Suriye’nin Rojava bölgesinde, halkların ortak yaşam iradesini ve kültürel birikimini hedef alan çok katmanlı bir şiddet süreci yaşanıyor. Geçtiğimiz hafta Halep’te Kürtlerin yaşadığı mahallelere yapılan saldırılar sadece sınır güvenliği ya da geçici askeri hamlelerle açıklanamaz. Bu saldırılarla uzun yıllar boyunca büyük emeklerle inşa edilmiş toplumsal, kültürel ve siyasal kazanımların tasfiyesi amaçlanmaktadır.
Rojava’da yaşananlar, küresel ve bölgesel güç dengeleri içinde şekillenen, örtük ya da açık uluslararası onay mekanizmalarıyla mümkün hale gelen bir çatışma ortamında gerçekleşiyor. ABD, Avrupa Birliği, İsrail ve Türkiye’nin farklı düzeylerdeki desteklerinin ve Şam rejiminin bu çatışmanın sürdürülmesinde belirleyici rol oynadığı görülebilir. Bu tablo, Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesinin ağır insan hakları ihlalleri eşliğinde ilerlediğini gösteriyor. Devletlerin, Suriye’de izlediği politikalar silahlı ve cihatçı yapıların güçlenmesine alan açarken demokratik değerleri, laikliği, kadın özgürlüğünü ve barış perspektifini tahrip eden ciddi sonuçlar doğuruyor. Bölgedeki militarist politikaların kaçınılmaz sonuçlarından biri olarak, kadınların kamusal ve siyasal alandaki varlığı da hedef haline geliyor ve kadınlara yönelik şiddet, savaşın yapısal bir bileşeni olarak ortaya çıkıyor.
Bugün kültürel çoğulcu yaşamı, halkların öz yönetim iradesini ve kadınların özgürlük mücadelesini hedef alan saldırılar karşısında Rojava halklarının yanında durmak ahlaki ve politik bir sorumluluktur. Barış, askeri üstünlükle değil; halkların siyasal iradesinin tanınması, kadınların eşit ve özgür katılımının güvence altına alınması ve kültürel çoğulluğun korunmasıyla mümkün olabilir. Artizan kültür ve sanat çevresi olarak, Rojava’da ve tüm Orta Doğu’da ortak yaşamı savunanların yanında durmayı; barıştan, demokrasiden ve temel insan haklarından yana tutum almayı bir sorumluluk olarak görüyoruz.
