur Kılıç’ın “Siyasal İktidar ve Kültürün Yeniden İnşası: Türkiye’de Festivalin Dönüş(üm)ü” adlı makalesi üzerinden Kültür Yolu Festivali ve TEKNOFEST’ler ele alındı. Tartışma odağı, diğer festivallerden ayrıştığı için bu festivaller yazıda ayrıca değerlendirilecektir.

Kültür Yolu Festivali’nden başlamak gerekirse, bu festivalin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, 2021 yılında hayata geçirildiği görülüyor. İnternet sitesinde festivalin “Türkiye’nin dört bir yanındaki şehirlerin marka değerlerini artırarak, her birini kültürel ve sanatsal anlamda cazibe merkezlerine dönüştürmeyi” hedeflediği belirtilmektedir. Festivalle ilgili olarak Kültür ve Turizm Bakanı’yla yapılan röportajlarda, yazılan haber yazılarında şehirlerin marka kimliğini artırma, turistik mekânlarını tanıtma ve yerel lezzetleri tanıtarak esnafa destek olma gibi hedeflerin ön plana çıktığı söylenebilir. Adı geçen makalede de Kılıç, bu festivalin “festival mekânı tasarımı, turizm kaygısı ve neoliberal karakterin ön plana çıktığı bir festival” olduğunu belirtir.

 

 

Festival bu anlamda, hükümetin kendi kültür sanat anlayışını ortaya koyacağı bir performans alanı olmakla beraber yerel halkla buluştuğu ve ekonomik olarak güvenilirliğini sağlamlaştıracak aktörlerle bir araya geldiği bir zemin olarak da yorumlanabilir. Nitekim, festivalle ilgili pek çok yazıda festival sayesinde “esnafın yüzünün güldüğüne” yönelik ifadeler bulmak mümkündür. Önceki haftalarda festivallerin işlevine dair değerlendirmelerimiz, yerel halkın ekonomisini canlandırmak önemli bir ihtiyaç olsa da festivallerin iktidarın meşruiyetini sağlamlaştırmak için bir araç olarak da kullanabileceğini gözler önüne seriyor. Zira Kültür Yolu festivaliyle ilgili haberlerde genellikle Kültür ve Turizm Bakanı’nın görüşlerinin bulunması ve onun da festivali ekonomik ve marka değeriyle açıklaması, festivalin bir iktidar sağlamlaştırma aracı olarak da işlevlendiğini gösteriyor.

Bunun yanında, festivalin içeriğinin çeşitli olduğunu söylemek mümkün. Salvador Dali sergisinden, çeşitli ünlü isimlerin konserlerine, Kayseri’deki ticaret tarihini anlatan bir sergiden, “Selam Ayetleri” etkinliğine uzanan geniş bir yelpazesi var. Bu durum, iktidarın kendi anlayışını sahiplenen kesimlerden ziyade daha geniş bir kesimi hedeflemesi ya da kendi kültür sanat anlayışını araması olarak yorumlanabilir.

Öte yandan gösteri sanatları bağlamına girmese de makalede TEKNOFEST’ler aracılığıyla nasıl bir gençlik kültürü inşa edildiğine dönük değerlendirmeler, bu konu gençlik festivallerinin yasaklanmasıyla beraber ele alınabileceği için, dikkatimizi çekti. Öncelikle Kılıç makalesinde, aslında bir teknoloji fuarı olan TEKNOFEST’in neden bir festival olarak lanse edildiğini sorgular. Kılıç, “festival kavramının getirdiği ritüel, sembol, söylem ve pratiklerin, mevcut iktidarın yeni gençlik inşasında kullanışlı olması”nın bunun bir sebebi olduğunu belirtir.5 Nitekim Recep Tayyip Erdoğan, 2012’deki AKP Gençlik Kolları toplantısında yalnızca dindar değil, modern bir gençlik tahayyül ettiklerini söylemişti. Kılıç, iktidar aktörlerinin TEKNOFEST aracılığıyla tahayyüllerindeki gençlik fikrini kamusallaştırdığını ifade eder. Örneğin Erdoğan 2021’de yaptığı bir konuşmada bu gençliği “Teknofest gençliği” olarak tanımlar; bu gençler “muhafazakâr/sağ/maneviyatçı fikrî altyapıya sahip, milliyetçi ve teknolojik donanıma sahip gençler”6dir. Bunun yanında Türkiye’yi ileriye taşımak ve onu dış tehditlere karşı korumak da gençliğe yüklenen sorumluluklar arasındadır. Kılıç, bu anlamda iktidar aktörlerinin gençlik tanımlarını yalnızca dindarlık üzerinden değil, milliyetçi vurgularla, Cumhuriyet’in kurucu değerleri bağlamında da genişlettiğini ifade eder. Bu bağlamda iktidarın festival kavramının sembolik değerini de kullanarak kendi gençlik tahayyülünü pekiştirdiği yorumu yapılabilir. Öte yandan pek çok gençlik festivali 2010’lardan beri başta güvenlik olmak üzere çeşitli sebeplerden dolayı iptal edilmiştir.7

 

2025 Yılında Gerçekleşen Teknofest’in Kapanış Töreninden Bir Kare (Kaynak: AA)

 

Sonuç Yerine

Festivaller üzerine yapılan dört haftalık okuma-tartışma çalışması, günümüzde festivallerin neden var olduğuna dair teorik bir çerçeve sunmakla beraber Türkiye’deki festival dinamiklerine dair giriş niteliğinde bir tartışmanın başlamasına sebep oldu. Bu anlamda, yazıda bahsi geçen festivallerin hepsinin detaylı bir değerlendirmeye konu olabileceğini ve çalışmada daha genel bir perspektifle, festivallerin hitap ettiği kitlenin ölçeğine göre değerlendirme yapıldığını belirtmek gerekir. Buna ek olarak, ortaya çıkan en büyük problemlerden birinin ekonomik olduğu görülmektedir. Büyük festivaller festival biletlerinden dolayı bir erişilebilirlik problemi yaşarken, kesilen devlet desteği ve artan maliyetler nedeniyle festivallerin sürdürülebilirliği de tehlikeye girmektedir.

İdeal bir festivalin nasıl olabileceğinin cevabı, kişilerin içinde bulunduğu sosyoekonomik sınıfa, beklentilerine, bulundukları kentin ihtiyaçlarına… göre değişebilir. Ancak günümüzde neoliberalizmle beraber deneyim ekonomisi teriminin ön plana çıktığı, deneyim tasarımının ise yalnızca tüketim odaklı ele alındığında festival katılımcısını pasifleştirdiği, festivaldeki sanatsal üretimleri ise bir tüketim malzemesi haline getirdiği belirtilebilir. “Welcome to the Experience Economy” adlı makaledeki deneyim türleri, yalnızca tüketim odaklı olmayan, festival katılımcısının da aktif hale geldiği ve karşılıklı bir öğrenme alanı olabilecek bir festivalin nasıl kurulabileceğine dair önemli ipuçları barındırmaktadır.

Çalışmanın bir diğer çıktısı ise festivale erişim konusunda yıllardır sıkıntı yaşandığı ancak buna dair festivallerin hedef kitlelerinin toplu bir talepte bulunmadıkları olmuştur. Bu anlamda her ne kadar festivali düzenleyen ekip, erişilebilirlik sorununu çözmekle yükümlü olsa da kültür-sanat alanındaki izleyicinin festivallerle ilgili problemleri örgütlü bir şekilde dillendirmesi, kaynaklar için ilgili makamlardan talepte bulunması önemli görünmektedir. İçerik ve hedef bağlamında ise her festivalin her ihtiyaca karşılık vermesi mümkün görünmemektedir. Bu anlamda daha fazla alternatif festivalin kurgulanması; sanatçıların üretimlerini kamusallaştırabileceği yerler bulması, halkın sanatla bir araya gelme yollarının çoğalması ve çeşitlenmesi anlamında kritik görünmektedir.

 

EK 1

KSK-35 Minimum Gündem Çalışması – Festivaller Teması Üzerine

  1. Hafta: Günümüzde Festivaller Hâlâ Neden Düzenlenir?
    1. Okunacak Materyaller
      1. Eric Hobsbawn: “21. Yüzyılda Festivaller Hâlâ Neden Düzenlenir?” – Parçalanmış Zamanlar içinden; 10 sayfa.
      2. Müzik Festivallerine Dair Güncel Tartışmalar – Ülker Uncu
  2. Hafta: Neoliberal politikalar, deneyim ekonomisi ve festivaller
    1. Okunacak Materyaller
      1. Müzik Festivallerinin Dönüşümü ve Deneyimin Gücü – artizan
      2. Türkiye’de Gençlik Festivalleri – Ülker Uncu
      3. Why are music festivals so expensive?
      4. Opsiyonel okuma: Welcome to the Experience Economy
      5. Opsiyonel video: Türkiye’de festivallerin iptal edilmesinin arkasında ne yatıyor?
  3. Hafta: Türkiye’deki Festivaller ve İçerikleri I
    1. İKSV Tiyatro: Festivalin kapalı kapıları: Tiyatroya erişim üzerine bir eleştiri
    2. İstanbul FRINGE: Denizhan Çay ile Fringe Fest Istanbul 2025 Üzerine Söyleşi – Mimesis Sahne Sanatları Portali
    3. İstanbul Caz Festivali: Söyleşi: İstanbul Caz Festivali – artizan
    4. Kültür Yolu Festivali:
      1. Türkiye Kültür Yolu Festivali – Anasayfa – Hakkımızda
      2. Siyasal İktidar ve Kültürün Yeniden İnşası: Türkiye’de Festivalin Dönüş(üm)ü
    5. İSTANBUL Festivali: İstanbul Festivali deneyim, gastronomi, müzik ve eğlenceyi bir arada sunuyor
    6. Opsiyonel okumalar:
      1. On soruluk sohbetler: Max Diakok ve Patrick Blenkarn & Milton Lim
      2. Türkiye Kültür Yolu Festivali’nde yeni rota Mardin – Kültür Sanat Haberleri
      3. 3. yılında Akbank Caz Festivali: Gözde Sivişoğlu ile söyleşi | Apaçık Radyo
      4. Şanlıurfa kültür yolu festivaline yönelik yerel halkın algı, memnuniyet ve turizm desteğinin değerlendirilmesi
  4. Hafta: Türkiye’deki Festivaller ve İçerikleri II
    1. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali: “Yaşanılabilir bir Dünya için Sanat” – artizan
    2. IV. Uluslararası Borçka Tiyatro Festivali – artizan
    3. Amed Tiyatro Festivali Üzerine: “Çokkültürlü Tiyatro Geleneğini Yaşatmak” – artizan
    4. İstanbul Amatör Tiyatro Günleri – artizan
    5. Bu Festival Bizim – artizan
    6. ODTÜ Tiyatro Şenliği
    7. Eskişehir Amatör Tiyatro Günleri
    8. ODTÜ Bahar Şenliği

 

1 Çalışmanın birinci ve ikinci oturumunun notları için bkz.

2 Bu materyallere ulaşmak için bkz. EK 1

3 Festivalin gerçekleştiği mekânlar, festivalin arşivindeki geçmiş program broşürlerinden incelenebilir.

bkz. https://tiyatro.iksv.org/tr/arsiv/e-kataloglar

4 İlgili bir haber yazısı için bkz. https://www.mimesis-dergi.org/2025/10/borckada-sanat-engellenemedi/

5 Kılıç A (2024). Siyasal İktidar ve Kültürün Yeniden İnşası: Türkiye’de Festivalin Dönüş(üm)ü. Mülkiye Dergisi, Kültür Özel Sayısı, s. 117. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3583433

6 A.g.e., s. 119. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3583433

7 Zeytinli Rock Festivali, Rock&Coke Festivali, GezginFest gibi müzik festivallerinin pek çoğu güvenlik sebebiyle iptal edilse de bu iptallerden önce birtakım cemaatlerin gençlerin burada alkol tükettiğine, çadırlarda kızlı erkekli kaldıklarına dair söylemleri bulunmaktadır. Bu durum, iptallerin ardında, iktidara yakın grupların karşı çıktığı yaşam tarzlarının olduğuna dair bir şüphe uyandırmaktadır. Festivallerin iptal gerekçeleri için bkz. (oluşturduğumuz tablo)