Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Saliha Aydeniz’in danışmanı ve gazeteci Dilan Karaman’ın 11 Kasım’da evinde intihar ettiği, 28 Kasım’da ise hastanede yaşamını yitirdiğine dair haberler basında yer aldı.

Dilan Karaman’ın ölümüyle ilgili sosyal medyada önemli iddialar dile getirildi. Dilan Karaman’ın M.T. isimli bir erkek tarafından şiddete uğradığı gerek vekil danışmanlığı yaptığı dönemde gerekse basında çalıştığı süreçte mobbinge maruz kaldığını anlatan paylaşımlar yapıldı.

Kadın kurumları ile kamuoyunun baskısıyla, 29 Kasım’da Özgür Kadın Hareketi (TJA), Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi, Rosa Kadın Derneği, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Diyarbakır Kadın Komisyonu ve Dayanışmanın Kadın Hali Derneği (DAKAH-DER), uzun süre yoğun bakımda tedavi gören ve yaşamını yitiren Dilan Karaman’ın ölümüne ilişkin inceleme komisyonu kurulduğunu açıkladı.

Ardından 9 Mart tarihinde hazırlanan rapor kamuoyuna sunuldu. Rapora yönelik olarak Dilan Karaman’ın ailesinden, arkadaşlarından ve kadın kurumlarından ciddi eleştiriler geldi. Bunun üzerine rapor geri çekildi.

Elbette bu konunun birçok yönü tartışılabilir. Ancak bu vesileyle, muhalif alanlarda hukuk meselesinin de yeniden gündeme gelmiş olması dikkat çekicidir.

Kürt hareketinin gerek Kürdistan’da gerekse Türkiye’de siyasal, sosyal ve kültürel alanlarda örgütlü yapıları vardır. Bu yapılarda yüzlerle hatta binlerle ifade edilebilecek sayıda faaliyet yürüten çalışanı bulunmaktadır. Her kurumun kendine ait bir tüzüğü ve disiplin yönetmeliği vardır. Gerek kendi üyelerinden ve çalışanlarından kaynaklanan gerekse de toplumda yaşanan bazı sorunlarda bu tüzük ve disiplin yönetmeliklerine göre hareket edilmesi beklenir.

Buraya kadar belirttiğim hususlar genel bir çerçeve sunmaktadır. Ancak bu alanlardaki işlerin pratikte nasıl yürüdüğünü bilmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Kürt hareketinin Kürt toplumunda gerçekleştirmek istediği değişim ve dönüşüm alanlarından biri de hukuk olmuştur. Egemen hukukun tanınmaması ve aynı zamanda toplumun da bu hukuku tanımamaya teşvik edilmesi 90’ları hatırlayanların bildiği bir husustur. Çoğunlukla kırsal bölgeler olmak üzere bazı küçük ilçelerde de toplumun önemli bir kesimi, yaşanan bazı problemleri (arazi, ekonomik, ailevi vb.) Kürt hareketine iletmiş ve adaleti bu yapıdan bekleyen talepler oluşmuştur.

Uzun yıllar boyunca bu konudaki talep ve sorunlar, halkla ilişkiler komisyonları veya disiplin komisyonları aracılığıyla çözülmeye çalışılmıştır. Ancak mevcut örgütlenme yoğunluğu ve bu alanda yaşanan sorunların büyüklüğü dikkate alındığında, bu tarz bir örgütlenmenin yeterli olmadığı geçmiş pratiklerden bilinmektedir. Ayrıca bu komisyonlar, sorunların ve hukuk taleplerinin sınırlı bir kısmına yanıt olabilmiştir.

Kürt hareketinin 2000’ler sonrası başlattığı değişim ve dönüşüm politikası, siyaset ve sivil alandaki kurumları da etkilemiştir. Kürt hareketi, kendi örgütlü yapılarını değiştirip dönüştürerek sistemi yasal değişiklik yapmaya zorlayacak yeni bir örgütlülük oluşturmaya çalışmıştır. Dolayısıyla sivil alandaki örgütlülüğün önemi belirleyici olmuştur. 2000’lerde belediye seçimlerinde elde edilen önemli sayılabilecek başarıyla birlikte toplumsal alanın daha da büyümesi gibi bir sonuç ortaya çıkmıştır.

Aradan 20–25 yıllık bir zaman dilimi geçtiği için bugünden bakarak Kürt hareketinin kendi örgütlü yapılarında hangi hukuksal mekanizmaları oluşturduğunu, bu mekanizmaların pratiklerini ve son olarak da Dilan Karaman ile ilgili hazırlanan raporu değerlendirebiliriz.

Yukarıda belirttiğim değişim-dönüşüm siyasetine bağlı olarak, 30 Ekim 2007 tarihinde Kürt hareketinin sivil ve siyasi oluşumlarını tek çatı altında toplayan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kurulmuştur. DTK, kendi bünyesinde bölgede bir nevi ön meclis gibi işleyen bir yapı oluşturmuştur. DTK’ya bağlı olarak bir hukuk komisyonu da kurulmuştur. Bu komisyonun görevi, kongreye bağlı bir hukuk işleyişi ve mekanizması kurmak olarak belirlenmiştir. Bu mekanizmanın önemli olmasının nedeni, Kürt hareketinin o dönem demokratik özerklik politikasına bağlı olarak birçok alanda olduğu gibi hukuk alanında da kendi alternatifini oluşturma ve bunu pratiğe geçirme hedefidir.

Bu hedef doğrultusunda çeşitli konferans ve etkinlikler yapılmış, DTK’nin tüm bileşenleri için bağlayıcı bir hukuk işleyişi oluşturulmak istenmiştir. Ancak denilebilir ki bu konuda gerekli pratik adımlar atılamamış ve çalışma yetersiz kalmıştır. Hukuk meselesi büyük ölçüde yüksek siyasetin tartışmaları içinde ele alınmıştır. Hukuk çalışmasının, devlet ile yapılacak bir pazarlığın parçası olarak görülmesi nedeniyle tüm DTK bileşenlerini bağlayan hukuk kuralları ve mekanizmalar oluşturulamamıştır.

Her ne kadar DTK bileşenlerinin kendi tüzük ve disiplin yönetmeliklerine bağlı komisyonları olsa da bunlar çoğu zaman işlevsiz kalmıştır. Yani bir nevi kâğıt üzerinde oluşturulmuş komisyonlar olarak varlık göstermişlerdir. Bu yönetmelikler, bu yapılar içinde faaliyet yürüten insanların hukuki problemlerini çözen, bu sorunları gündemine alan, bireysel ve yapısal kararlar alan, bunları kendi örgütlü yapısıyla paylaşan, hatta duruma göre kamuoyuna açıklayan çok sınırlı pratiklere sahip olmuştur.

Örgütlü yapılardaki bu hukuki işleyişin yetersizliği, hatta çoğu durumda yokluğu; yönetici sınıfın, bireylerin ve bazı grupların bu alanı kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmesine olanak sağlamıştır. Geriye dönük olarak birçok alandaki pratikler incelendiğinde, bu konuda onlarca çözülmemiş sorun bulunduğu görülebilir. Bugün bu kurumların geriye dönük 10 yıllık 20 yıllık hukuk veya disiplin komisyonlarının pratikleri incelenirse durum daha iyi anlaşılabilir. Genel olarak bu sorunlar çoğu zaman “kol kırılır yen içinde kalır”, “partimizi zayıf göstermeyelim”, “şimdi devletin baskısı var, bu sorunları dile getirmenin zamanı değil” ya da “bazı kesimler bu sorunları bize karşı kullanabilir” gibi söylemlerle örtülmüş ve örtülmeye devam etmektedir.

Dilan Karaman ile ilgili hazırlanan rapora da bu çerçeveden bakıldığında, raporda yapısal sorunlara dair hiçbir tespitin yapılmadığı görülmektedir. Dilan’a uygulanan erkek şiddeti ile mobbingin arka planı; bu uygulamaların uzun süre bilinmesine rağmen örgütlü yapıların ve alanların neden harekete geçmediği değerlendirilmemiştir. Mesele yalnızca bir erkeğin uyguladığı şiddet ve mobbing olarak ele alındığında, bu şiddeti koruyan ve mobbingin arkasındaki “örgütlü” hukuksuzluğa vurgu yapılmaması, komisyonun en temel eksiklerinden biri olmuştur. Gerek komisyon gerek kadın kurumları bu meselenin esasını gündemine almadıkları sürece, bu alanlardaki problemler devam edecektir. Meseleyi sadece Dilan’a şiddet uygulayan erkek hakkında suç duyurusunda bulunmak ve vekil hakkında disiplin soruşturması başlatmak olarak görmek çözüm üretmeyecektir. Bu konunun sadece kişisel kısmı değil yukarıda belirttiğim haliyle gündeme getirmek, eleştirmek bunu tartışmak fikir üretmek öneriler yapmak oldukça önemlidir. Ancak sınırlı bazı yazılar (https://ekimdevrim.substack.com/p/dilana-borclu-oldugumuz-sorular?utm_campaign=post) dışında meselenin hala bu kısmı tartışmaya açılmamıştır.

Dilan Karaman sadece şiddet ve mobbing uygulanıyor diye bu hale gelmedi; örgütlü yapılar bu hale geldiği için Dilan Karaman’a şiddet ve mobbing uygulandı.