28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı, ABD ve İsrail, İran’ı hedef alan askeri saldırılarla Ortadoğu’da yeni bir savaşın daha kapısını açtı. Geçtiğimiz hafta, uluslararası hukuku ihlal eden bu operasyona adım adım yaklaşılırken eş zamanlı olarak ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve Big Tech arasında yaşanan ciddi bir gerilimin de patlama noktasına geldiği görülüyor. Mevzubahis teknoloji şirketi, 2020’de kurulan ve Claude adlı yapay zeka programını 2022 sonunda piyasaya süren Anthropic. Savunma Bakanlığı ile AI-odaklı özel sermayeyi karşı karşıya getiren bu krizi incelemek, günümüz savaşlarının yapısını kavramak, dahası barış yanlısı stratejileri bu kavrayış üzerine inşa etmek için faydalı olabilir.
2024 Kasım’ından bu yana, gizli veya yüksek güvenlik düzeyine sahip verilere erişimi olan ve bu bağlamda analiz ve karar desteği sağlayan bir AI aracı olarak Claude, Palantir yazılım şirketinin altyapısı üzerinden Pentagon’a entegre durumdadır. Anthropic’i diğer AI şirketlerinden ayıran en önemli fark, ABD’de devlet kurumları düzeyinde bu tür yüksek gizlilik içeren görevlerde kullanılan tek yapay zeka modeline -Claude’a- sahip olması.
Yaklaşık iki yıl önce gerçekleşen bu entegrasyonun, aynı sene içerisinde Rusya ve Çin arasında resmi düzeyde başlatılan ‘yapay zeka ve askeriye’ odaklı istişareleri (Şubat 2024) takiben gerçekleştiğini gözden kaçırmamak gerekir.[1] İki ülkenin, devletlerarası teknolojik araç ve veri analizi paylaşımında mutabık kaldığı bu görüşmelere ek olarak global düzeyde askeri teknolojideki sert rekabet AI alanındaki gelişmelerle ivme kazanmış, buna karşılık ABD Şirket-Devlet modeline uygun düşen bir strateji ile karşı hamle yapmıştır. 2025 yılında, Trump hükümetinin “Savunma Bakanlığı”nın adını resmi olarak değiştirmese de, kurumsal web sitesi ve Pentagon tabelaları düzeyinde “Savaş Bakanlığı” olarak yeniden tanımlaması; dış politika söylemini II. Dünya Savaşı Amerikası’nın agresif militarizm hattına yaklaştırması, yanısıra yapay zeka teknolojisine ayrılan 500 milyar dolarlık teşvik paketini duyurması, devlet-özel sektör ayrımını daha da silikleştirmiş, AI’ın militarizasyon sürecini de epey hızlandırmıştır. Dolayısıyla Claude’un kullanımı ve olağanüstü denebilecek yetkileri, teknokratik bir yönetim anlayışını güçlendiren bu gelişmeler ışığında, güvenlik ve askeriye odaklı bu dönüşümle birlikte düşünüldüğünde daha net kavranabilir.
3 Ocak 2026’da Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ABD tarafından kaçırılması, Claude’un etkin olduğu bilinen operasyonlardan biridir. Palantir’in göçmenlerin tespit edilmesi için ICE’a destek vermesi bağlamında yapay zeka ve kişisel veri erişiminden, yani anlaşmalı olduğu Claude’dan faydalanması daha dolaylı olan bir başka örnektir. Anthropic’in iki süreçte de takındığı karmaşık tavır, Şirket-Devlet modeline dair çarpıcı bir örnek ortaya koymaktadır. Misal, Kasım 2025’te ABD’de federal harcamaları denetlemek için kurulan, Elon Musk’ın gayriresmî danışmanlık yaptığı DOGE (Department of Government Efficiency) adlı yapının Florida Eyaleti’ndeki birimi, Anthropic’in sistemsel kısıtlamalarını sert bir biçimde eleştirmişti. Mevzu aşağı yukarı şöyleydi: DEI (diversity, equity, inclusion), yani çeşitlilik-eşitlik-kapsayıcılık prensibiyle bürokratik düzeyde azınlık kimliklerin temsilini artırmak üzere benimsenen devlet politikaları, Trump yönetimi altında bir nevi tersine çevrilmiş, DEI de DOGE’nin hedef tahtasına konmuştu. Kamuoyuna yapılan propaganda ise basitti: DEI, anti-beyaz, anti-erkek ve anti-hegemondu. Bu propagandayla, elde edilen sınırlı kazanımların bir bir geri alınması meşrulaştırılıyordu. Amerika’daki etnik, dinsel ve cinsiyet politikaları çerçevesince varolan azınlıklar açısından, zaten bir “cam tavan” olmanın çok da ötesine geçemeyen DEI politikalarına gösterilen bu tahammülsüzlük, Florida Valisi Ron DeSantis’in Anthropic’ten şikayetçi olmasıyla yeni bir boyut kazandı. DeSantis’in şikayetçi olma nedeni, DEI kapsamında işe alınan kişilerin tespit edilmesinin önündeki AI kaynaklı engellere takılmasıydı. Anthropic, Florida DOGE’sinin veri erişimini kısıtlamıştı, dolayısıyla DEI kapsamında yapılan harcamalar ve işe alımlar bir müddet daha gizliliklerini korumuştu. Yani şirket, Claude vasıtasıyla, kısa süreli ve küçük çaplı bir DOGE sabotajına imza atmıştı. Kahramanca veya “içerdeki ajan” şeklinde karakterize edilemese de, Anthropic’in devlet politikaları karşısında gösterdiği kurumsal direnç, İran savaşına giden süreçte Pentagon’la yaşanacak krizin ilk sinyallerini vermekteydi aslında.
Diğer taraftan Anthropic’e tanınan hakların, dünyada anlaşılır gerekçelerle artış gösteren AI anksiyetesini destekler nitelikte oldukları söylenebilir: Venezuela ve ICE operasyonlarında görüldüğü üzere mahremiyet ihlali ve global düzeyde askeri saldırganlık, Claude’un sağladığı olanaklarla daha da perçinlenmekteydi. Ne var ki, ilginç bir şekilde, geçtiğimiz Şubat ayı boyunca Pentagon’la Anthropic arasında gelişen anlaşmazlık da aynı sebeplerden ötürü baş gösterdi. Kısaca açıklamak gerekirse, Anthropic, sahip olduğu AI modelinin Savunma Bakanlığı tarafından büyük çaplı bir kitle gözetim aygıtı olarak kullanılmasına karşı çıktı. Ayrıca Claude’un ölümcül silah sistemlerini otonom şekilde, yani insan gözetimi olmaksızın kullanabilmesini, Pentagon’un Ocak ayından beri kademeli şekilde artan baskılarına rağmen reddetti. Amerikan devletinden gelen bu taleplerin, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun 24 Ocak 2026’da Çin Ulusal Kanalı’ndan yayınladığı askeri inovasyonunun tanıtımıyla hemen hemen aynı zamana denk gelmesi ise tesadüf gibi gözükmemektedir.[2] Bahsi geçen şatafatlı tanıtımda 200 adet drone’un tek asker tarafından kullanılabildiği, operatörün etkisiz hâle getirildiği durumdaysa drone ordusunun yapay zeka tarafından devralınıp otonom şekilde kontrol edildiği bir şov yapılmıştır.
Bu süreçteki bir diğer kritik eşzamanlılık, yazının başında bahsedildiği üzere, ABD tarafından İran’a düzenlenen saldırıdan bir gün önce, Anthropic ile Pentagon’un şiddetli bir yol ayrımına girmesiydi. Cenevre’de, Umman’ın aracılık ettiği, ABD ve İran arasında süregelen nükleer program müzakerelerinin üçüncü evresine girilmek üzereyken (26 Şubat 2026), Trump’ın sürecin gidişatına dair takındığı pesimist ve tehditkâr tavır, 25 Şubat’ta yaptığı Ulusa Sesleniş konuşmasında iyice aşikâr hâle gelmişti. Diplomasiden yana olduğunu iddia etmiş, ancak “dünyadaki açık ara bir numaralı terör destekçisi” olarak nitelediği İran’ın askeri ve nükleer gelişimini durdurmanın hayati olduğunu vurgulamış, mevcut durumu hem Avrupa hem de ABD nezdinde bir ulusal güvenlik sorunu kapsamında ele almıştı. Aynı gün içerisinde Savunma Bakanı Pete Hegseth, Anthropic’e olan talebini yinelemişti: Claude’un güvenlik sınırlamalarının kaldırılması ve Pentagon tarafından “hukuka uygun bütün amaçlar için” serbest şekilde kullanılabilmesi gerekmekteydi. Aksi takdirde, şirket ile federal hükümet arasında yapılan 200 Milyon dolarlık savunma sözleşmesinin feshi, Anthropic’in hukuken bir dış tehdit unsuru şeklinde nitelenerek “tedarik zinciri riski” olarak tanımlanması, hatta gerekli görülürse Savunma Üretim Yasası (Defense Production Act) kapsamında şirketin uyum sağlamaya zorlanması gibi yaptırımların uygulanacağını belirtti. Şirkete nihai tavrını ortaya koyması için 48 saat süre tanıdı. 27 Şubat’ta netleştiği üzere, Anthropic, etik olarak Amerika’nın “demokratik değerlerine sahip çıkmak adına” geri adım atmamakta diretti ve özel sermayenin federal kurumlara katılım hakkına dayanarak, teklifi reddetti. Trump da “bu radikal sol” şirketi Amerikan askerlerinin canını “woke” ideoloji hatırına riske atan bir tehdit unsuru olarak niteledi; ayrıca federal hükümetin ve hükümetle birlikte çalışan bütün teknoloji şirketlerinin Anthropic’le ticari ilişkilerini kesmelerini talep etti. Hegseth de Başkanın tutumuyla uyumlu bir biçimde, Anthropic’in Amerikan ordusunu zora sokan bu küstahlığını kınadı, seçilmiş siyasilere “hatalı altruizm” dayatması yapan Silikon Vadisi’ne boyun eğilmeyeceğini ve devletin teknoloji devlerinden üstün olduğunu yineledi. Sonuç itibariyle Sam Altman’la, OpenAI’ın Pentagon’a 6 ay içinde aşamalı şekilde entegre olacağı ve Anthropic’in pozisyonuna yerleşeceği bir anlaşma imzalandı.
Neticede Pentagon’un dediği oldu. Fakat epey ironik bir biçimde demokratik temayüller çerçevesinde yaşanan bu tartışma, ABD’nin devlet ve özel sektör gerilimini ortaya koymakla kalmayıp, İran’a yapılan, daha ilk günlerinde birçok sivilin, yönetici elitlerin ve Hamaney’in öldürüldüğü geniş çaplı askeri operasyona saatler kala, Amerikan ordusu açısından bir tür krize sebep oldu. Krizin, ve kaçırılan fırsatın, iki boyutuna dikkat çekilebilir. İlki, Amerikan halkının, İran’la geniş kapsamlı bir savaşa girmek konusundaki tarihi isteksizliğiyle alakalı. 2003’te, Irak’a yapılacak askeri operasyon, nüfusun %71’i tarafından desteklenirken, geçtiğimiz sene YouGov araştırma şirketi tarafından yapılan anket sonuçlarına göre, İran’a geniş çaplı bir askeri müdahaleye destek verenlerin oranı %34 olarak tespit edilmişti.[3] Yani hükümet eliyle ülkenin bir kahramanlık, şehitlik ve gazilik retoriğine sokulması, belli sebeplerle bu savaş politikalarına onay vermeyen Amerikan halkıyla ABD’nin agresif dış politikasını ciddi şekilde karşı karşıya getirme riski taşıyor. Bu anlamda AI’ın otonom silah kullanımı, PR açısından mühim bir gelişme olabilirdi. Personel kaybı minimize edilebilir, “biz değil onlar çekiyor ceremesini” denerek potansiyel halk onayı uzun vadede artırılabilirdi. Zira benzer şekilde, 2025’te İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD-İsrail saldırılarında askeri personel kaybını minimize eden teknolojik üstünlük, operasyonun iç politikada ‘başarılı ve düşük maliyetli güç projeksiyonu’ olarak sunulmasına imkân tanımış; özellikle Trump tarafından etkin bir siyasal söyleme dönüştürülmüştü. İkinci olarak da, askeri teknolojiyle yapay zeka entegrasyonunu daha ileri bir seviyeye taşımak açısından İran bir test sahası olarak değerlendirilebilirdi. Bir nevi Hindistan ile Pakistan arasında, Keşmir ve İslamabad hattında dört gün boyunca süren çatışmada (Mayıs 2025) elde edilen sonuçlar ABD nezdinde de üretilebilirdi. Olan yine sivillere oldu dedirten çatışmalar, iki ülkenin kendi tarihlerinde ilk defa askersiz hava gücünü ve insansız sistemleri test etmesiyle öne çıkmıştı. Savunma sektörünün parçası olan şirketlerin hisseleri, çatışmada gösterdikleri performansla doğru orantılı şekilde ciddi artışlar göstermişti (Hindistan merkezli Paras Defence, Bharat Dynamics, Mazagon Dock ve Garden Reach Shipbuilders vb firmaların borsa değerleri %10–20 civarında bir artış göstererek milyarlarca dolarlık kâr marjlarına ulaştı).[4] Aynı zamanda Güney Doğu Asya’da Çin’in stratejik tedarikçi pozisyonunu kuvvetlendiren bu dönemin bir benzeri, Amerikan yapay zeka merkezli savunma sektörünü de İran savaşı süresince güçlendirebilirdi. Bu noktada Anthropic, ABD’nin saha testlerini kısıtlayarak, maksimum kârına da kısa süreli bir çomak sokmuş oldu diyebiliriz.
Peki bu gibi bilgilerin, ABD ve İsrail tarafından İran’a karşı düzenlenen hukuksuz saldırıların ve 3 yıldır artış gösteren saldırgan Ortadoğu politikalarının analizine nasıl bir katkısı olabilir? Belli siyasi tercihler, stratejiler ve zamanlamalar, aynı zamanda “yeni ticaret yolları” söylemiyle kastedilenler, devlet-teknokrasi dinamikleriyle paralel bir eksende ele alındığında, Hindistan-Pakistan örneğinde görüldüğü üzere daha anlaşılır ve öngörülür hâle gelebilir. Bu bağlamda bir başka örnek geçtiğimiz yıl, BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese’in yaşadığı süreçtir. Bu süreç, uluslararası hukuk ile jeopolitik güç ilişkileri arasındaki gerilimde Big Tech’in oynadığı rolü gösteren çarpıcı bir örnek teşkil etmektedir. Albanese, Haziran 2025’te İsrail’in politikalarını “soykırım ekonomisi” kavramı üzerinden analiz ettiği From Economy of Occupation to Economy of Genocide başlıklı raporunu yayınlamış, ardından bu bulguları Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin Cenevre’deki oturumunda sunmuştu. Kısa süre sonra ABD, Albanese’e yönelik yaptırım kararı almış; Amerikan finans sistemiyle ilişkisini kesmiş, seyahat yasağı ve mal varlığının dondurulması gibi kısıtlamalar koymuştu. Gerekçe olarak, Albanese’in “ABD ve İsrail’e karşı ekonomik savaş yürüttüğü” ileri sürülmüştü. Bu vukuat, BM’nin 80 yıllık tarihinde bir ilk olarak kayda geçmiş durumdadır.
Albanese’in değerlendirmesi dikkat çekicidir. Ona göre yaptırımların gerekçesi yalnızca “soykırım” nitelemesi değildir. Zira benzer suçlamalar uzun süredir Amnesty International, Human Rights Watch gibi uluslararası insan hakları örgütleri tarafından da dile getirilmektedir. Albanese’e göre asıl kırılma noktası, raporun büyük teknoloji şirketlerinin—özellikle veri, yapay zekâ ve gözetim altyapıları üzerinden—savaş ve işgal ekonomisindeki rolünü incelemesidir. Hatta analizini bir adım ileri götürerek, içinden geçtiğimiz sürecin, devlet olgusunu bir “illüzyon”a dönüştürdüğünün altını çizmiştir.
Albanese’in “Big Tech” vurgusu, çağdaş güç dağılımının dönüşümünü anlamak açısından önemlidir. Bununla birlikte yakın dönemde, Anthropic örneğinde de görüldüğü üzere, devlet mekanizması yaptırım uygulama, finans sistemine erişimi sınırlama ve uluslararası hukuki süreçleri etkileme kapasitesini özel sermayeyle tam olarak paylaşmamaktadır. Dolayısıyla mesele devletin bir illüzyon olup olmadığından ziyade devlet ile küresel sermaye arasındaki karşılıklı bağımlılık ve güç paylaşımının nasıl yapılandığıdır. Devlet, egemenlik ve zor kullanma tekeli sayesinde belirleyici olmaya devam ederken, büyük şirketler de ekonomik ve teknolojik altyapı üzerinden norm üretiminde ve siyaseten kritik karar aşamalarında etkili olmaktadır. Bu anlamda teknolojik üstünlüğü yadsınamaz bir emperyal güç olarak ABD, özel sermayeyle federal kurumları bir araya getirme denemelerinde, Rusya ve Çin karşısında dezavantajlı bir konumdadır. Sözgelimi, ABD’de teknoloji, askeriye, devlet ve özel sektör gibi bileşenler görece bağımsızken—her ne kadar bu bağımsızlık epey zayıflamış olsa da—Çin’de bu unsurlar birbirinden o denli bağımsız değildir. Aksine bu unsurlar arasındaki sınırlar son derece belirsizdir. Rusya’da ise 2022’de başlayan Ukrayna savaşının ardından yürürlüğe konan OHAL uygulamalarıyla birlikte, özel sermaye, askeriye ve devletin iç içeliği garanti altına alınmıştır. Amerika’da durum daha karmaşık ilerliyor. Sancılı bir geçiş süreci içerisinde olduğu ve atılan beklenmedik adımların güç odaklarının dengesiyle oynayabildiği görülmektedir. Trump, Federal Hükümet düzeyinde Anthropic’le ilişkilerin kesilmesi emrini verdiği halde, savaşın beşinci gününde İran’a düzenlenen saldırılarda hala şirketin sistemsel sınırlandırmasına tabi bir Claude kullanılmaktadır. Anthropic, getirdiği kıstas ve kısıtlamalarla birlikte İran’a yapılan askeri müdahalelerin karakterini Pentagon’un iradesi haricinde belirleyerek, ABD’nin teknokrasi tarihinde bir dönüm noktasına imza atmaktadır. Amerikan halkı da geçtiğimiz günlerde bu sürece dahil olmuş, Pentagon’la entegrasyon anlaşması imzalayan OpenAI’a karşı yürütülen boykota ciddi bir ivme katmış ve Claude üyelikleri hızla artmıştır. Globale de yayılacak şekilde örgütlenen bu toplumsal duyarlılığın, kitle gözetimi ve İran’ı da vuran agresif dış politikadan duyulan rahatsızlıkla yakinen ilişkili olduğu söylenebilir.
Tabii bu durumun ironik bir tarafı da var. İnsanlara karşı yapılan mahremiyet ihlallerinde, İran’ın kaos ve kıyım ortamına sürüklenmesinde ciddi bir rol oynayan Anthropic, sırf “bundan beterine müsade etmeyiz” gibisinden bir pozisyon alarak halk desteğine mazhar olmuştur. Gelinen aşamada dünya, ABD’nin hâlihazırda Ortadoğu halklarını ve kendi vatandaşlarını domine etmeye kafi gelen bu sınırlarla niye yetinmediği, bu sınırların ötesindeki tasavvurunun ne olabileceği ve global ölçekte “yapay zeka militarizasyonu” başlığıyla ortaya çıkan rekabet alanının nasıl sonuçlar doğuracağı gibi dehşet sorularla karşı karşıyadır. İdeal olan önümüzdeki sürecin sadece “dehşet kötü” olanla “kötünün iyisi” arasında bir seçim olmaması, alternatif yolların tespit ve tayin edilebilmesidir. Böyle bir yol haritası için ortak irade örgütlenirken de, Amerika’da son birkaç gündür görüldüğü üzere sıradan vatandaşın, yıkıcı ve faşizan güç dengeleri karşısında bireysel ve kolektif stratejiler belirlerken, özel sermaye ve özelde de AI politikalarını takip etme, hatta muhalif bilgi ve üretim alanlarına dahil etme, bu politikaları dönüştürme ya da alternatifini üretme gereksiniminin yadsınamaz hâle geldiğini söyleyebiliriz.
[1] https://cepa.org/comprehensive-reports/sino-russian-convergence-in-foreign-information-manipulation-and-interference/
[2] https://www.tomshardware.com/tech-industry/china-reveals-200-strong-drone-swarm-uses-intelligent-algorithm-to-allow-individual-units-to-cooperate-autonomously-even-after-losing-communication-with-operator?utm_source=chatgpt.com
[3] https://www.gelliottmorris.com/p/polls-trump-iran-2026-03-01?utm_source=chatgpt.com
[4] https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/india-pakistans-drone-battles-mark-new-arms-race-asia-2025-05-27/?utm_source=chatgpt.com
