İç Politika

HDP’li belediyelere kayyum atanmaya devam ediliyor
HDP’nin kazandığı Cizre, Van Saray ve Kızıltepe belediyelerine kayyum atandı. Böylece 31 Mart’tan bu yana Van, Diyarbakır ve Mardin büyükşehir belediyeleri dahil olmak üzere kayyum atanan HDP’li belediye sayısı 14’e yükseldi.
31 Mart seçimlerinin üzerinden bu kadar kısa zaman geçmişken art arda HDP’li belediyelere kayyum atanması, devlet politikasında ciddi bir yönelim değişikliğine karşılık geliyor diyebiliriz. HDP’li belediyelere kayyum atamaları, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna askeri operasyonlar düzenlediği bir döneme denk geldi. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin özerk yönetimini ortadan kaldırmak üzere kapsamlı askeri harekatlara girişmesi, Kürtlerin sadece yurtiçinde değil başka ülkelerdeki kazanımlarını da ortadan kaldırmayı bir strateji olarak benimsemesi, Türkiye’nin Filistin sorunu bağlamında İsrail’in çok önce içine girdiği yönelime benzer bir yönelime girdiğini akla getiriyor. Bu konuda İsrail’in Filistinli gerillaların saldırılarını önlemek üzere 1982’de Güney Lübnan’ı işgali örnek gösterilebilir. Söz konusu neo-İttihatçı politikanın yurtiçine yansıması, Kürt siyasi hareketinin yasal alandaki varlığını çok dar bir alana sıkıştırmak, Kürt bölgesindeki yerel seçim sonuçlarını tanımamak ve hatta yerel seçimleri anlamsızlaştırmak olarak karşımıza çıkıyor. Devletin içine girdiği bu yeni yönelim, Rojava’ya yönelik askeri harekatlarda “Milli Suriye Ordusu” adı altında cihatçı güçlerin kullanılmasında da kendini gösteriyor. Türkiye de, İsrail’in Güney Lübnan’da yaptığı gibi, başka bir ülkenin topraklarını denetlemek için yerel güçlerden ayrı bir askeri güç oluşturmak zorunda kalıyor.
Davalar ve tahliyeler
CHP’li eski milletvekili Eren Erdem tahliye edildi. Erdem, yargı paketinde 5 yılın altındaki cezalara Yargıtay’ta temyiz yolunun açılması sonucunda tahliye edildi. Diğer yandan, haklarında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının bozulmasının ardından Mehmet Altan’ın beraatına, Nazlı Ilıcak’ın “FETÖ terör örgütüne yardım etmek” suçundan 8 yıl 9 ay, Ahmet Altan’ın ise “örgüte yardım” suçundan 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmasına karar verildi. Nazlı ve Altan tahliye edildiler.

Demirtaş yine tahliye edilmedi
İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Selahattin Demirtaş hakkında yeni çıkan yargı paketi kapsamında “silahlı terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 4 yıl 8 ay ceza aldığı davada tahliye kararı verdi. Fakat Demirtaş bu kez de başka bir soruşturma kapsamında 20 Eylül’de Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandığı için tahliye olamadı. Bütün bu “yargı oyunları” neticede Demirtaş’ın önemli bir süre daha cezaevinde tutulmaya karar verildiğini gösteriyor.
Türkiye nasıl bir ülke haline geliyor?

Fatih’te 4 kardeş birlikte intihar etti
İstanbul Fatih’te ikisi kadın dört kardeş siyanürle intihar etmiş olarak bulundu. Medyada iki kardeşin işsiz olduğu, diğer kardeşlerden birinin müzik öğretmenliğinin yanı sıra ek iş yapmak zorunda kaldığı, maaşlarına haciz konduğu ve bakkala borçları olduğu haberleri yer aldı.
Kısa bir süre sonra ise bu kez Antalya’da iki çocuğun, baba ve annenin cesetleri bulundu. Babanın bıraktığı mektup başka bir intihar vakası yaşandığını ortaya koydu. Baba Selim Şimşek’in uzun süredir işsiz olduğu öğrenildi.
Her iki olayda da ekonomik nedenlerin ağır basması Türkiye toplumunun ne hale gelmekte olduğu tartışmasına yol açtı. Öncelikle Türkiye’de 1994 ve 2001 krizlerinde olduğu gibi finansal göstergelere yansıyan ani bir ekonomik kriz yaşanmasa da toplumsal yapıyı içten içe kemiren, reel ekonomide kendini gösteren ve insanların en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanmasına yol açan çok derin bir krizin yaşandığı açık.
Bununla birlikte, intihar vakaları toplumun çok yönlü bir kriz içinde olduğunu, akrabalık gibi dayanışma bağlarının hızla çözüldüğünü, yoğun şekilde geçim sıkıntısı yaşayan insanların aynı zamanda kendilerini dışlanmış hissettiklerini, geniş kesimlerin geleceğe dönük neredeyse hiç umut beslemediklerini ortaya koyuyor. Toplumsal mücadelelerin özneleri ortaya çıkmadıkça toplum adeta “içeriden patlıyor”.

Ülkücüler Kürt öğrencilere saldırdı
Antalya Akdeniz Üniversitesi Korkuteli Meslek Yüksek Okulu’nda eğitim gören 3 öğrenci kaldıkları Kredi Yurtlar Kurumu’na (KYK) ait yurtta Kürt oldukları gerekçesiyle ülkücü öğrencilerin ırkçı saldırısına maruz kaldı.

Dış Politika:

Bağdadi Türkiye’ye 8 km yakın bir yerde öldürüldü
ABD askeri güçleri İdlip’te saklandığı yerde IŞİD lideri Bağdadi’yi öldürdü. Operasyonun İncirlik yerine Erbil’deki üssün kullanılarak gerçekleştirilmesi, Türkiye’nin opresyonun içeriğinden haberdar edilmemesi, Bağdadi’nin saklandığı yerin Türkiye sınırına yaklaşık 8 kilometre olması, Türkiye’nin bölgede IŞİD’e hareket etme imkanı sağlayıp sağlamadığı tartışmalarını gündeme getirdi. Biraz da bu tartışmaları bertaraf etmek üzere Türk yetkililer operasyonun ABD ile “yüksek” bir koordinasyon içinde yapıldığını öne sürdüler.

Mazlum Kobani’nin iadesi talebi
Dışişleri Bakanlığı, son zamanlarda gerek ABD gerekse Rusya nezdinde popülerliği artan SDG Genel Komutanı Mazlum Kobani’nin ABD’ye davet edilmesi halinde iadesi için girişim başlattı.

Kuzey Suriye’de “güvenli bölge”, YPG’nin çekilmesi, devriyeler…
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Soçi’de yapılan Türk-Rus mutabakatı uyarınca Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt güçleri güvenli bölge dışına çıkarma çalışmalarının planlanandan önce tamamlandığını belirtti. Diğer yandan, ABD’nin Suriye’den çekilme kararı almasından bu yana ilk kez ABD birlikleri Suriye-Türkiye sınırında devriye başlattı.
Soçi mutabakatında öngörüldüğü üzere, Türkiye’nin işgal ettiği Tel Abyad-Serakaniye bölgesinin doğusunda TSK ile Rusya arasındaki ilk ortak devriye tamamlandı

ABD, petrol bölgelerini kontrol altında tutacak
ABD bir yandan Suriye’deki askerlerini çekerken bir yandan da Deyrizor’daki petrol yataklarını denetim altına almak üzere Suriye’ye yeni asker gönderme kararı aldı. ABD yetkilileri, IŞİD’in tekrar güçlenip petrol ticaretinden faydalanmasını önlemek istediklerini gerekçe gösterdi. Diğer yandan, Savunma Bakanı Mark Esper petrol geliriyle SDG’nin finanse edileceğini ve SDG ile işbirliğinin süreceğini bildirdi. Bu gelişme, ABD’nin, Rusya’nın Kuzey ve Doğu Suriye’ye tamamen hakim olmasını önleme planı olarak okunabilir. Diğer yandan, ABD’nin, SDG’nin Suriye ordusuna entegre olmasını da bu yolla engellemek istediğini söyleyebiliriz. Nitekim Mazlum Kobani’nin Trump’tan Washington daveti alması da bu yönde başka bir önemli işaret. SDG’nin ABD ile işbirliğinin sürecek olması, tek yönlü olarak Rusya-Suriye odağına mahkum olmasının önüne geçiyor ve SDG’ye hareket alanı kazandırıyor.

Ermeni Soykırım tasarısı ve Türkiye’ye yönelik yaptırımlar
ABD Temsilciler Meclisi, Ermeni Soykırımını resmi olarak tanıyan yasa tasarısını 223 “evet” oyuna karşı 191 “hayır”la kabul etti. Yine aynı gün yapılan başka bir oylamada, Türkiye’nin S-400’lerden vazgeçmemesi ve ABD ile yapılan ateşkes anlaşmasına uymaması durumunda uygulanmak üzere bir dizi yaptırımın hayata geçirilmesi 16 “hayır” oyuna karşı 403 “evet” gibi rekor bir sonuçla kabul edildi. Olası yaptırımlar şunları kapsıyor:
– Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin mal varlığının ve iş ilişkilerinin araştırılması;
– S-400 hava savunma sisteminden dolayı “ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyması Yasası” altındaki yaptırımların devreye sokulması;
– Halkbank’a veya bu bankanın iştiraki niteliğindeki herhangi bir kuruluşa mali yaptırım uygulanması.
Temsilciler Meclis’inde kabul edilen tasarı Senato’da da üçte ikinin üstünde bir çoğunlukla kabul edilirse, “süper çoğunluk” kuralı gereği Başkan’ın onayına ihtiyaç duymadan yasalaşabiliyor.

TSK-Suriye ordusu arasında çatışma
Suriye resmi haber ajansı SANA, Soçi mutabakatı uyarınca YPG’ye sınırdan çekilmesi için verilen sürenin dün dolmasının ardından TSK ile Suriye ordusu arasında ağır çatışma çıktığını iddia etti. Türkiye ise çatışma olduğunu yadsıdı ve Milli Savunma Bakanı Akar nasıl gerçekleştiğini açıklamadan “18 Suriye Ordusu mensubunun gözaltına alındığını” iddia etti.

Suriye’den SDG’ye Suriye ordusuna katılma çağrısı
Suriye Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Silahlı kuvvetler komutanlığı, saflarına katılmak isteyen SDG birliklerini karşılamaya hazırdır” denildi. Açıklamada, zorunlu askerliğini yapmamış SDG üyelerine af vaat edildi. SDG ise yaptığı açıklamada “saflarda böylesi bir birliğin, SDG’nin özel statüsü ile yapısını tanıyan ve muhafaza eden bir siyasi anlaşmadan yola çıkarak sağlanması gerektiği” yanıtı verildi.
Suriye’nin yaptığı bu çağrıdan, Suriye rejiminin Kürtlerin ve SDG’nin özerkliğini tanımaya henüz yanaşmadığı sonucu çıkıyor.

Ateşkese rağmen çatışmalar devam etti
SDG tarafı, Türkiye’nin ABD ve Rusya ile anlaşmasına rağmen ateşkese uymayarak saldırılarını sürdürdüğünü öne sürdü. Türkiye’nin desteklediği cihatçı grupların sivilleri hedef almak, esirlere işkence yapmak, sağlık ekiplerine saldırmak gibi savaş suçları işlediğini iddia etti. Serakaniye ve Til Temir’e bağlı bazı köylerin cihatçı gruplar tarafından hedef alındığı ileri sürüldü.

SDG: Til Temir’deki Asuri ve Süryanilerin hayatı tehlikede
Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Süryani Askeri Meclisi ve Süryani Bet Nehren Kadın Savunma Güçleri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve TSK’ye bağlı cihatçı güçlerin saldırıları sonucunda Asuri ve Süryanilerin katliam tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu açıkladı. TSK’nın ve desteğindeki cihatçı grupların ateşkese uymaya zorlanması ve Asuriler ile Süryanilerin can güvenliklerinin sağlanması için uluslararası topluma, Rusya ve ABD’ye çağrı yaptı.

Türkiye’nin güvenli bölgeyi genişletme planı
Bu arada Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, YPG’nin “saldırılarının sürmesini” gerekçe göstererek ABD ve Rusya’yı ikaz etti. Türkiye’nin harekatı genişletme hakkını saklı tuttuğunu söyledi. Tel Abyad-Resulayn arasındaki bölgenin Türkiye için yeterli olmadığını, Kobani’yi de denetim altına almak istediklerini belirtti.
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise Rusya ve ABD’ye seslenerek YPG’nin her iki ülkeyle yapılan anlaşmalara uymayarak çekilmesi taahhüt edilen bölgelerden çekilmediğini öne sürdü.
Türkiye’nin, kendi desteklediği cihatçı grupların süregiden saldırılarına ve sivillere dönük ağır insan hakları ihlallerine yönelik iddialara karşın YPG’nin ABD/Rusya ile yapılan anlaşmalara uymadığı gerekçesine dayanarak “güvenli bölgeyi” genişletmeyi hedeflediği açık görünüyor. Genişletme hedefinin ise öncelikle Kobani’yi kapsadığı anlaşılıyor. Türkiye’nin “güvenli bölge”yi genişletme hedefinin ne ölçüde başarılı olacağı ABD ile Rusya’nın tutumuna bağlı olacak.

Ekonomi

FED faiz indirimine devam ediyor
Küresel ekonomideki önemli gelişmelerden biri, FED’in küresel resesyon endişesiyle faiz indirimine devam etmesi oldu. FED politika faizi oranını 25 baz puan indirerek, yüzde 1,50-1,75 aralığına çektiğini bildirdi. FED’in faizleri indirme politikası “gelişmekte olan piyasalar”da yabancı sermaye girişine neden oluyor. Buna karşın, Türkiye’ye hissedilir bir yabancı sermaye girişi olduğundan söylenemez. Türkiye gerek yönetimin alacağı kararların öngürülemezliği gerek finansal kırılganlıklar gerekse ABD ile ilişkilerdeki belirsizlikler yüzünden hâlâ riskli bir ülke olarak görülmeye devam ediliyor.
Fitch, Türkiye’nin görünümünü “negatiften” durağan”a revize etti
Fitch, Türkiye ekonomisinin dengelenme konusunda ilerleme kaydettiğini belirtti. Buna karşın, dış finansman ihtiyacının yüksek olduğuna dikkat çekerek bunun “kırılganlık kaynağı” olduğunu söyledi. Böylece uzun bir süreden bu yana ilk kez bir rating kuruluşu Türkiye’nin görünümünde olumlu yönde bir düzeltmeye gitmiş oldu. Bununla birlikte, Fitch’in ekonomik dengelenme konusunda belirttiği ilerlemenin ekonomik göstergelerde gerçek bir karşılığının bulunduğunu öne sürmek güç görünüyor.

Ekonomiyi canlandırma çabaları ve iç borçlanma
Uzunca bir süredir kamu bankaları eliyle hem düşük faizli tüketici kredisi hem de mevduat faizinin altında ticari krediler veriliyor; öyle ki kamu bankalarının kredi hacmi hızla artarken özel bankaların kredilerinde ancak marjinal bir artış var. Devlet (Hazine), kamu bankalarının düşük faizli kredilerden kaynaklanan zararlarını üstlenmiş durumda. Bunun yanı sıra İstanbul Havaalanı, köprüler gibi gelir garantisi verilen KOİ projelerine Hazine sürekli kaynak aktarıyor.
Burada iki sorunla karşılaşıyoruz: Düşük faizli kredi politikasına karşın tüketici harcamalarında ve şirketlerin yatırımlarında bir kımıldanış gözlenmiyor. İkinci sorun ise Hazine kamu bankalarını fonlarken parayı nereden bulduğu. Para, iç borçlanma yoluyla karşılanıyor. Böylelikle giderek artan bir iç borç stoğu oluşuyor. 2020’de iç borçlanmanın çevrilebilmesi ve yeni borç bulunabilmesi için daha fazla iç borçlanma gerekecek, bu da bankacılık sistemindeki fonların piyasayı canlandırmak üzere şirketlere değil Hazine’ye aktarılmasına, böylece piyasa faizlerinin de yükselmesine yol açacak.
Yaşanan sıkışıklığı göstermesi açısından İstanbul Havalimanı işletmecisi İGA’nın (bünyesinde yandaş holdingler Cengiz İnşaat, Mapa İnşaat ve Limak İnşaat bulunuyor) havalimanı yatırımı için kullandığı 4,5 milyar Euro tutarındaki krediyi yeniden yapılandıracağı haberi örnek gösterilebilir. Söz konusu krediyi Ziraat Bankası, Halkbank, VakıfBank, DenizBank, Garanti Bankası ve Finansbank sağlamış, ağırlıklı bölümünü kamu bankaları karşılamıştı. Gerçekte İGA krediyi geri ödeyemiyor; piyasada kredi borcunun adı geçen bankalara şirket tahvili verilerek tahvile dönüştürüleceği konuşuluyor. Tahvile dönüştürme işlemi yeni bir fon yaratma anlamına gelmiyor. Dolayısıyla, 4,5 milyar Euro tutarındaki kredi Hazine garantisi kapsamında olduğundan muhtemelen İGA’nın “yeniden yapılandıracağı” borç Haizine tarafından üstlenilecek, bu da yeni iç borçlanma gereksinmesi yaratacak.

Kimsenin inanmadığı enflasyon rakamları
TUİK, % 2 Ekim ayı TÜFE oranıyla birlikte yıllık (geçen yılın Ekim ayıdan bu yılın Ekim ayına kadar) TÜFE verisini % 8,55 olarak açıkladı. Piyasa aktörleri arasında bu veriye pek inanılmadığı, özel banka yetkililerinin ise gerçek enflasyonun en az 4 puan daha fazla olduğunu düşündükleri söyleniyor. Diğer yandan, Kasım ayıyla birlikte olumlu “baz etkisinin” de ortadan kalkacağı ve yeniden çift haneli “resmi” enflasyon oranlarına ulaşılacağı tahmin ediliyor.

Çevre

ABD Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmek için resmen başvurdu
2017’de Paris İklim Anlaşması’ndan çekileceğini açıklayan ABD, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun yazılı açıklamasıyla anlaşmadan çekilmek için resmen başvuruda bulunduğunu duyurdu. Pompeo açıklamasında “Başkan Donald Trump, Amerikan halkına, vergi mükelleflerine ve işlerine yüklediği yükten dolayı Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararı verdi” dedi. Böylece dünyanın en büyük ekonomisi, gezegeni tehdit eden iklim krizine karşı sera gazı salınımlarını düşürmeye çalışan bir iklim anlaşmasından çekilmiş olacak.