İlgili haber akışına şu linkten ulaşabilirsiniz: https://www.art-izan.org/artizan-arsivi/15-28-subat-2020-haber-akisi/

 

15-29 Şubat 2020 Gündem Değerlendirmesi

 

İç Politika Gündemi:

 

Gezi ve Kavala Davaları: Gezi davasında karar açıklandı. Davanın tek tutuklu sanığı Osman Kavala ve 8 kişi için beraat kararı verildi.Bu karar birçokları için şaşırtıcı bir karar olarak kabul edildi. Aralarında Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Bülent Arınç gibi dönemin iktidarının önemli figürlerinin bulunduğu çeşitli siyasiler mevcut iktidara muhalif, Gezi hareketini ve dava kararını destekleyen açıklamalarda bulundular. Özellikle Ali Babacan önderliğinde kurulacak yeni partiyi desteklediği bilinen dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Gezi Parkı olayları ile büyük gurur duyuyorum” açıklaması yeni partinin Batı yanlısı bir kimliğe sahip olacağını düşündürdü.

Karar sonrası tahliyesini bekleyen Osman Kavala İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının emri ile 15 Temmuz darbe girişiminde rolü olduğu iddiası ile tekrar tutuklanarak Silivri cezaevine kondu. Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Gezi Davası kararını veren ağır ceza hakimleri hakkında inceleme ve soruşturma başlattı.

Bu birbiriyle çelişen iki karar ve HSK’nın açtığı soruşturma ile ilgili olarak iki ayrı yorum yapılabilir.

1) Osman Kavala’ nın hem beraat ettirilmesi hem de yeniden tutuklanması ve başlatılan HSK soruşturması Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve bizzat Cumhurbaşkanı’nın politik onayı ile verilmiştir. Yüksek yargıya saray rejiminin hâkim olduğunun bilindiği bu dönemde, böyle sembol bir davada saraya rağmen Osman Kavala için beraat kararı verilmesi gerçekçi görünmüyor. Burada büyük olasılıkla, AİHM ’in Osman Kavala hakkındaki “hak ihlali” kararına direnmek yerine -tıpkı Selahattin Demirtaş’ın durumunda olduğu gibi- önce sanığın beraat ve tahliye ettirilmesi, sonra da hazırda tutulan bir soruşturmaya dayanarak tekrar tutuklanması yoluna gidildi. Böylece AİHM kararının “şekil” şartı yerine getirilmiş oldu. Bu “etrafından dolanma” politikasında, Türkiye’nin AİHM ve dolayısıyla Avrupa Konseyi (AK) ile ipleri koparmaya cesaret edememesi önemli bir rol oynuyor. Diğer yandan, AİHM’nin “şekil şartının” yerine getirilmesi karşısında sessizliğini koruması ve gerçekte zincirleme şekilde devam eden insan hakları ihlallerini sineye çekmesi ise Türkiye’nin AİHM nezdinde “belirli insan hakları ihlallerine göz yumulabilir ülke” statüsü kazandığını gösteriyor.

2) Bu iki karar devletin içerisinde rol oynayan farklı kanatların (batıcı kanat, Ergenekoncu -ulusalcı kanat) etkinlikleri ve çatışmasıdır. Kavala’ya beraat kararı veren ve ardından HSK tarafından hakkında soruşturma başlatılan mahkeme heyeti, muhtemelen, Türkiye Cumhuriyeti’nin içine girdiği derin kurumsal çöküşe ve Batılı normlardan uzaklaşmasına bir sınır getirmeyi ve mümkünse devleti restore etmeyi amaçlayan Batıcı kanadın baskısı altındadır. Beraat kararı bu baskının neticesinde verilmiştir. Abdullah Gül’ün mahkeme kararı öncesi açıklamaları bu açıdan Batıcı kanadın baskısının dışavurumu olarak değerlendirilebilir. Osman Kavala’nın tahliye edilir edilmez 15 Temmuz darbe girişimindeki farazi rolü gerekçesiyle tutuklanması ise, Ergenekoncu-Ulusalcı olarak adlandırılan kanadın insan hakları faaliyetlerine dönük baskı politikalarının devamı niteliğindedir. Nitekim gerek Osman Kavala gerekse Büyükada davası başından beri bu kanadın, Türkiye’de liberal kuruluşların finansmanıyla insan hakları faaliyetlerinin yapılmasına “göz yumulmayacağını” açık şekilde AB’ye ilan etmesinin sonucudur.

Birbirinden oldukça farklı bu iki yorumun hangisinin geçerli olduğuna karar vermek kolay değil. Bunun en büyük sebebi, yüksek devlet bürokrasisi içindeki çatışmalar hakkında ancak dolaylı çıkarımlarla yetinmek zorunda oluşumuz. Önümüzdeki süreçte saray rejiminin Kavala davası gibi önemli vakalar üzerinde ne derece tam bir hakimiyetinin olduğuna ancak devlet içinde çatışan odaklardan Batıcı-restorasyoncu kesimin, saray rejimini sınırlandıran hissedilir bir etkinliğe sahip olup olmadığını test ederek karar verebiliriz.

 

HDP Kongresi: Ankara’da HDP 4. Olağan Kongresi yapıldı. Mithat Sancar ve Pervin Buldan eşbaşkanlığa seçildiler. Ana sloganı “Acil görev demokrasi ittifakı” olan kongreye ciddi katılım ve ilgi vardı. Bazılarına göre HDP tarihinin en kitlesel kongresi gerçekleştirildi. Kongreye katılımın güçlü olmasından rahatsızlık duyan başta MHP ve Türk sağı HDP’nin kapatılması çağrılarında bulundular. Devlet Bahçeli ve Mustafa Destici savcıları göreve çağırdılar. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı.

HDP’nin bir süredir dağınık bir görüntü verdiği ve kendi seçmen kitlesinden önemli konularda ayrı düştüğü gözlemleniyordu.  Parti yönetimine Kürt halkının mağduriyetleri karşısında halkçı politikalar izlenmemesi, CHP ile ittifak, Kürt kimliğinin yeteri kadar öne çıkmaması ve Kayyumlara verilen tepkilerin azlığı gibi konularda çok ciddi eleştiriler vardı. Parti yönetiminin pasif politikalar izlediği halktan uzaklaştığı düşünülüyordu. Kayyumların, gözaltılarının ve baskıların yoğun yaşandığı, merkez medyanın HDP’yi tamamen yok saydığı, karşı tepkilerin arttığı bu dönemde bu ölçüde katılımın olması, partililer tarafından kongreye ciddi ilgi gösterilmesi Kürt seçmenin partiye sahip çıktığı ve her türlü olumsuzluğa rağmen partinin onurunu kurtarmak niyetinde olduğunu gösterdi.

Eşbaşkanlık görevine Mithat Sancar’ın getirilmesi, AKP tabanında yaşanan çözülmenin ve siyasi zayıflamanın karşılığı olarak yeni dönemde olası bir restorasyon sürecine girebilecek olan Türk siyasetinde “Müzakereci” bir HDP eşbaşkanı arayışıyla birlikte düşünülebilir. Mithat Sancar diğer siyasi partilerle görüşmeleri yürütebilecek parti dışında kuvvetli ilişkileri olan olası koalisyon görüşmelerinde partiyi temsil edebilecek biri. Seçilmesinde bunların etkili olduğu söyleneblir.

 

Protestolar ve İntiharlar: Ülke genelinde mevcut yönetime ve uygulamalarına dair birbirinden bağımsız büyüklü küçüklü çeşitli protestolar gerçekleşti. Bunlardan bazıları şöyle:

-İstanbul KHK platformu Kadıköy’de KHK ile işlerinden atılanların için toplandı.

-İHD (İnsan Hakları Derneği) hasta tutuklular için İstanbul, Ankara ve İzmir’de eylemler düzenledi.

-Barolar ‘Kanal İstanbul’ projesine ilişkin dava açtılar.

-Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi 8 avukat adil yargılama talebiyle 20 gündür süren açlık grevine devam ettiler.

-Çanakkale’de bulunan NESKO madenciliğe ait bakır madeni işletmesinde işçiler 4 aydır maaşlarını alamadıkları için DEV MADEN-Sen’e üye oldular. İşletmenin 11 işçiyi işten atması üzerine madenciler kendilerini ocağa kapattılar.

-İzmit’te Kortaş Liman Hizmetleri tarafından yapılması planlanan liman projesi ile ilgili halkın görüşünün alınacağı ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) toplantısını vatandaşlar çevresel kaygılarla “zehir solumak istemiyoruz” diyerek yaptırmadılar.

-Vatandaşlar Başkent Gaz önünde Kızılay’a aktarılan bağışla ilgili olarak gösteri yaptı.

Bu gelişmelere ilave olarak ne yazık ki daha önceki haftalarda olduğu gibi hayat zorluğu ve parasızlık sebepleriyle bir üniversite öğrencisi, 2 işçi, bir kamyon şoförü intihar etti.

 

Dış Politika Gündemi:  

İdlip Savaşı

Burada ele aldığımız dönemde asıl gündem İdlip savaşı etrafında şekillendi. Suriye ordusunun Rusya’nın hava desteğiyle İdlip’te stratejik önemdeki yerleri ve M5 karayolunu ele geçirmesi, Suriye’nin geleceğini belirlemek üzere kurulacak “masada” cihatçı güçlerin hamiliğine soyunarak güçlü bir konum elde etme peşindeki Türkiye’nin Suriye rejimiyle açıktan savaşmasını beraberinde getirdi.

Türkiye’nin hesabı, nükleer enerji, askeri donanım ve doğal gaz alanlarında yoğun bir ilişki olduğu Rusya’nın “stratejik ortak” sıfatıyla Türkiye’nin saldırılarına ses çıkarmamasıydı. Fakat bu hesap tutmadı. Suriye hava sahası Türkiye’ye kapatıldığı gibi, Rusya, resmi rakamlara göre 33 askerin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan bir saldırıya katıldı. Her ne kadar yurtiçinde yoğun bir propagandayla İdlip operasyonu ve asker kayıpları haklılaştırılmaya çalışıldıysa da Türkiye küçük düşürücü bir askeri darbe almış oldu. Üstelik yapılan anketler, Türkiye tarihinde ilk kez halkın yarısından azının savaşa destek verdiğini ortaya koydu. Bütün bunların sonucunda Türkiye, bir kez daha Putin’in kapısını çalmak ve diplomatik kanallara yönelmek zorunda kaldı.

Türkiye’nin kapasitesini fazlasıyla aşan bir operasyona (Bahar Kalkanı Harekatı) giriştikten sonra Rusya ile uzlaşı aramasına yol açan bir başka önemli gelişme ise Batı’dan (ABD ve NATO) aradığı askeri desteği bulamaması oldu. Türkiye, Suriye’de Rusya’nın askeri üstünlüğünü kendi lehine dengelemek üzere NATO’yu yardıma çağırdıysa da NATO gayet makul olarak Rusya’yla karşı karşıya gelmesine yol açabilecek böylesi bir askeri maceraya girmekten kaçındı. Sonuç olarak, Türkiye’nin uzun süredir devam ettirdiği, jeopolitik boşluklardan yararlanarak ABD ve Rusya’yı birbirlerine karşı kullanma taktiğinin sonuna gelinmiş olundu. Artık Suriye söz konusu olduğunda Türkiye’nin mevcudiyetinin tamamen Rusya’nın inisiyatifine kaldığını söyleyebiliriz.

Şimdi yukarda özetlemeye çalıştığımız tabloya yol açan gelişmeleri kronolojik bir gelişme içinde ele alalım.

15 Şubat: Türkiye tehdidini yineledi

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, daha önce Şubat sonuna kadar Suriye ordusu gözlem noktalarının gerisine çekilmezse “biz her yerde rejim güçlerini vuracağız. Gerekirse Soçi mutabakatına bağlı kalmadan bunu yapacağız” tehdidinde bulunmuştu. 15 Şubat’ta rejimin gözlem noktalarını kuşatmasına sessiz kalmalarının mümkün olmadığını söyleyerek tehdidini yineledi.

16 Şubat: Suriye ordusu Halep’in Batı kırsalının denetimini ele geçirdi.

Rusya destekli Suriye ordusunun düzenlediği operasyon sonucu muhalif grupların bölgeden çekilmesiyle Halep’in Batı kırsalının kontrolü tamamen Suriye devletine geçti.

Rusya’nın tepkisi

Tayyip Erdoğan’ın, Suriye ordusunun gözlem noktalarının gerisine çekilmesi çağrısına Rusya’dan itiraz geldi. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Bogdanov, “Bu noktaların neleri gözledikleri ve bunlara neden ihtiyaç olduğu konusunda soru işaretleri doğuyor” dedi.

17 Şubat: Moskova’da Türk ve Rus heyetleri arasında görüşmeler başladı.

Dışişleri Bakanlığı, Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal başkanlığındaki (karma) heyetin bugün Moskova’da mevkidaşlarıyla bir araya geldiğini açıkladı. Toplantıya sonraki gün devam edildi.

Türkiye: Soçi’yi Suriye rejimi ihlal ediyor

Bu arada Hükümet Sözcüsü Ömer Çelik, Soçi Mutabakatı’nı ihlal eden tarafın Türkiye değil Suriye olduğunu öne sürdü. Çelik, mutabakat rejim tarafından ihlal edilmektedir. Bu ihlallere TSK’nın cevap vermemesi söz konusu olamaz. Türkiye’nin yaptığı tahkimat terörle mücadele meselesidir” dedi.

19 Şubat: “Bir gece ansızın gelebiliriz!”

Erdoğan, “Her operasyon gibi bir gece ansızın gelebiliriz diyoruz. İdlib’i bırakmayacağız. İdlib harekatı an meselesidir” diyerek askeri operasyonun sinyalini verdi.

Kremlin: En kötü senaryo olur.

Kremlin’den yapılan açıklamada ise Tayyip Erdoğan’ın beyanatına hemen karşılık verilerek “Türkiye’nin İdlib’deki Suriye hükûmet güçlerine karşı askeri operasyonu en kötü senaryo olur” denildi.

Heyetler anlaşamadı

Aynı gün Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya ve Türkiye heyetlerinin iki gündür Moskova’da gerçekleştirdiği İdlib gündemli görüşmelerde anlaşmaya varılamadığını açıkladı.

Yapılan görüşmelerde Rusya tarafının Türkiye sınırından itibaren 10-15 km derinliğinde, içine göçmenlerin de yerleştirileceği bir güvenli bölge önerdiği, fakat Türkiye’nin bu öneriyi reddettiği iddia edildi.

Türkiye, NATO’dan önleme uçuşu istedi.

İdlib’e büyük bir askeri sevkiyat yapan Türkiye, Suriye ordusu güçlerinin Rusya desteğiyle kentte ilerlemesi ve Halep’in batısındaki neredeyse tüm yerleşim yerlerini ele geçirip İdlib’e daha da yaklaşması üzerine harekete geçti. Türkiye, üyesi olduğu NATO’ya İdlib’e yönelik bir harekat gerçekleştireceğini bildirerek NATO’dan şehir üzerinde önleme uçuşu yapmasını talep etti

20 Şubat:

Operasyon başladı, 2 asker yaşamını yitirdi.

Tayyip Erdoğan’ın “İdlip harekâtı bir an meselesidir” çıkışı sonrası, TSK ve beraberindeki cihatçı gruplar gece saatlerinde Suriye ordusuna yönelik roket ve top atışlarına gerçekleştirdi. Bugün de Suriye ordusu kontrolündeki Neyrab’a operasyon başlattı.

Suriye ordusu, Rus savaş uçaklarının desteğiyle saldırıları püskürtürken, TSK birliklerinin konuşlu olduğu Kaminas’a hava saldırısı düzenlendi. Saldırı sonucu en az 2 asker yaşamını yitirdi, 5 asker de yaralandı.

Hulusi Akar: Rusya ile karşı karşıya gelmek istemiyoruz

Akar, askeri sevkiyatı Astana ve Soçi muhtırası çerçevesinde savundu. “Gerekirse zor kullanarak ateşkesi sağlayacağız. Rusya’dan hava sahasını açmasını (karışmamasını) istiyoruz. Rusya’yla görüşmeler var.” dedi.

21 Şubat:

Erdoğan, Putin’le telefonda görüştü

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya lideri Putin, telefonla İdlib’i görüştü. Beştepe’den yapılan açıklamada şöyle denildi: “Sayın Cumhurbaşkanımız görüşmede, rejimin İdlib’de dizginlenmesinin ve insani krizin durdurulmasının şart olduğunu vurgulamış; İdlib’de çözümün Soçi Mutabakatı’nın tam olarak uygulanmasından geçtiğini belirtmiştir.” Kremlin’in açıklamasında da “İki lider, idlib konusunda teması artırma noktasında anlaştı” denildi.

22 Şubat: “Birkaç tane şehit var.”

Tayyip Erdoğan, “Libya’da birkaç tane şehit var” açıklamasında bulundu. “Birkaç tane” ifadesi kamuoyunda geniş tepki uyandırdı. Sonradan ölenlerden birinin MİT mensubu bir albay olduğu ortaya çıktı.

24 Şubat:

Erdoğan: Evet, birkaç şehidimiz var; SMO orada bizimle beraber

Türkiye tarafı ilk kez Libya’da Suriye Milli Ordusu’yla (SMO) birlikte operasyon yürüttüğünü açıkça kabul etti. Erdoğan, Suriye Milli Ordusu’ndan şu anda orada bulunanlar var. Suriye Milli Ordusu’ndan oraya gidenlerin ortak paydaları var. Ve o ortak paydalar çerçevesinde onlar Libya’da bulunuyorlar.” dedi.

25 Şubat:

Rusya: 4’lü zirve olmayacak

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Türkiye, Almanya ve Fransa ile Suriye konulu bir dörtlü zirve organize etme konusunda “bir çalışmaları olmadığını” duyururken, İran ve Türkiye’den temsilcileri bir araya getirmek için temasları olduğunu bildirdi.

27 Şubat:

Serakib’in kontrolü Türkiye destekli cihatçıların eline geçti.

Reuters’ın muhalif yetkililere dayandırdığı haberine göre Türkiye destekli cihatçı gruplar tekrar İdlib’in Serakib kentinin kontrolünü sağladı. Geçen haftalarda Suriye ordusu, Rusya’nın desteğiyle Serakib’den muhalifleri çıkarmayı başarmıştı.

Kremlin, 5 Mart’taki Erdoğan-Putin zirvesini yalanladı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in planlarında 5 Mart’ta İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la bir görüşme yapılmasının henüz bulunmadığını söyledi.

Rusya: İdlip HTŞ’nin kalesi haline geldi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Suriye’nin kuzeyindeki İdlib’de yaşananlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “İdlib, Heyet Tahrir el Şam’ın kalesi haline geldi” diyen Zaharova, durumun kötüye gitmesinin temel nedenlerinden birinin Rus-Türk mutabakatlarının uygulanmaması olduğunu ifade etti.

33 asker hayatını kaybetti.

Hatay Valisi “Bahar Kalkanı Operasyonu” çerçevesinde 33 askerin yaşamını yitirdiğini açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığındaki güvenlik zirvesinin ardından açıklama yapılmadı.

28 Şubat: Saldırı ve ölümlerin ardından

Rusya: Türk birliklerinin olduğu yere saldırı düzenlemedik

Resmi rakamlara göre 33 askerin ölümünün ardından Rusya’dan şu açıklama yapıldı: “Suriye İdlib’deki gerilimi azaltma bölgesinde bulunan HTŞ üyesi teröristler, Suriye Ordusu mevzilerine yönelik büyük çaplı bir operasyon başlattı ve Suriye Ordusu bu saldırıya yanıt verdi. Söz konusu saldırı, teröristlerle bir arada bulunan Türk askerlerinin de vurulmasıyla sonuçlandı. Behun yakınlarında gerçekleşen operasyonda Rusya hava kuvvetleri yer almadı.”

Böylece Rusya, hem askerlerin ölümüyle sonuçlanan saldırının sorumluluğu üstenmemiş oldu hem de Türk askerlerinin cihatçıların operasyonuna aktif şekilde katıldığını ortaya koyarak saldırıya meşru bir dayanak sağladı.

 

Türkiye mültecileri AB’nin üzerine saldı

Suriye’de İdlib’deki Türk askerlerine yönelik hava saldırısının ardından Türkiye, AB’ye gitmek isteyen mültecileri durdurmama kararı aldı. Kararın ardından mülteciler, Bulgaristan ve Yunanistan sınırı bulunan Edirne’ye akın etti. Aynı zamanda kara sınırılarından geçemeyen mültecilerin botlarla Yunanistan’a geçmesine izin verildi.

 

NATO Genel Sekreteri’nden İdlib açıklaması: Daha çok nasıl destek verebileceğimizi görüştük

TSK’ya düzenlenen Suriye-Rusya saldırısının ardından NATO Türkiye’nin talebi üzerine olağanüstü bir toplantı yaptı. Türkiye’nin talebi NATO’nun İdlip hava sahasının Türk uçaklarına açılması için askeri destek vermesi yönündeydi. Buna karşın, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg toplantının ardından yaptığı açıklamada somut bir destek vaat etmeden “NATO Müttefikleri şu anda Türkiye’ye hava savunmasında ve hava devriyelerinde destek veriyor. Müttefikler bir yandan da ‘Daha fazla ne yapabiliriz?’ diye bakmaya devam ediyor” demekle yetindi.

 

Erdoğan Trump ve Putin’le telefonda görüştü

Erdoğan-Trump görüşmesi hakkında ayrıntılı bir açıklama yapılmazken, Erdoğan-Putin görüşmesinin ardından Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov şunları söyledi: “Eğer Moskova ile Ankara arasındaki mutabakatlar tamamen uygulansaydı, Türk askerlerin ölmesi gibi trajedilerden kaçınmak mümkün olabilirdi. Moskova, Suriye’de Türk askerlerin hayatını kaybetmesi nedeniyle Ankara’ya başsağlığı diliyor. Rusya ve Türkiye, İdlib konusunda koordinasyonu sürdürmeye hazır.”

 

Gözlemevi: 31 Suriye ordusu askeri öldürüldü

TSK’ya yönelik saldırının ardından Türk ordusu Suriye ordusuna yönelik saldırı düzenledi. Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK), 31 Suriye ordusu askerini öldürdüğünü bildirildi.

Kremlin: Erdoğan ve Putin, 5 veya 6 Mart’ta görüşebilir

Batı’dan aradığı askeri desteği bulamayan, ABD’nin Suriye sınırına Patriot hava savunma füzeleri yerleştirmesini de sağlayamayan Türkiye, çareyi Rusya ile diplomatik görüşmede buldu. Türkiye’nin görüşme talebi üzerine Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 5 veya 6 Mart’ta bir araya gelmesi olasılığına ilişkin çalışma yürütüldüğünü belirtti.

 

  • Diğer dış politika gündemleri

 

Libya’ya Silah Satışı Ambargosu

56’ıncı Münih Güvenlik Konferansı’nın son gününde ana gündem maddesi Libya oldu. Münih’te bugün, geçen ay Berlin’de 19 Ocak’ta düzenlenen Libya zirvesinin devamı niteliğinde bir konferans düzenlendi. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ve BM temsilcilerinin başkanlığında gerçekleştirilen konferansta, Berlin zirvesinde alınan kararların hayata geçirilmesine yönelik somut adımlar ele alındı. Bununla birlikte, Libya’ya yönelik silah ambargosunun denetlenmesi için somut bir mekanizma oluşturulmadı.

Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları ise Birleşmiş Milletler’in (BM) Libya’ya yönelik silah satışı ambargosunu kontrol altına almak için Akdeniz’de yeni bir deniz operasyonu başlatma kararı aldı.

Hafter: Türk askerleri geri çekilirse ateşkes sağlanabilir

General Halife Hafter, “ateşkesin ancak belirli koşulların yerine getirilmesi halinde sağlanabileceğini” söyledi. Doğu güçlerini temsil eden Hafter, “Suriye ve Türkiye’nin paralı askerlerinin geri çekilmesi, Türk silahlarının Trablus’a tedariğinin sona ermesi ve terörist grupların ortadan kaldırılması ile ateşkes sağlanabilir” dedi.

Bu arada Hafter’in savaştığı Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), Cenevre’deki siyasi görüşmelerden çekildiğini açıkladı. Parlamento Başkanı Hammude Ahmed es-Seyyale “Parlamento, askeri operasyonların durdurulması ve yerinden edilenler ile mültecilerin evlerine dönüşü gibi askeri ve insani süreçlerde ilerleme sağlanıncaya kadar Cenevre’deki siyasi diyaloğa katılımını askıya almayı kararlaştırdı” dedi.

 

Rojava

Girê Spî ve Serêkaniyê’de 180 sivil katledildi

Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) yılık raporunda, Türkiye’nin 9 Ekim 2019’da Rojava’nın Serêkaniyê ve Girê Spî kentlerine yönelik işgal saldırılarında 180 sivilin katledildiğine yer verdi. Yine Türkiye ve desteklediği paramiliter gruplarının kamu alanları, okullar, ekmek fırınları ve sivil yerleşim yerlerine de hedef gözetmeksizin saldırılar gerçekleştirdiğini kaydetti.

 

Ekonomi Gündemi

Türkiye ekonomisi 2019’da yüzde 0,9 büyüdü

Burada ele aldığımız dönemde en önemli gelişme 2019 büyüme verilerinin açıklanması oldu. 2019’un ilk iki çeyreğinde küçülen Türkiye ekonomisinin son çeyrekteki büyüme performansı merak konusuydu. Son dönemde verilerinin nesnelliği yoğun şekilde tartışılan TUİK’e göre 2019 son çeyreğinde büyüme % 5’lik beklentiyi aşarak % 6 büyüdü. Böylece 2019 yılı genel büyüme oranı da % 0,9 omuş oldu.

Bu performansta 2019 Temmuz’undan bu yana kamu bankaları öncülüğünde ve “talimatla” indirilen ticari ve tüketici kredi faizlerinin etkili olduğu görülüyor. GSYH içinde özel tüketim harcamaları son çeyrekte % 6,8 arttı. Dolayısıyla büyümenin 2/3’ü tüketimden kaynaklandı. Sanayide % 5,9’luk büyüme gerçekleşirken inşaatta küçülme devam etti: – %3.8.

Taşıt, konut ve tüketici kredi faizlerindeki düşüşler vatandaşın harcamalarını da şekillendirdi. Son çeyrekte dayanıklı tüketim malları harcaması % 15.7 artarken dayanıksız tüketim malları harcaması % 17.6 arttı. Tüketim harcamalarındaki artış ithalata da yansıdı. Son çeyrekte ithalat rekor derecede % 29,3 artış gösterdi. İhracat ise ancak % 4,4 büyüyebildi. Bu durum cari açığın uzun süre sonra tekrar büyümemeye başlamasını beraberinde getirdi. [1]

Kredi pompalaması konut satışlarını artırdı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ocak ayına ilişkin Konut Satış İstatistikleri’ni yayımladı. Buna göre Türkiye genelinde 2020 Ocak ayında ipotekli (kredili) konut satışları bir önceki yılın aynı ayına göre % 546 oranında artış göstererek 42 bin 237 oldu. Bu olağanüstü artış düşen konut kredisi faiziyle yurttaşların kredi talebindeki artıştan kaynaklandı.[2]

Çaykur Varlık Fonu’na devredildikten sonra iki yıldır zarar ediyor

Çaykur’un Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) devredildikten sonraki gelir tabloları incelendiğinde 2017 ve 2018’de zarar açıkladığı görülüyor. 2017 programında 173,6 milyon TL kâr elde edeceğini öngören kurum, 267,7 milyon TL zarar açıkladı. 2018 yılında ise 42,3 milyon TL kâr elde edeceğini öngören Çaykur, yıl sonunda tam 657,1 milyon TL zarar açıkladı.[3]

Daha önce TVF’na devredilen başka bazı kamu kurumları da zarar etmişti. TVF’nun işleyişinin şeffaf olmaması, bu zararların nası meydana geldiğini araştırmayı güçleştiriyor. Makul bir açıklama, TVF’na devredilen bazı kamu kurumu kaynaklarının başka amaçlarla -Hazine’ye kaynak yaratmak gibi- kullanılıyor olması olabilir.

Merkez Bankası faiz indirdi

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının % 11,25’ten % 10,75’e indirilmesine karar verdi. PPK‘nın yaptığı açıklamada ise “Kredi büyümesi ve kompozisyonundaki gelişmelerin dış denge ve enflasyona etkileri yakından takip edilmektedir” denildi.[4]

MB’nın faiz indirimi, faizleri düşürme yoluyla ticari ve tüketici kredilerinin ucuzlatılması, böylece ekonominin canladırılması politikasının devamı olarak nitelendirilmeli. Bununla birlikte, yukarıdaki açıklama 2019 Temmuz ayından bu yana devam eden aşırı kredi genişlemesinin cari açık ve enflasyonda ciddi bir artışa neden olabileceğinden MB’nin de endişe ettiğini ortaya koyuyor.

Yeni asgari ücret daha şimdiden eridi

Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda işçileri temsil eden Türk-İş Genel Eğitim Sekreteri Nazmi Irgat, Ocak aynıda 2.324 TL olarak açıklanan asgari ücretin daha şimdiden eridiğini açıkladı. Taşeronlaştırmanın, işçilerin örgütlenmesini engelleyerek çok düşük ücretlere çalışmaya mahkum ettiği söyledi.[5]

Moody’s: Negatif reel faiz banları riskli hale getiriyor, dolarizasyon tehlikesini artırıyor

Moody’s, negatif reel faizlerin Türk bankalarını riskten kaçış dönemlerine karşı daha riskli hale getirdiğini, faizlerin Türkiye’ye ve Türk bankalarına yatırım yapmanın çeşitli risklerini artık telafi etmediğini de vurguladı. Moody’s ayrıca TL cinsi negatif mevduat faizlerinin mudilerin dolara yönelmesine yol açabileceğine dikkat çekti.[6]

 

 

 

[1] http://www.patronlardunyasi.com/haber/Son-ceyrekte-yuzde-6-buyume-Turkiye-ekonomisi-2019-da-yuzde-0-9-buyudu/232346

[2] https://www.birgun.net/haber/faiz-lobisi-bahane-dusuk-faiz-lobisi-sahane-288201

[3] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/caykur-varlik-fonuna-devroldu-zarari-artti-1721925

[4] https://t24.com.tr/haber/merkez-bankasi-faiz-kararini-acikladi,861908

[5] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/yeni-asgari-ucret-eridi-1723376

[6] https://www.gazeteduvar.com.tr/ekonomi/2020/02/27/moodysden-turkiyeye-faiz-uyarisi/