Bu yazı 11-24 Mart tarihli haber akışı dikkate alınarak hazırlanmıştır.

EKONOMİ

Savaş Ekonomisi ve Küresel Enerji Krizi

Mart ayının ikinci yarısında küresel ekonomi, jeopolitik gerilimlerin piyasalara doğrudan yansıdığı sert bir döneme girdi. Özellikle Hürmüz Boğazı etrafında yoğunlaşan kriz, enerji fiyatlarını yeniden dünya ekonomisinin merkezine taşıdı. Küresel petrol ticaretinin kritik damarlarından biri olan bu geçiş hattında yaşanabilecek uzun süreli bir kesinti, yalnızca enerji piyasalarını değil, üretimden lojistiğe kadar tüm ekonomik zinciri etkileyebilecek bir kırılma yaratıyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in senaryoları bu riskin boyutunu net biçimde ortaya koyuyor. Kuruluş, Hürmüz Boğazı’nın altı ay süreyle fiilen kapalı kalması halinde Brent petrolün ortalama 120 dolar seviyesine yükselebileceğini, kriz anlarında ise fiyatların 170 dolar bandına kadar tırmanabileceğini belirtiyor. Üç aylık bir kapanma senaryosunda dahi 100 dolar seviyesi artık gerçekçi bir eşik olarak görülüyor.

Petrol fiyatlarındaki her artış, Türkiye’nin cari açığı üzerinde ciddi bir baskı yaratırken, akaryakıt ve doğal gaz maliyetleri üzerinden enflasyonu yukarı çekiyor. Ulaştırma, havacılık ve sanayi sektörleri bu baskıyı doğrudan fiyatlarına yansıtmak zorunda kalıyor. Nitekim son haftalarda uçak bileti fiyatlarında yükseliş ve bazı hatlarda sefer planlamalarının yeniden gözden geçirilmesi, enerji maliyetlerinin reel ekonomi üzerindeki etkisini açıkça gösteriyor.

Savaş ekonomisinin en belirgin sonucu, belirsizlik primi nedeniyle sermaye hareketlerinin daha temkinli hale gelmesidir. Küresel yatırımcılar güvenli limanlara yönelirken altın ve dolar talebi artmakta, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışları hızlanmaktadır. Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı yüksek ekonomilerde bu durum kur baskısını daha da artırmaktadır.

Küresel ölçekte ise enerji arzındaki aksama, yalnızca fiyat artışı değil, tedarik güvenliği krizini de beraberinde getiriyor. Finlandiya akaryatık kısıtlı kullanım örneğinde görülen, savaşın yalnızca cephede değil, gündelik ekonomik hayatın içinde de hissedildiğini ortaya koyuyor. Bu anlamda savaş ekonomisi, artık sadece savunma bütçeleriyle sınırlı olmayan; market raflarından ulaşım maliyetlerine kadar her alana yayılan yeni bir küresel gerçeklik haline gelmiş durumda.

Sektörel Çöküşler ve Derinleşen Yoksulluk

Türkiye ekonomisinin mart ayı görünümünde en dikkat çekici başlıklardan biri, reel sektördeki bozulmanın giderek derinleşmesi oldu.

Son iki ay içerisinde on bine yakın irili ufaklı işletmenin konkordato ilan ettiği yönündeki veriler, piyasadaki likidite daralmasının ve finansman maliyetlerinin reel sektör üzerinde yarattığı baskıyı açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle tekstil ve giyimde yaklaşık 5 bin şirketin faaliyetlerini durdurması, Türkiye’nin uzun yıllar ihracat lokomotiflerinden biri olan bir sektörde alarm zillerinin çaldığını gösteriyor.

Bu ekonomik daralma, doğrudan hane halkı gelirlerine de yansımış durumda. BİSAM’ın Mart 2026 verilerine göre dört kişilik bir aile için açlık sınırı 32 bin 553 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 106 bin 942 TL’ye yükseldi. TÜRK-İŞ verileri de benzer şekilde açlık sınırını 32 bin 793 TL, yoksulluk sınırını ise 106 bin 817 TL olarak hesapladı.

Bu rakamlar, ücretli çalışanların büyük bölümünün gelirlerinin temel yaşam maliyetlerinin oldukça altında kaldığını gösteriyor. Açlık sınırının dahi birçok ücret seviyesinin üzerinde seyretmesi durumun vehametini açıkça gösteriyor.

İşçi Direnişleri

Ekonomik krizin en görünür toplumsal yansımalarından biri, emek piyasasında yaşanan gerilimler ve artan işçi direnişleri oldu. Özellikle Gaziantep tekstil sektöründe yaşanan gelişmeler, ekonomik daralmanın sosyal sonuçlarını çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Gaziantep, Türkiye’nin tekstil üretiminde stratejik merkezlerinden biri olmasına rağmen, son yıllarda düşük ücretler, ağır çalışma koşulları ve artan iş cinayetleriyle gündeme geliyor. İSİG verilerine göre kentte son 13 yılda en az 555 işçi hayatını kaybetti. Bu rakam, yalnızca bir iş güvenliği sorunu değil, aynı zamanda emek rejiminin yapısal krizini de yansıtmaktadır.

Bağımsız sendikacılık faaliyetleriyle bilinen Birtek-Sen Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in tutuklanması, bu tartışmaları daha da büyüttü. İşçilerin ağır çalışma koşullarını ve iş cinayetlerini kamuoyu gündemine taşıyan açıklamaları sonrasında gelen tutuklama kararı, sendikal haklar ve ifade özgürlüğü bağlamında ciddi eleştirilere neden oldu.

Savaş ekonomisi, enflasyon ve sektör daralmalarının birleştiği bu dönemde işçi sınıfı yalnızca alım gücü kaybıyla değil, örgütlenme alanının daralmasıyla da karşı karşıya bulunuyor. Tersane ve tekstil işçilerinin dile getirdiği temel sorun, ücret artışından önce güvenli çalışma ve örgütlenme hakkının korunmasıdır.

DIŞ POLİTİKA

Ortadoğu’da Savaş

Dış politika gündemi, İran-ABD-İsrail ekseninde giderek derinleşen savaş ile şekilleniyor. Giderek bu çatışma tüm bölgeye yayılıyor. Zira İran’ın ana stratejisi de savaşı tüm bölgeye yaymak ve bu konuda başarılı olduğu söylenebilir. Fakat asıl soru, bu yayılmanın küresel bir boyuta evrilip evrilmeyeceği.

Enerji Krizi: Hürmüz

Savaşın en kritik boyutu hiç kuşkusuz enerji arz ağları. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, petrol piyasalarını son on yılın en büyük arz problemiyle karşı karşıya bıraktı. İran, enerji tesislerine yönelik yeni bir saldırı olması halinde Körfez’deki tüm altyapıyı yok etme tehdidinde bulunurken, ABD Başkanı Trump İran’ı elektrik ve su arıtma tesislerini vurmakla tehdit etti, 48 saatlik ültimatom verdi, ardından bu süreyi 5 güne uzattı. Bu “ateşkes” söylemlerinin, Hark Adası veya Hürmüz’e yönelik büyük bir ABD operasyonu için zaman kazanma taktiği olabileceği değerlendiriliyor.

Cephe Hattı

Saldırılar artık simetrik savaşın çok ötesine geçti. İsrail’in nükleer santralinin bulunduğu Dimona kenti vuruldu. İran, bir İsrail F-16’sını düşürdüğünü açıklarken, Wall Street Journal’a göre Diego Garcia Üssü’ne füze saldırısı düzenlendi. Daha önce F-35 ve F-16’ları düşüren İran ordusu, bu kez bir F-15 savaş uçağını daha vurduğunu duyurdu. Ancak İran da ağır kayıplar verdi: “İran’ın gizli gücü” olarak bilinen Ali Laricani’nin ölümü doğrulandı. Savaşın 19. gününde İran İstihbarat Bakanı da hayatını kaybetti. Tahran’da kitlesel cenaze törenleri düzenlenirken, İsrail ordusu Besic Güçleri İstihbarat Komutanı Ahmedi’yi öldürdüğünü iddia etti.

İttifaklar Değişiyor, ABD İçinde Sorunlar

Savaş, uluslararası ittifakları da sınıyor. İngiltere, ABD’nin kullanımı için Kıbrıs’taki üsler dâhil tüm üslerini açtı. Suudi Arabistan ise saldırılar arttıkça kınamaların ötesine geçip İran’a sert ihtarlar göndermeye başladı. Buna karşılık Avrupa Birliği’nde kimse savaşa aktif katılmak istemiyor; Hürmüz Boğazı’na güç gönderilmesi çağrısı yapan Trump’a olumsuz yanıt veren Avrupalı liderler, savaşın uluslararası hukukla ilgili meşruiyetini de sorguluyor.

ABD iç siyasetinde ise bir çatlak var. “Önce Amerika” diyen MAGA hareketi, “Önce İsrail” politikalarına şiddetle tepki gösteriyor. Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, “Bu savaşı İsrail’in baskısı nedeniyle başlattık” diyerek istifa etti. Trump’ın kendisi de çelişkili: Önce İran’a 15 maddelik ağır şartlar sundu (Tahran tarafından reddedildi), ardından “anlaşma yakın” dedi ama İranlı yetkililer bunu “psikolojik savaş” olarak niteledi.

Trump’ın “Hürmüz Boğazı çok yakında açılacak” sözleri, İran’ın “Boğaz açık, sigortacılar savaştan korkuyor” yanıtıyla çelişiyor. ABD’nin savaşın maliyeti şimdiden 12 milyar doları aştı; Pentagon’un 200 milyar dolarlık yeni talebi Kongre’de onay bekliyor. İsrail’de Netanyahu’ya karşı muhalefet susturulmuş, halkın %93’ü savaşı destekliyor. İran’da iç muhalefet iyice sindirilmeye çalışılıyor. 2026’da 2 bin 657 kişi idam edildi. Bu rakam bir önceki yılki aynı dönemin iki katı.

Türkiye ise bu ateş çemberinde hem bir arabulucu hem de lojistik bir geçiş noktası konumunda. Bir yandan ABD ve İran arasındaki görüşmelere Mısır ve Pakistan ile birlikte aracılık etmeye çalışırken, diğer yandan Cumhurbaşkanlığı kararıyla silah ve patlayıcıların Türkiye üzerinden transit geçişine izin verildi. Ankara “aktif tarafsızlık” olarak tanımlanabilecek bir çizgiyi korumaya çalışıyor.

Gazze, Lübnan, Batı Şeria

Gazze’de İsrail’in katliamları aynı şiddetle sürerken, Batı Şeria’da ordunun dışında silahlı yerleşimci gruplar sivillere yönelik toplu saldırılar başlattı. Lübnan’da ise İsrail kara harekâtı başlattı ve fosfor bombası kullandı. Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre ölü sayısı 1024’e ulaştı. İsrail’in Güney Lübnan’ı insansızlaştırmayı ve Lübnan ordusunu Hizbullah’a karşı kışkırtarak bir iç savaş çıkarmayı hedeflediği görülüyor.

Irak ve Suriye’de İç Savaş Riski

Savaş Irak ve Suriye’yi de içine çekti. İran, Irak’taki ABD üslerine ve Kürt bölgelerine saldırdı: 6 Peşmerge öldü, 20’den fazla yaralı var. Ayrıca Haşdi Şabi ve Suriye’deki boş ABD üsleri de vuruldu. Bu saldırılar ve Irak devletinin Haşdi Şabi’ye karşılık verme izni tanıması, Kürtler, Sünniler ve Şiiler arasında iç savaş riskini yükseltiyor. Erbil’e düzenlenen ciddi drone saldırıları sonrası İran’ın Mesud Barzani’den özür dilemesi ise önemli bir detay.

Suriye’nin kuzeyinde (Rojava) ise karmaşık bir tablo var: Salih Müslim böbrek yetmezliği nedeniyle vefat etti. SDG ile HTŞ ve Şam hükümeti arasında esir takasları başladı. Efrin’e 400 aile geri döndü. SDG komutanları Şam yönetiminde görev alıyor: Sipan Hemo, HTŞ’nin Savunma Bakan Yardımcısı olarak atandı. Ancak gerilim dinmiş değil: HTŞ Süveyda’ya saldırdı, İsrail Suriye’deki askeri depoları vurdu, Efrin’de Newroz kutlayan Kürt gençlerine saldırı düzenlendi, ardından Haseke ve Kamışlı’da Kürtler hükümet binalarını bastı. Bölgede her an yeni bir çatışma patlak verebilir.

Küba ve Venezuela: ABD’nin Diğer Cephesi

Ortadoğu yangını sürerken, ABD’nin Küba’ya yönelik ablukası da sertleşti. Petrol yokluğu nedeniyle Küba’da devasa bir elektrik kesintisi yaşanıyor. Rus ve Çin tankerleri ABD tarafından durdurulurken, sadece Çin’den gelen güneş paneli yüklü küçük bir gemi adaya ulaşabildi.