Bu değerlendirme yazısı 14 – 27 Ocak 2026 tarihli haber akışı dikkate alınarak hazırlanmıştır.
İÇ POLİTİKA
Suriye’de Kürtlere Dönük Saldırıların Yansımaları
Suriye’de HTŞ’nin Kürtleri hedef alan saldırıları Türkiye iç politikasının da temel gündemini oluşturdu. Halep’teki katliam yürüyüşlerle protesto edildi: Van’da, Adana ve Mersin’de, Viranşehir ve İdil’de, İstanbul’da yürüyüşler düzenlendi. Nusaybin’den Kamışlo sınırına geçildiği yürüyüşte “bayrak indirme” provokasyonu yaşandı; yürüyüş sırasında gözaltına alınan kişilerden bayrağı indirdiği söylenen kişiye ağır işkence yapıldı. Tarsus’taki eylemlerde Kobaneli 24 yaşındaki Baran Abdi öldürüldü. Suriye’de Kürt kadınlara dönük saldırıları protesto etmek üzere kadınlar “saç örme” eylemleri düzenledi. Bölgeye yardımlar organize edildi ancak, sınır kapılarından yardım geçişlerine izin verilmedi. Ayrıca, Suriye’deki katliamlarla ilgili haberlerin sosyal medya dolaşımına da kısıtlama getirildi, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Suriye ile ilgili “provokatif” sosyal medya paylaşımlarına dair soruşturma başlatıldığını açıkladı.
Türkiye’nin bu saldırılardaki dahiliyetinin yanısıra devlet düzeyindeki açıklamalar ve milliyetçi/muhafazakâr ile milliyetçi/seküler kesimlerin sosyal medya ve anaakım medyaya yansıyan nefret söylemleri Türkiye’de barış zemininin kurulma ihtimaline çok büyük bir darbe vurmuş durumda. Devlet düzeyindeki açıklamalar HTŞ’nin saldırılarını destekleyen ve devamını talep eden nitelikteydi. Bahçeli, Suriye’de SDG’ye karşı operasyonun genişletilmesini istedi ve “konfederasyon, federasyon, özerklik gündeme gelmemelidir” dedi. Erdoğan da saldırıların “haklı ve meşru” olduğunu söyledi. Hakan Fidan’ın Davos’ta yaptığı değerlendirme de benzer yöndeydi, “gelişmelerin iyi yönde ilerlediğini” vurguladı. Kürtlere saldırılar bu şekilde desteklenirken aynı günlerde, 24 Kasım 2025’te “Meclis Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adına Öcalan’ı ziyaret eden milletvekillerinin yaptığı görüşmenin notları yayınlandı. Hemen ardından Bahçeli, Öcalan’ın kendisine bir kilim hediye ettiğini, bu kilime “27 Şubat 2025 Barış ve Demokrasi Kilimi” adını verdiğini açıkladı. Suriye’de Kürtlere saldırılarla birlikte değerlendirildiğinde bu iki jestin, devletin Suriye’de askeri baskı politikasını sürdürürken, içerde temas kanallarını kontrollü bir şekilde açık tuttuğunu gösterdiği söylenebilir. Bu şekilde, Suriye’deki saldırılar karşısında Kürt toplumdan gelen tepkilerin sınırlandırılmaya çalışıldığı iddia edilebilir.
Saldırı sürecinde DEM Parti ve sol/sosyalist muhalefet partileri saldırıları kınayan açıklamalarda bulundu. DEM Parti yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin HTŞ’ye desteğinin kabul edilemez olduğunu vurguladı. DEM Parti, DBP ve Demokratik Birlik İnisiyatifi “Siyasi çözüm anayasal güvenceyle sağlanmalı” diyerek, Türkiye’deki süreç ile Suriye’deki sürecin doğrudan bağlantılı olduğunu Ankara’da yapıcı, Suriye’de yıkıcı olunamayacağını vurgulayan açıklamalar yaptılar. Ahmet Türk de Suriye’nin Kürtlerin kırmızı çizgisi olduğunu söyledi. DEM Parti, Emek Partisi, DBP, Devrimci Parti, EHP, ESP, Halkevleri, SMF, SODAP, SYKP, TİP, TÖP ve Yeşil Sol Parti Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin ortak yazılı açıklama yaparak “Türkiye’deki tüm devrimci, demokratik ve barıştan yana güçleri; halkların kardeşliği ve ortak mücadelesi temelinde Kürt halkıyla omuz omuza durmaya çağırıyoruz. Ortadoğu ve dünya halklarını dayanışmaya, emperyal planlarla halkların katledilmesi girişimlerine karşı barışı, eşitliği ve özgürlüğü savunmaya çağırıyoruz” dedi.
Öcalan’ın basına yansıyan açıklamalarında ise Türkiye’deki “çözüm” sürecini ilerletme iradesi ve hem Türkiye hem de Suriye için “demokratik ulus” vurgusu öne çıktı. DEM Parti İmralı Heyeti’nin İmralı ziyaretine dair notlarında Öcalan’ın 27 Şubat perspektifinin geçerliliğini koruduğunu söylediği, Suriye’de yaşanan süreçten endişe duyduğu, bu durumu “Barış ve Demokratik Toplum Sürecini baltalama girişimi” olarak değerlendirdiği aktarıldı. Görüşmenin merkezinde Rojava’nın olduğu, Öcalan’ın “Demokratik Suriye Cumhuriyeti ve yerel demokrasi”yi vurguladığı aktarıldı.
Özgür Özel de açıklamalarıyla, CHP içindeki ulusalcı çizgiden ayrışarak barışçıl ve demokratik bir tavır sergiledi. Suriye’deki Kürt varlığını ve eşit vatandaşlık talebinin meşruiyetini vurgulayarak Suriye’de Kürtlere yapılan saldırıları eleştirdi. Özgür Özel’in HTŞ saldırılarını eleştiren, Kürtlerle empati kuran açıklamaları son derece önemli, ancak bu tutumun CHP’nin kurumsal yapısına veya tabanına sirayet ettiği söylenemez. CHP tabanındaki HTŞ gibi cihatçı bir yapıya dahi destek verecek düzeydeki Kürt karşıtlığı ve milliyetçi refleksler, CHP ve DEM Parti’nin oluşturduğu muhalefet bloğunda gerçek bir ortaklaşmanın imkanlarının sınırlarını net bir şekilde ortaya koyuyor.
CHP Belediyeleri ve İmamoğlu Soruşturmaları
CHP belediyelerini hedef alan soruşturmalar ve İmamoğlu’nun diploma davası devam ediyor. Diploma davası fiziksel saldırı ve gerilimlere de sahne oldu; davayı izlemeye gelenlere jandarmanın saldırması sonucunda CHP Çatalca Kadın Kolları Mahalle Başkanı Yasemin Ünlü yaralandı. İstanbul’da yürütülen uyuşturucu soruşturması kapsamında tutuklanan Rabia Karaca, verdiği ifadede pek çok kişi hakkında çeşitli iddialarda bulunmuştu. Bunlardan biri de eski milli voleybolcu Derya Çayırgan’ın Ekrem İmamoğlu ile ilişkisi olduğu yönündeydi. Derya Çayırgan, İBB’ye yönelik “yolsuzluk” soruşturması kapsamında gözaltına alındı, ardından adli kontrolle serbest bırakıldı. Bu durum uyuşturucu soruşturmalarıyla İBB davaları arasında zorlama bağlantılar kurulmaya çalışıldığını da gösteriyor. Belediyelere dönük bir diğer önemli gelişme ise Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda kabul edilen düzenleme ile belediye şirketlerine Cumhurbaşkanı onayının şart koşulması oldu. Belediyelere dönük yeni operasyonlar da düzenleniyor; Bayrampaşa Belediyesi’ne yapılan operasyonda 12 kişi gözaltına alındı. Ayrıca, bu süreçte Ahmet Özer’e kent uzlaşısı davasında 6 yıl 3 ay ceza verildi. CHP belediyelerini hedef alan soruşturmalarda kritik olan Aziz İhsan Aktaş davası da başladı; davaların gidişatını tahmin etmek zor olmamakla birlikte, CHP belediyeleri soruşturmalarının kesişiminde duran bu davayı önümüzdeki dönemde takip etmek gerekiyor.
Çocuk Hakları İhlalleri
Son dönemde çocuk hakları ihlalleri alanında en fazla gündem oluşturan konulardan biri çocukların “tetikçi” olarak kullanıldığı mafyatik davalar oldu. Öldürülenlerin de öldürenlerin de çocuk olduğu davalar kamuoyunda ağırlıklı olarak cinayet davalarında çocukların alacağı cezaların ağırlaştırılması talebi üzerinden tartışılmakla birlikte, asıl dikkat çekilmesi gereken nokta toplumsal bir sorun olarak çocukların çeteler eliyle suça sürüklenmesi. Son olarak “Casperlar dosyası” olarak bilinen dava dosyasında dört cinayet ve 41 eylemde çocukların tetikçi olarak yer aldığı bilgisi var. Bu dosyada toplamda 18’i tutuklu 68 çocuk yer alıyor. Bu dava muhtemelen buz dağının görünen kısmını yansıtıyor. Büyümekte olan mafyatik ağların, artan yoksulluk sonucunda çocukları nasıl suça bulaştırdıklarını tahmin etmek güç değil. Devletin çocukları suça sürükleyen çeteler ve mafyatik yapılarla mücadele etmesi ve çocukları koruması gerekirken çocukları yetişkinmiş gibi yargılayacak kanunların gündeme getirilmesi hem çocuk haklarını ihlal ediyor hem de mafyatik yapılarla mücadele edilmesinin önüne geçiyor. Bu konuyu çocuk hakları bağlamında gündemde tutmak gerekiyor.
EKONOMİ
İşçi Eylemleri ve Ekonomik Kriz
En düşük emekli aylığını 20 bin TL olarak belirleyen düzenleme Meclis komisyonundan geçti. Bu rakamın emeklilerin geçinebileceği bir rakam olmadığı açık. Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun “Açlık ve Yoksulluk Araştırması Ocak 2026” sonuçlarına göre, gıda dışı harcamalar Ocak’ta 2 bin 631 lira artarak 66 bin 889 liraya çıktı. Açlık ve gıda dışı harcamaların toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise aylık bazda 4 bin 61 lira arttı. Bu artışlar işçi ücret artışlarına yansımadığı için Ocak ayı grev ve iş bırakma eylemlerine sahne oldu. MESS grubu toplu iş sözleşmesi görüşmeleri ilk aşamada tıkanmıştı; Türk Metal Sendikası ve Birleşik Metal-İş Sendikası greve çıkacağını duyurmuştu. Ancak daha sonra Türk Metal Sendikası ile MESS anlaştı ve 150 bin metal işçisini kapsayan toplu sözleşmede yüzde 31,15 artış sağlandı. Birleşik Metal-İş ise 30 Ocak’ta greve çıkacağını açıkladı. Gebze Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren Smart Solar fabrikasında, Birleşik Metal-İş’te örgütlü işçilerin sürdürdüğü grev sırasında 44 işçi işten çıkarıldı. Migros depo işçileri de ücret artışı, kadrolu çalışma ve sendikal haklar için iş bırakma eylemine başladılar ve tüketicilere de boykot çağrısında bulundular. Temel Conta işçilerinin grevi ise halihazırda dört yüz günü çoktan aştı.
İşçi eylemleri sürerken, ülkede ciddi bir borç krizi de varlığını sürdürüyor. 2026’nın ilk 16 gününde 424 bin yeni icra dosyası açıldı; batık krediler 603 milyar TL’yi, faiz ödemeleri ise 2 trilyon TL’yi aşmış durumda. Ülke içinde kemer sıkma politikaları ve işçi taleplerini bastırma politikaları sürerken, Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek uluslararası yatırımcılarla görüşmek üzere Londra ve New York’a ziyaretler düzenledi. Şimşek, Londra’da varlıkları 58 trilyon doların üstünde olan fonların temsilcileriyle bir araya geldi.
DIŞ POLİTİKA
ABD: Minneapolis’te ICE Şiddeti
Minneapolis’te yaşananlar, ABD’de göçmen politikasının artık doğrudan bir güç gösterisine dönüştüğünü gösteriyor. ICE operasyonları sırasında iki kişinin öldürülmesi, bunlardan birinin bir göstericiye yardım etmeye çalışırken ruhsatlı silahı elinden alındıktan sonra infaz edilmesi, sistematik şiddetin pervasızca uygulandığı örnekler oldu.
5 yaşındaki bir çocuğun gözaltına alınması gibi görüntüler “Minneapolis nasıl oldu da Filistin’e benzedi?” temalı tartışmaları tetikledi. Devletin kendi yurttaşları ve göçmenler üzerinde kurduğu çıplak zor, artık Ortadoğu’daki baskı rejimleriyle yan yana anılıyor.
Trump’ın sert söylemi bu tablonun merkezinde. “Birlikleri atadım, yürüyün” çıkışı, seçim yılına girilirken göçmen karşıtlığının yine ama bu kez daha sert biçimde siyasi çıkar amaçlı kullanıldığını gösterdi. Ancak süreç kontrolden çıkınca, Beyaz Saray geçici de olsa geri adım atmak zorunda kaldı; şahin çizgideki bazı güvenlik yetkililerinin görevden alınması bunun göstergesi.
23 Ocak’ta Minneapolis’te yapılan grev ise oldukça etkiliydi. Yaygın katılım gösterilen bu hareket, klasik anlamda bir iş bırakma değil; hayatı durdurma, alışveriş yapmama, iş birliğini kesme ve sistemin çarklarını tıkama eylemiydi.
Minneapolis’in Demokratların kalesi olması nedeniyle gerilimin burada bilinçli olarak tırmandırılması tesadüf değil. ICE bütçesinin Senato’dan geçmesi ve Demokratların bunu durduramaması, hatta lehte oy kullanan Demokratların olması ayrı bir tuhaflık olarak not edilebilir.
İsrail–Filistin: Ateşkesin Ardında Süren Savaş ve “Barış Kurulu”
Gazze’de ateşkes var ama barış yok. İsrail’in Refah ve Bureyc’e yönelik hava ve topçu saldırıları sürerken, ateşkes ilanından sonra öldürülenlerin sayısı 461’i geçti. Toplam can kaybı 71 bini aşmış durumda. Su ve gıda krizi derinleşiyor; İsrail’in broşürler dağıtarak halkı sürekli göçe zorlaması, savaşın sadece askeri değil nüfus dağıtımı hedefiyle sürdüğünü gösteriyor.
Tam da bu ortamda Davos’ta sahneye sürülen “Barış Kurulu” (Board of Peace), kurulmak istenen yeni dünya düzende Birleşmiş Milletlerin yerine karşımıza çıkarılıyor. BM Güvenlik Konseyi’nden yetki alan Trump, şimdi bu kurulu BM’ye alternatif olarak sunarken soykırımın yaşandığı bu coğrafyayı bir emlak fırsatına dönüştürmek istiyor. CEO’su Trump olan bu yapının, Netanyahu ve Erdoğan’ı kurucu üye olarak davet etmesi; Çin’den Ermenistan’a uzanan bir üyelik listesiyle tanıtılması, barışın artık bir jeopolitik şirketleşme süreci olarak kurgulandığını gösteriyor. Birleşmiş Milletler’in fiilen devre dışı bırakıldığı bir dünyada, Gazze’nin imarının şirket mantığıyla yürütülmesi planlanıyor. Yönetim kuruluna girmek için ödenen yüksek aidatlar, “insani yeniden inşa” söyleminin ardındaki şirket bakışını ve çıkar derdini gösteriyor.
Netanyahu Gazze’de Türk ve Katarlı asker istemediğini açıkça söyledi. Hamas’ın silahsızlandırılması konusundaki muğlaklık ise sürüyor. Hamas’ın polis gücüne dönüşme önerisi reddedildi, silahların kime teslim edileceği de hala belirsiz.
Suriye / Rojava: Kuşatma, Pazarlık ve Direniş
Suriye sahasında iki hafta içinde yaşananlar, büyük güçlerin pozisyon değişikliklerinin sahaya nasıl kanla yansıdığını gösteriyor. ABD’nin SDG’ye fiilen “işimiz bitti” mesajı vermesiyle birlikte, Rojava’ya yönelik yeni bir saldırı dalgası başladı.
Türkiye’nin SİHA’larla, HTŞ’nin karadan yürüttüğü operasyonların amacı açık: SDG’yi Fırat’ın doğusuna hapsetmek, Kobani–Haseke–Kamışlı hattını izole etmek ve halkı göçe zorlamak. Semelka Sınır Kapısı’nın hedef alınması, Rojava ile Irak Kürdistanı arasındaki bağın koparılmak istendiğini ve nihayet SDG ve Rojava’nın tamamen tasfiyesinin hedeflendiğini gösteriyor.
Paris’te yapılan görüşmelerin ardından saldırıların başlaması, Suriye’nin güneyinin İsrail’e, kuzeyinin Türkiye nüfuzuna bırakıldığı iddialarını güçlendirdi. İsrail’in Kuneytra ve Süveyde’de bayrak dikmesine Ankara’dan veya HTŞ’den ciddi bir tepki gelmemesi bu tabloyu pekiştiriyor. Ancak SDG’nin Tişrin ve Deyr Hafir gibi kritik noktaları bırakmaması, planın sahada dirençle karşılaşacağını düşündürüyor.
Halep’in Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde yaşananlar sonucu 150 bin kişinin göç etmek zorunda kalması, Efrin’den sürülenlerin ikinci kez sürgün edilmesi anlamına geliyor.
Bu baskı, Kürt siyasetinde bir kırılma kadar bir birleşme de yarattı. Barzani ve Talabani çizgilerinin Rojava’ya desteği, Erbil ve Süleymaniye’nin sıradaki hedef olabileceği bilinciyle de şekilleniyor. Avrupa kentlerinden Süleymaniye’ye uzanan güçlü protestoların, uluslararası kamuoyunda gecikmeli de olsa bir fren etkisi yarattığı söylenebilir.
İran: Protestolar, Baskı ve Savaş
İran’da protestoların seyri bilinmiyor. İnternet karartması nedeniyle net rakamlara ulaşılamasa da, on binlerce gözaltı ve on binlerce ölümden söz ediliyor. Doktorların tanıklıkları, rejimin protestoları bastırmak için ölümcül güç kullandığını ortaya koyuyor.
Aynı anda ABD’nin bölgeye yaptığı askeri yığınak, bugüne kadarki en büyüklerden biri. Uçak gemilerinin konumlandırılması, saldırının her an başlayabileceğin işaretleri. Washington’un hedefi ya İran’ı masada ağır bir anlaşmaya zorlamak ya da rejimi çökertecek bir savaş sürecini tetiklemek.
Ancak bu senaryo bölge aktörleri açısından da riskli. Türkiye ve Suudi Arabistan, İran’ın tamamen dağılmasını istemiyor; zira böyle bir çöküş, Kürt meselesi başta olmak üzere kontrol edilemez fay hatları yaratabilir. Urmiye gibi Kürt-Azeri nüfusun iç içe geçtiği bölgelerde etnik çatışma ihtimali özellikle yüksek.
Çin’in “dış müdahaleye karşıyız” açıklamaları ve Körfez ülkelerinin Trump’ı frenleme çabaları, İran dosyasının küresel bir kırılma noktası olduğunu gösteriyor. Bu, yalnızca İran’ın değil, bölgesel düzenin geleceğine dair bir mücadele.
Ukrayna–Rusya: Barış Yakın mı?
ABD, Ukrayna ve Rusya arasında üçlü görüşmeler başladı. Washington’un Zelenski’yi anlaşmaya zorladığı, Zelenski’nin “barış belgeleri neredeyse hazır” açıklamasıyla teyit ediliyor. Ancak sahadaki tablo hâlâ ağır: Rusya’nın bir haftada 1300’den fazla saldırı düzenlemesi, müzakerelerin baskı altında yürüdüğünü gösteriyor.
“Toprak takası” meselesi hâlâ en büyük düğüm. AB’nin Rus gazı kullanımını tamamen sonlandırma kararı, Avrupa’nın enerji üzerinden savaşa daha derin bağlandığını gösterirken, ABD–AB arasındaki görüş ayrılıkları Ukrayna sahasına da yansıyor. Avrupa daha uzun vadeli bir güvenlik mimarisi peşindeyken, ABD dosyayı hızla kapatmak istiyor.
Bu gerilim, Ukrayna’nın masadaki manevra alanını daraltıyor. Barış yakın olabilir; ama bu, adil bir barış mı, yoksa dayatılmış bir denge mi olacak, henüz belirsiz.
AB–ABD İlişkileri: Grönland’dan Gümrük Savaşlarına
Grönland krizi, ABD–AB ilişkilerinde uzun süredir biriken gerilimin patladığı yer oldu. Trump’ın Grönland’ı satın alma ısrarı, Danimarka’nın “kırmızı çizgi” vurgusu ve Fransa’nın bölgeye asker göndermesi, meselenin artık jeostratejik bir hesap olduğunu gösteriyor.
Trump’ın Grönland konusunda Avrupa ülkelerini gümrük vergileriyle tehdit etmesi, Davos’ta ticaret savaşlarını açıkça dillendirmesiyle birleşti. Avrupa Parlamentosu’nun ABD ile ticaret anlaşmasını askıya alması, uyumsuzluğun ciddiyetini ortaya koyuyor.
AB’nin Hindistan’la imzaladığı dev ticaret anlaşması, bu kopuşun ekonomik boyutunu yansıtıyor. Washington’un tek taraflı hamlelerine karşı Brüksel, alternatif küresel ortaklıklar kuruyor. Grönland krizi geçici olarak dondurulmuş olabilir; ancak gümrük savaşları ve güvenlik gerilimi, ABD–AB ilişkilerinin yeni normali olmaya aday.
