Bu yazı 26 Ağustos – 8 Eylül 2026 tarihli haber akışı dikkate alınarak hazırlanmıştır.
İÇ POLİTİKA
Çerçeve Yasa ve Taziye Çadırları
10 Ağustos’ta TBMM’den geçen ve 18 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanan çerçeve yasanın nasıl uygulanacağına dair net bir yol haritası gündeme gelmedi. 80 bin soruşturma ve kovuşturma dosyasının Çerçeve Yasa kriterlerine göre yeniden ele alındığı haberlere yansıdı. Yasa uygulandığı takdirde 4000’e yakın tutuklu ve hükümlünün tahliye edilmesi bekleniyor.
Çerçeve Yasa kabul edildikten sonra savaşta yaşamlarını kaybeden PKK gerillalarının isimlerinin açıklanmasının ardından pek çok şehirde MEBYA-DER ve aileler öncülüğünde taziye çadırları açıldı. Taziye çadırlarına katılım bölgede binlerce kişinin dahiliyetiyle oldukça kitlesel bir düzeyde gerçekleşti. PKK’nin fesih süreci kapsamında geçmiş kayıpların durumunu açıklaması üzerine yıllardır yas tutamayan aileler onurlu bir barış talebiyle taziye çadırlarında bir araya geldi.
Taziye çadırlarına ilk tepki AKP eski milletvekili Şamil Tayyar’dan geldi. Tayyar, devletin bu durumdan rahatsız olduğunu ve bundan sonra taziye çadırlarına izin verilmeyeceğini ileri sürdü. Çözüm sürecine karşı tavır alan İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti taziye çadırlarını vatana ihanetle, topluma meydan okumayla ilişkilendirdi.
Alevi Aydınlar Bildirgesi
Kürt meselesinin çözüm sürecinde yeni bir aşamaya geçildiği bu dönemde, aralarında yazar, akademisyen ve sanatçıların da olduğu 53 aydın Alevi Aydınlar Bildirgesi yayınladı. Kısa bir süre sonra 44 kişinin daha eklenmesiyle imzacı sayısı 97’ye ulaştı. Bildiride, Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi desteklenmekle birlikte çözümünün dinî ve mezhebi ittifaklarda değil laiklik, evrensel hukuk, insan hakları ve eşit yurttaşlık zemininde aranması gerektiği savunuldu. Kürt hareketini, Alevilerin tarihsel duyarlılıklarını gözetmeye ve Ortadoğu’daki seküler ittifak olanaklarını feda etmemeye çağıran bildiri oldukça tartışma yarattı. Ortadoğu’da Alevilere yönelik katliamların yaşandığı bir dönemde, devletin Terörsüz Türkiye olarak adlandırdığı çözüm sürecinde demokrasi taleplerini dikkate almaması karşısında imzacıların dile getirdiği tedirginliğin son derece haklı olduğunu belirtmek gerekir. Diğer yandan, bildirinin devletin Alevilere yönelik politikalarını değil, Kürt siyasi hareketini hedefe koyması bu bildiriyle ne amaçlandığını tartışmaya açıyor. Kürt siyasi hareketine yönelik suçlayıcı bir tonla yazılan ve provokatif ifadeler içeren bildiri, Kürt siyasi hareketiyle herhangi bir diyalog kurmuyor, tam tersine diyalog kapılarını kapatıyor. Kürtleri ve Alevileri karşı karşıya konumlandıran bu açıklama, demokrasiye ihtiyaç duyan ve demokrasi mücadelesini birlikte yürütmesi beklenen iki kesimi birbirinden uzaklaştırma işlevi görüyor. Böylelikle çözüm sürecini demokrasiyle ilişkilendirmek istemeyen devlet politikalarının güçlendiriyor.
Bildirideki provokatif ton ve çarpıtmalar karşısında DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan önce polemik yaratan ve kutuplaşmayı destekleyen bir üslupla yanıt verdi. Ardından maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım diyerek bu açıklamasından geri adım attı. Gültan Kışanak, Kürtlerin ve Alevilerin Türkiye’de ve Ortadoğu’da demokratikleşmenin iki kurucu ve asli unsuru olduğunu belirtti ve yapay gerilimler, tarihsel kutuplaşmalar veya mezhepçi söylemler yerine evrensel hukuk ve ortak yaşam zemininde buluşulması gerektiğini savundu. Tuncer Bakırhan’ın açıklamasıyla Alevilerle kurulan ilişkiyi Alevileri milletvekili yapmaya indirgediğini söylemek mümkün. DEM Parti’nin Alevi toplumuyla yüksek siyasetin ötesine geçerek gerçek anlamda toplumsal buluşmalara ihtiyacı olduğu görülüyor.
Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına ve “Millet Şahidimdir” kitabına yasak
Devam eden İBB davalarında Ekrem İmamoğlu’nun savunma hakkının ihlal edilmesi sonrasında mahkemede yaptırılmayan savunmalarının kitaplaştırıldığı Millet Şahidimdir kitabına da yasak getirildi. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği, kitabın basılmış ve basılmakta olan nüshalarına el konulmasına, dağıtımının ve satışının engellenmesine karar verdi. Mahkemede yaptırılmayan savunmaların kamuoyuna ulaştırılması amacıyla hazırlanan bu kitabın yasaklanması, Ekrem İmamoğlu’nun hem savunma hakkına hem de ifade özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale anlamına geliyor.
Aynı dönemde Adalet Bakanı Akın Gürlek ile Ekrem İmamoğlu arasında yaşanan tartışmanın merkezinde de yargılamanın kamuya açıklığı bulunuyor. Akın Gürlek’in TV100’de katıldığı bir programda İmamoğlu’nun “duruşmalar canlı yayınlansın” talebini hatırlatarak “Acaba halen aynı iddianın arkasında durur mu?” sözleri üzerine Ekrem İmamoğlu, İBB davasının bütün duruşmalarının canlı yayımlanması talebini yineledi ve geçmiş duruşmaların da kamuoyuna sunulmasını istedi. Bu talep, kamuoyunun siyasal açıdan son derece önemli bir davanın nasıl yürütüldüğünü doğrudan görmesi açısından da önem taşıyor.
Üsküdar Belediyesi: Tutuklama, transferler ve belediyenin el değiştirmesi
Üsküdar’da yaşananlar ise yerel yönetimlerin seçmen iradesi dışındaki mekanizmalarla el değiştirilmesi açısından çok daha somut bir tablo ortaya koydu. Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanarak görevden uzaklaştırılmasının ardından CHP’li Sibel Tan Çetinkaya başkanvekili seçilmişti. Ancak AKP’nin itirazı üzerine bu seçim İstanbul 2. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi ve yeniden seçim yapılmasının önü açıldı.
Bu süreçte belediye meclisindeki siyasi denge de değiştirildi. Dört CHP’li meclis üyesinin AKP’ye geçmesi ve iki CHP’li meclis üyesi Amine Cansu Çelik ile Ekrem Baki’nin operasyon kapsamında tutuklanması, yeni başkanvekili seçiminin yapılacağı meclisin bileşimini doğrudan etkiledi. 8 Eylül’deki seçim öncesinde yaşanan bu gelişmeler, seçilmiş belediye yönetiminin meclis aritmetiğini değiştiren siyasi transferler ve tutuklamaların oluşturduğu baskıcı bir iklimde gerçekleşti. Üsküdar Belediyesi bu şekilde gasp edilerek AKP’ye geçirildi. Sandıkta kazanılamayan bir belediyenin, seçilmiş başkanın tutuklanması ve görevden uzaklaştırılması sonrasında hukuki ve siyasi koşullar kullanılarak el değiştirmesi, yerel demokrasinin ve seçmen iradesinin yok sayılması anlamına geliyor.
Üsküdar’da belediyenin el değiştirmesini önleyebilecek güçlü ve erken bir siyasi karşı koyuş ortaya çıkmadı. YENİ Parti 8 Eylül’deki seçimin ardından ancak Üsküdar’da 12 Eylül için miting kararı aldı. Yaşananların ağırlığı düşünüldüğünde, bu tepkinin son derece cılız olduğu ve sonuç ortaya çıktıktan sonra verildiği görülebilir. Üsküdar örneği Yeni Parti’nin seçilmiş yerel yönetimleri koruma kapasitesi açısından da önemli bir sınav oluşturdu. Benzer bir durumun İBB için de geçerli olabileceği söylenebilir. İBB’ye el konulması ihtimaline karşı Yeni Parti’nin ve muhalefetin daha örgütlü bir toplumsal karşı koyuş geliştirmesi gerekiyor.
Madencilerin kazanımları
Bu dönemin önemli gelişmelerinden biri Ankara’da haftalardır devam eden madenci direnişinin işçilerin kazanımıyla sonuçlanmasıydı. Aylardır ödenmeyen ücret ve tazminat alacakları için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde eylem yapan Bağımsız Maden-İş Sendikası üyesi Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçileri, baskı ve engellemelere rağmen geri adım atmadı. İşçilerin kararlı duruşu sonucunda geri adım atan işveren oldu. Alacakların ilk taksitlerinin hesaplara yatırılmasının ardından direniş oybirliğiyle sonlandırıldı.
Madencilerin direnişinin yanında, direnişin örgütlenmesi ve görünür olmasında rol oynayan Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökhan Çakır ve sendikanın eğitim ve örgütlenme uzmanı Başaran Aksu’nun bu kazanımda önemli katkıları oldu. Gökhan Çakır ve Başaran Aksu işçilerinin hak arama mücadelelerinde yaptıkları eylemler ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlamasıyla tutuklandılar. Bu tutuklama madencilerin direnişini kırmak amacıyla yapılsa da, madencilerin taleplerine ve tutuklanan arkadaşlarına sahip çıkmaları sonucunda Sincan Cezaevi’nde on gün tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldılar.
EKONOMİ
TÜİK Enflasyon Verileri
Türkiye’de resmi veri yayıncılığı ve makroekonomik göstergeler üzerindeki tartışmalar yeni bir boyuta geçiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından Ağustos 2026 dönemi yıllık enflasyonu %31,51 olarak açıklandı. Ancak bağımsız iktisatçılar ve emek örgütleri (DİSK-AR), açıklanan bu oranların toplumun geniş kesimlerinin maruz kaldığı gerçek hayat pahalılığını yansıtmadığını, asgari ücretlilerin alım gücünde sadece bir ayda 6.196 TL’lik bir erime yaşandığını vurguluyor. Kamu çalışanları ve emeklilerin maaş zamlarını doğrudan etkileyen TÜİK enflasyon verilerine karşı geçmiş dönemde açılan iptal davalarının iç hukuk yollarında reddedilmesi üzerine, hukuki mücadelenin son aşaması olarak dosyanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınacağı söyleniyor.
Orta Vadeli Program (OVP)
Cumhurbaşkanlığı tarafından kamuoyuna duyurulan yeni Orta Vadeli Programın (2027-2029), iktidarın ekonomi yönetimindeki öngörüsüzlüğünü ve başarısızlığını bir kez daha verilerle teyid ettiği söylenebilir. Yapılan geriye dönük incelemelerde, iktidarın son 8 yılda yayımladığı 18 ayrı OVP enflasyon hedefinden 17’sini tutturamadığı görülüyor. Yeni programda, daha önce %16 olarak ilan edilen 2026 yıl sonu enflasyon tahmini revize edilerek %28,4’e yükseltildi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in OVP sunumunda “Bu zorlu küresel konjonktürde enflasyonun kontrolden çıkmaması önemliydi” şeklindeki savunması, aslında krizin yönetilemediğinin de bir itirafı olarak kayda geçmiş oldu. Programda büyüme hedefleri aşağı çekilirken enflasyon tahminlerinin yukarı yönlü güncellenmesi, iktisadi çöküşün maliyetinin tamamen sabit gelirlilere ve işçi sınıfına yıkılacağını teyid etmiş oldu.
Özelleştirme ve Kamulaştırma
Sermayeye kaynak aktarımı ve kamusal varlıkların tasfiyesi stratejisi çerçevesinde, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile İstanbul’da bulunan Boğaziçi Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü dâhil olmak üzere tüm otoyol ve çevre yollarının işletme hakları 30 yıllığına özelleştirme kapsamına alınmış oldu. Yıllık ortalama 670-700 milyon dolar net gelir getiren ve devletin yüksek kârla işlettiği bu stratejik altyapı tesislerinin devredilmesine yönelik hazırlanan bilançolarda, giderlerin yüksek, gelirlerin ise bilinçli olarak düşük gösterilerek kamuoyunun yanıltıldığı ve sürece şaibe karıştırıldığı yönünde ciddi iddialar muhalif vekillerce gündeme taşındı.
Borsa Düzenlemesi
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından borsa ve finansal piyasalara yönelik alınan yeni kararlar çerçevesinde, yatırım fonlarına %20 oranında hisse kısıtlaması getirildi ve Tera Yatırım gibi sığ hisse senetlerinde manipülatif işlemler yürüten aktörlere adli ve idari müdahalelerde bulunuldu. Finansal piyasa kurallarındaki bu anlık sıkılaşma adımları; kamusal bir piyasa denetiminden ziyade, iktidar bloğu içerisinde yer alan farklı sermaye grupları, rant odakları ve finansal spekülatörler arasında yaşanan alt ve üst servet paylaşımı kavgalarının bir yansıması olduğu söylenebilir.
DIŞ POLİTİKA
ABD – İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı
ABD, bir yandan İran ile müzakerelere devam ederken diğer yandan da İran’a yönelik ekonomik yaptırımları sıkılaştırmaya başladı. ABD’nin amacının, İran’ı ekonomik olarak boğmak olduğu görülüyor. Ancak aynı zamanda Trump’ın talimatıyla Hürmüz Boğazı çevresindeki İran hedeflerine yönelik saldırılar da başlatıldı. Saldırılarda 100’e yakın hedefin vurulduğu belirtiliyor. İran, saldırılarda en az 18 kişinin hayatını kaybettiğini, 108 kişinin ise yaralandığını açıkladı. İran’ın misillemesi de gecikmedi. İran, Körfez bölgesinde konuşlu bulunan Bahreyn, Ürdün, Kuveyt ve Irak’taki ABD askeri üslerine balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla saldırılarda bulunduğunu açıkladı. İran ayrıca ABD’nin Hürmüz Boğazı çevresine yaptığı saldırılarda 6 Deniz Kuvvetleri mensubu ile 3 pilotun yaşamını yitirdiğini iddia etti. Çatışmalarda Hürmüz Boğazı hattında seyrüsefer yapan ticari petrol tankerleri de doğrudan hedef alındı. ABD ordusu bölgede Devrim Muhafızlarına ait 3 petrol tankerinin imha edildiğini açıklarken, Husilerin de Suudi Arabistan’ın güneyindeki enerji tesislerine ve sivil altyapıya dönük saldırılarıyla çatışma alanı genişlemiş oldu.
ABD ve İran arasında bir yandan çatışmalar, diğer yandan da müzakereler sürerken, deniz ticareti ve enerji akışındaki aksamalara karşı, İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı’nda yeni geçiş rotaları ve güvenlik uygulamalarını kapsayan ortak deniz koridoru anlaşmasının imzalandığı haberi duyuruldu. Anlaşmanın kısa süre içinde Uluslararası Denizcilik Örgütü’ne kaydedileceği belirtildi. Bu arada, ABD tarafından uygulanan kapsamlı petrol ablukası ve genişletilen yaptırımların İran ekonomisi üzerinde yıkıcı bir tahribat yarattığı iddia ediliyor. İran riyalinin rekor seviyede değer kaybettiği, enflasyonun %70 eşiğine dayandığı ve Tahran’ın uluslararası finans kanallarının tek tek kapandığı bu iddialara gerekçe olarak gösteriliyor. Bu finansal kıskaç kapsamında ABD Hazine Bakanlığı, İran Devrim Muhafızları ile ticari ilişkileri gerekçe göstererek Türkiye merkezli Golden Global Bank’a yönelik yaptırım kararı aldı.
Savaşın küresel enerji piyasalarına etkileri incelendiğinde, Körfez’deki sevkiyat krizine rağmen Brent petrol fiyatlarının 100 dolar sınırının altında kaldığı görülüyor. Bu durum; alternatif kara ve boru hattı rotalarının kullanılması, OPEC dışı üretimin artması, Çin sanayi talebindeki sert düşüş ve küresel stokların yüksek seviyede tutulmasıyla açıklanıyor. Bu açıdan bakıldığında, Hürmüz Boğazı’nın stratejik konumunun bir miktar zayıfladığı söylenebilir.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz haftalarda, Hürmüz Boğazı’nı ABD denetimi altına alma tehdidinde bulunmuş, bölgeyi yeni ABD toprağı olarak resmeden bir harita yayınlamıştı. Geçtiğimiz dönemde ise daha önce bir baskı aracı olarak kullandığı, örneğin Meksika Körfezi’nin “Amerika Körfezi”, Ontario Gölü’nün “Amerika Gölü” olarak adlandırılması önerilerine bir yenisini ekleyerek Hürmüz Boğazı adının “Trump Boğazı” olarak değiştirilebileceğini açıkladı.
Suriye Entegrasyon Süreci ve Rojava
Suriye’de Şam merkezi yönetimi ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (SDG) arasındaki kurumsal entegrasyon sürecinde belirgin bir hızlanma olduğu görülüyor. SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi askeri üniformasını çıkararak Suriye Cumhurbaşkanlığı bünyesinde resmi danışmanlık görevine atandı ve yerleşiminin kalıcı olarak Şam’a taşınacağı bildirildi. Benzer şekilde, İlham Ahmed’in de anayasa hazırlıklarında görev alması veya Meclis Dışişleri Komisyonu’nda yer alması öngörülüyor. Askeri ve güvenlik entegrasyonu kapsamında ise YPJ’nin (Kadın Savunma Birlikleri) İçişleri Bakanlığı bünyesinde “özel operasyon ve yerel asayiş gücü” sıfatıyla özgün özerk yapısını koruyarak yer alması yönünde mutabakat sağlandığı belirtiliyor.
Toplumsal ve eğitsel alanda, Şam yönetiminin Kürtçeyi devlet okullarında haftada 3-4 saatlik seçmeli ders seviyesine indirme kararı, Baas zihniyetine dayalı tek dilli ve merkeziyetçi devlet modelinin korunduğunun bir kanıtı olarak ele alınabilir. Ancak Kürt kamuoyunun ve siyasi kurumlarının masayı tamamen devirmek yerine, Amûdê, Kobanê ve Cezîre genelinde düzenlenen kitlesel protestolar ve eylemler vasıtasıyla anadilde eğitim ve anayasal güvence haklarını adım adım kazanma stratejisini benimsediği anlaşılıyor. Diğer taraftan, 2019 işgali sonrası yerlerinden edilen Serêkaniyêli ailelerin geri dönüş süreci devam ediyor. Daha önceki değerlendirmelerimizde bahsettiğimiz, dönüş için başvuruda bulunan yaklaşık 14 bin aile içinden 700’ü aşkın ailenin ikinci bir kafileyle köylerine döndüğü belirtiliyor.
Rusya – Ukrayna Savaşı
Beşinci yılındaki Rusya-Ukrayna savaşında diplomatik temaslar ile askeri çatışmalar eşzamanlı olarak sürüyor. ABD Başkanı Trump’ın özel temsilcileri Witkoff ve Kushner’in Moskova’da Vladimir Putin’le, Kiev’de ise Volodimir Zelenski’yle gerçekleştirdikleri üst düzey müzakerelerde taraflara “karşılıklı taviz verin” çağrısında bulunulmuştu. Rusya tarafı, ziyaret heyetinin kapsamlı hazırlıkla geldiğini değerlendirirken, Putin ile yapılan görüşmelerin de yapıcı olduğunu açıkladı. Ukrayna tarafı ise ziyaretlerde Ukrayna için güvenlik ve ekonomik garantiler ile hava savunma sistemlerinin tedariki ve kış için yardım konularının ele alındığını vurguladı. Trump ziyarete büyük önem vermiş, ziyaretler süresince başkentlere yönelik saldırıların geçici olarak durdurulduğu bir takvim işletilmişti. Ziyaretler sonrasında Putin ile Trump arasında bir telefon görüşmesi yapıldığı bildirildi. Rusya tarafı görüşmeyi oldukça yapıcı bulduklarını açıkladı.
Bu arada Ukrayna’nın eski Savunma Bakanı, ABD merkezli Palantir şirketinin CEO’su Alex Karp’ın baş yatırımcılığında yeni bir savunma teknolojileri konsorsiyumu kurduğu duyuruldu.
Öte yandan, Ukrayna iç siyasetinde güvenlik bürokrasisi arasında yaşanan gerginlik çatışmaya dönüştü. Ukrayna’nın iç güvenlik servisi SBU ile askeri istihbarat teşkilatı HUR mensupları arasında silahlı çatışma çıktı. Çatışmada 3 HUR görevlisinin yaralandığı bildirildi. Bu arada Rusya’nın SBU’nun Kiev’deki merkez binasını vurduğu ve Zelenski’nin misilleme talimatı verdiği de haberlere yansıdı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) de resmi internet sitesinde yayınlanan açıklamada, kurumun insani yardım amaçlı tıbbi malzemeleri depolayan ana depolarından birinin Rusya’nın saldırısında imha edildiği duyurdu.
Avrupa’da Sağın Yükselişi ve Almanya
Avrupa’da uygulanan politikaların yarattığı toplumsal tahribatın, radikal sağın yükselişini hızlandırdığı görülüyor. Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde gerçekleştirilen seçimlerde, aşırı sağcı AfD (Almanya için Alternatif) partisinin %43-44 bandında oy oranına ulaşarak sandıktan açık ara birinci parti çıkması, Başbakan Friedrich Merz hükümeti açısından ağır bir siyasi hezimet olarak değerlendiriliyor. AfD’nin elde ettiği bu oy patlamasının ana sebebinin; emeklilik yaşının 67’ye çıkarılması, esnek çalışma rejimlerinin dayatılması ve sosyal güvenlik bütçelerinin kısılarak silahlanmaya aktarılması olduğu söylenebilir.
Alman otomotiv devi Volkswagen’in Osnabrück kentinde bulunan fabrikasının İsrailli yatırım fonu Aurelius Capital ile yapılan anlaşma uyarınca silah üretim tesisine dönüştürülmesi, kıta genelinde uygulanan Keynesyen savaş ekonomisinin en somut örneği olarak ortaya çıkıyor.
Öte yandan Almanya’da elektrik şebekelerine ve yüksek gerilim hatlarına yönelik gerçekleştirilen peş peşe sabotaj eylemlerinden Rusya sorumlu tutulmuş ve yaptırımlar uygulanmasına karar verilmişti. Bu yaptırımlar arasında Rusya’nın Bonn Başkonsolosluğu ve Berlin’deki Rus Evi’nin kapatılması ile çalışanlarının sınır dışı edilmeleri de yer alıyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Vladimir Putin ise Almanya’nın yaptırımlarını ve suçlamalarını “gerçek bir savaşın başlangıcı” olarak nitelendirdiler.
İsrail ve Küresel Gelişmeler
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne yönelik işgali derinleşirken, askeri unsurların Gazze coğrafyasının %60’ını fiilen kontrol altına aldığı bildiriliyor. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, ABD destekli ateşkes planına ve uluslararası tepkilere rağmen Gazze’den kesinlikle çekilmeyeceklerini ilan etti. Ateşkes anlaşmasına rağmen son bir yılda Gazze’de İsrail operasyonlarında ölenlerin sayısının 1300’ü geçtiği Birleşmiş Milletler tarafından da doğrulanıyor. Benzer işgal Batı Şeria’da illegal yerleşimciler eliyle sürdürülüyor. Bu arada beklenmedik bir gelişme yaşandığı söylenebilir. Filistinli sivil halka saldıran radikal İsrailli yerleşimcilere karşı, İngiltere ve Fransa’nın başı çektiği 12 Batı ülkesi tarafından yaptırım kararları uygulanmaya başlandı. Yaptırımlar çerçevesinde Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimcilerle her türlü ticari faaliyet durdurulacak. İsrail bu kararlara İngiltere’nin Kudüs Konsolosluğu’nu kapatma tehdidiyle cevap verdi. İsrail’in Lübnan’daki saldırıları da sürüyor. Eylül’ün ilk haftasında gerçekleştirilen saldırılarda, aralarında bebeklerin ve sağlık çalışanlarının da bulunduğu 27 kişinin yaşamını yitirdiği belirtiliyor.
Diğer Başlıklar
Türkiye’nin Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesine katılımı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği ikili temaslar ve ardından yaptığı açıklamalar, ABD Başkanı Trump tarafından “NATO içinde kabul edilemez bir gerilim kaynağı” olarak yorumlandı.
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması doğrultusunda Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısı İstanbul’da gerçekleştirildi. Yemen ile yaşanan gerilimlerin bu anlaşma çerçevesinde nasıl ele alınacağı yakından izlenmeli.
ABD ve Çin arasındaki küresel teknoloji ve hammadde rekabetine karşı Avrupa Birliği ile Kanada arasında stratejik bir ittifak anlaşmasının temellerinin atıldığı, kapsamlı bir ittifak için çalışmalarda sona gelindiği, anlaşmanın kısa sürede duyurulacağı iddia ediliyor.
