Halk TV’ye kayyum atanmasıyla, Türkiye’de basın özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına bir darbe daha yapıldı. Bağımsız haber kuruluşları, gazeteciler, akademisyenler, kadın ve LGBTİ+ hakları örgütlerinin de aralarında olduğu yüzlerce X hesabına, Mezopotamya Ajansı ve T24 haber sitesine erişim engeli getirildi. Son dönemde fon kriziyle ilgili haber yapan gazetecilere davalar açılarak üzerlerinde yargı baskısı oluşturuldu. Geniş kitlelere ulaşan televizyon kanallarından TELE 1’e kayyum atanmasının ardından şimdi de Halk TV’ye yapılan müdahale tüm bu gelişmelerle birlikte düşünüldüğünde kamusal alanın iktidarın ihtiyaçları doğrultusunda yeniden düzenlendiğini gösteriyor.
Halk TV’ye yönelik müdahalenin gerekçesi olarak açıklanan iddialar adli yargı süreçlerinin konusu olabilir; ancak bunlar bir yayın kuruluşunun yönetimine el konulmasının, yayın faaliyetlerinin durdurulmasının ve onlarca basın emekçisinin ağırlaşan ekonomik koşullarda işsiz bırakılmasının gerekçesi olamaz.
İktidarın politikalarını eleştiren bir televizyon kanalına yapılan bu müdahale, ekonomik kriz ve fon yolsuzluğu tartışmalarının ve Amerika’nın Yemen savaşına Türkiye’nin dahiliyetinin gündemde olduğu bir döneme ve Ekrem İmamoğlu’nun İBB davasında savunmasına başladığı güne denk geliyor. Basın üzerindeki denetim, toplumun hangi bilgiye ulaşabileceğini ve hangi meseleleri tartışabileceğini de belirler. Basının neyi nasıl haberleştireceğinin hukuk dışı keyfiyete bağlı olduğu otoriter düzende, iktidarın propaganda aygıtı dışında kendine yer açmaya çalışan yayıncılığın kamusal tartışmadaki rolü yok edilmektedir.
Kültür ve sanatın özgürce üretilebilmesi, toplumsal meselelerin tartışılabilmesi ve iktidarın politikalarının sorgulanabilmesi, farklı seslerin varlığını sürdürebildiği bir kamusal alanın korunmasına bağlıdır. Eleştirel yayın yapan kuruluşlar varlığını sürdürmeli; toplumun, gerçekliği farklı kaynaklardan öğrenme, tartışma ve kendi yargısını oluşturabilme hakkı korunmalıdır.
