Bir süredir yapay zeka çağında yaşadığımız dönüşümü anlamak için çeşitli araştırmalar yapıyor ve üzerine yazılar üretiyoruz. Daha önceki çalışmalarda yapay zekanın teknik kapasiteleri, gündelik hayata etkileri ve temel sorunlarını ele aldık. Bu yazıda ise teknolojik gelişmenin arkasındaki itici güçleri, özellikle savaş ekonomisi ile sivil teknoloji arasındaki ilişkiyi incelemeye çalışacağız.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte, teknolojik gelişmenin artık sivil ve ticari güçler tarafından yönlendirildiği, savaş ekonomisinin geride kaldığı anlatısı yaygınlaştı. Bu anlatının en güçlü sembolü “garaj efsanesi”dir: Palo Alto’daki mütevazı bir garajda başlayan Hewlett-Packard, ebeveynlerinin evinde Apple’ı kuran Steve Jobs ve Steve Wozniak, Google, Amazon… Bu hikayeler, Amerikan rüyasının teknoloji versiyonunu temsil eder: Parlak fikirler, girişimci ruh ve serbest piyasa dinamikleri sayesinde garajlardan küresel devlere dönüşen şirketler.

Ancak bu anlatının bir de görünmeyen bir boyutu var. Steve Wozniak, Bloomberg’e verdiği röportajda1 “garaj biraz bir mit” demiş ve orada herhangi bir tasarım ya da prototip çalışması yapmadıklarını belirtmişti2. Tarihçi Malcolm Harris, 2023’te yayımlanan Palo Alto kitabında bu efsaneyi kapsamlı şekilde sorguluyor: Silikon Vadisi’nin ilk dönem teknoloji şirketlerinin çoğu “askeri sektör ile akademi arasındaki boşlukta” doğmuştur3. Harris’in formülasyonuyla sivil teknoloji ile askeri teknoloji4, “sadece bağlantılı değildi – aynı şeyin ta kendisiydi. 5

Pentagon Sistemi: Kamu Finansmanı, Özel Kâr

Dilbilimci ve siyaset teorisyeni Noam Chomsky, on yıllardır “askeri-endüstriyel kompleks” kavramının yetersizliğine dikkat çekiyor. 2008’de MIT’de verdiği bir söyleşide şöyle demiştir: “Askeri-endüstriyel kompleks diye bir şey yok – sadece askeri bir kılıf altında işleyen endüstriyel sistem var. 6” Chomsky’nin “Pentagon Sistemi” olarak adlandırdığı bu mekanizma, kamu finansmanıyla geliştirilen teknolojilerin özel sektöre aktarıldığı bir düzeni ifade ediyor. 7

Sistem şöyle işliyor: “Devlet, yüksek riskli Ar-Ge’yi finanse ediyor; teknoloji olgunlaştığında özel sektöre aktarılıyor. Transistörden internete, GPS’ten Siri’ye kadar bugün “sivil” saydığımız teknolojilerin çoğu bu yoldan geçiyor. 8 Philosophy Now dergisindeki bir değerlendirmede özetlendiği gibi, Chomsky’nin eleştirisi devlet müdahalesinin kendisinde değil, biçimine yönelik: Askeri ve zenginlere hizmet eden müdahaleler yerine sağlık, konut, eğitim gibi alanlara yatırım yapılsaydı, toplumsal fayda çok daha büyük olurdu.9

Silikon Vadisi’nin doğuşu bu mekanizmanın somut örneğidir diyebiliriz. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Stanford Üniversitesi mühendislik profesörü Frederick Terman, öğrencilerini bölgede kendi işlerini kurmaya teşvik ediyordu10. Ancak bu “girişimci ruh”un arkasında federal hükümetin ve özellikle Pentagon’un devasa finansmanı vardı: 1948’e gelindiğinde, Stanford fizik bölümünün faturalarını üniversitenin kendisinden daha çok askeri kontratlar ödüyordu. 11 Malcolm Harris’in Palo Alto kitabında “füze banliyöcülüğü” (missile suburbanism) olarak adlandırılan bu dönemde, Fairchild Semiconductor’ın ürettiği ilk nesil silikon çiplerin tamamı Minuteman I nükleer füzelerine gidiyordu. 12

Bu tarihsel arka plan, “garaj efsanesi”nin neden bu kadar güçlü olduğunu da açıklıyor. Soğuk Savaş’ın en yoğun döneminde, askeri finansmanla gelişen teknolojilerin “sivil” bir yüzle sunulması hem ideolojik hem de ticari açıdan gerekliydi. Harris, kitabında teknoloji girişimcileri ile askeri-endüstriyel kompleks arasındaki bu ortaklıkları detaylı şekilde belgeliyor.13

Soğuk Savaş Bitti mi?

1990’larda Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte savunma sanayii konsolidasyona gitti. Boeing, General Dynamics, Lockheed Martin, Northrop Grumman ve Raytheon’dan oluşan “Büyük Beşli” ortaya çıktı. Bu dönemde Silikon Vadisi’nin Pentagon’dan uzaklaştığı izlenimi yaygınlaştı. Ancak bu izlenim yanıltıcıydı.

Chomsky, 1996’daki bir söyleşide bu yanılsamayı şöyle açıklıyordu: “Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra ne olacağını merak ettim, bu yüzden [Pentagon’un] Mart 1990 tarihli raporuna baktım. Aynı parlak broşürdü, sonuç aynıydı: Savunma sanayisi temelini korumak için devasa bir askeri bütçe, müdahale güçlerine, vesaire ihtiyacımız var. Tek değişen argümandı. Artık ‘Ruslar geliyor’ değildi, çünkü o dönemde Rusların geldiğine inanacak kadar deli kimse yoktu. Yeni argüman -şimdi alıntı yapıyorum- ‘Üçüncü Dünya güçlerinin teknolojik sofistikasyonu’ydu. 14

11 Eylül 2001 saldırıları, ABD’nin “terörle küresel savaş” adı altında yeni bir döneme girmesine yol açtı. Afganistan (2001-2021) ve Irak (2003-2011), ardından 2014’ten itibaren IŞİD’e karşı Ortadoğu işgali, yirmi yılı aşkın süren ve “sonsuz savaşlar” (forever wars) olarak adlandırılan bir dönemi başlattı. Bu savaşlar, milyonlarca sivilin ölümüne, yerinden edilmesine ve bölgenin istikrarsızlaşmasına yol açtı. ABD’nin doğrudan askeri harcamaları trilyonlarca doları bulurken, toplumsal muhalefet de güçlendi. Irak Savaşı öncesinde dünya çapında milyonların katıldığı protesto gösterileri, Vietnam Savaşı’ndan bu yana en büyük anti-savaş hareketini oluşturmuştu. Bu muhalefet Silikon Vadisi’ni de etkiledi. Quincy Institute’un 2024 tarihli raporuna göre, teknoloji şirketleri “sonsuz savaşlar”la ilişkilendirilme korkusuyla Pentagon kontratlarından uzak durdu. Ancak bu mesafe geçiciydi – Çin ile “büyük güç rekabeti” her şeyi değiştirecekti. 15

Güncel Kırılma: Şirketler Sahneye Çıkıyor

Çin ile “büyük güç rekabeti” Silikon Vadisi’nin Pentagon’a dönüşünü hızlandırdı. 2015’te Savunma Bakanı Ash Carter, Pentagon’un Silikon Vadisi’ndeki birimi DIUx’u (Defense Innovation Unit Experimental) kurdu ve şirket Amazon, Microsoft ve Apple ofislerine komşu olacak şekilde konumlandırıldı. Amaç, yapay zeka, robotik, veri analitiği ve siber güvenlik alanlarındaki startuplara hızlıca yatırım yapmaktı16.

2018’de bir direniş anı yaşandı: Google çalışanları, şirketin Pentagon’un Project Maven projesine katılımını protesto etti. Drone görüntülerini analiz etmek için yapay zeka geliştiren bu projeye karşı 4.000’den fazla çalışan imza topladı ve şirkete geri adım attırdı. “Google savaş işinde olmamalı” sloganı, o dönemin ruhunu yansıtıyordu17. Ancak bu direniş kısa ömürlü oldu.

Bugün tablo tamamen farklı18. Şubat 2024’te Google/Alphabet 2018’den beri sürdürdüğü “silah ve gözetim için yapay zeka geliştirmeme” taahhüdünü tamamen kaldırdı. OpenAI, Anthropic ve Meta askeri kullanım kısıtlamalarını gevşetti 19. Palantir CEO’su Alex Karp, 2023 Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda şirketin yeni tutumunu açıkça ifade etti: “Batı’nın tarafında olmak isteyen [çalışanlar] istiyoruz. Buna katılmayabilirsiniz, Tanrı sizi kutsasın, o zaman burada çalışmayın. 20

Bu gelişmeler, savaş ekonomisinin yapısında köklü bir dönüşüme işaret ediyor. Geleneksel modelde devletler, savunma şirketlerine kontratlar vererek silah sistemleri geliştiriyordu. Lockheed Martin, Raytheon, BAE Systems gibi şirketler devlet siparişleriyle çalışıyordu. Ancak bugün farklı bir tablo ortaya çıkıyor: Teknoloji devleri, devletlerin yerine veya adına savaş ekonomisini yürütmeye başlıyor. Bu dönüşümün en çarpıcı göstergesi, risk sermayesinin Pentagon’u geride bırakması. 2021-2024 arasında Girişim Sermayedarları’nın (Venture Capitals) savunma teknolojisine yatırdığı 130 milyar dolar, Pentagon’un yıllık 90 milyar dolarlık Ar-Ge bütçesini aşıyor. Artık teknolojik gelişmenin yönünü sadece devlet değil, özel sermaye de belirliyor21. Thiel, Andreessen-Horowitz ve diğer büyük girişim sermayedarları, hangi silah sistemlerinin geliştirileceğine, hangi savaş teknolojilerinin finanse edileceğine karar veriyor.

Daha da önemlisi, bu şirketler artık jeopolitik aktörler haline geliyor. Elon Musk’ın Starlink uyduları Ukrayna savaşında kritik bir altyapı sağlıyor ve Musk, bu hizmeti kendi tercihlerine göre sınırlandırabiliyor veya genişletebiliyor. Palantir’in yazılımları düzinelerce ülkenin istihbarat operasyonlarını yönetiyor. Amazon Web Services, CIA’in bulut altyapısını sağlıyor22 ve Bu şirketler, geleneksel silah üreticilerinden farklı olarak hem sivil hem askeri altyapının kontrolünün azımsanamayacak bir kısmını ellerinde tutuyor.

Bu “tekno-feodalizm” – Yanis Varoufakis’in kavramsallaştırmasıyla – savaş ekonomisini de dönüştürüyor. Devletler artık bu şirketlere bağımlı hale geliyor; şirketler ise devletlerden bağımsız olarak küresel stratejiler geliştirebiliyor. Demokratik denetim mekanizmaları, bu yeni yapı karşısında yetersiz kalıyor23.

Savaşın Normalleştirilmesi: Oyunlaştırma ve Uzaklaştırma

Savaş ekonomisinin toplumsal etkilerinden biri de savaşın kendisinin normalleştirilmesi. Bunun en çarpıcı örneği, video oyunları ile askeri operasyonlar arasındaki sınırın bulanıklaşması. ABD Ordusu, Donanması ve Hava Kuvvetleri’nin resmi e-spor akımları var ve Twitch üzerinden 12-16 yaş grubuna ulaşıyorlar. Pentagon, 2002’den 2022’ye kadar America’s Army adlı resmi oyununu yayınladı24. Liverpool Üniversitesi’nin araştırması, video oyuncularının dron operatörlüğünde pilotlarla aynı seviyede performans gösterdiğini ortaya koyuyor. ABD Ordusu’ndan bir dron operatörü “Bir video oyunu gibi hissettiriyor” derken25, İngiltere Savunma Bakanı John Healey bu bağlantıyı açıkça dile getiriyor: “Video oyunlarında iyiyseniz, İngiliz Ordusunun ihtiyaç duyduğu becerilere sahip olabilirsiniz. 26

Bilim kurgu yazarı Orson Scott Card’ın Ender’s Game (1985) romanındaki distopya -yetenekli çocukların video oyunları aracılığıyla tespit edilip askeri amaçlarla kullanıldığı bir dünya- artık bir distopya olmaktan çıkıyor.27

Bu normalleştirme sürecinin bir boyutu da “temiz savaş” yanılsaması. Uzaktan kontrol edilen silahlar, savaşı bir video oyununa dönüştürüyor görünümü yaratıyor. Ancak dron operatörlerinin yüksek Travma Sonrası Stres Bozukluğu oranları, bu görünümün aldatıcı olduğunu ortaya koyuyor28.

Türkiye Örneği: “Milli Teknoloji Hamlesi” Söyleminin Analizi

Bu yazıda ele alınan dinamikler Türkiye’de “Milli Teknoloji Hamlesi” söylemi altında işliyor. Resmi anlatı, “dijital bağımsızlık”, “veri güvenliği” ve “teknolojik egemenlik” kavramları etrafında şekilleniyor. TOGG (Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu), bu söylemin en görünür sembolü olarak “yerli ve milli otomobil” projesi olarak sunuluyor. Ancak yapısal gerçeklik farklı bir tablo ortaya koyuyor. TOGG’un ortakları arasında BMC yer alıyor – Türkiye’nin en büyük askeri araç üreticisi, ALTAY tankı ve KİRPİ zırhlı araçların yapımcısı. TOGG fabrikası TSK arazisi üzerine kuruldu. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın açıklamasına göre, “TOGG Trutek’te 300 mühendis var ve yarıdan fazlası savunma sanayisinde tecrübe kazanmış. 29

Sembolik birliktelikler de dikkat çekici. Ekim 2025’te BMC’nin Ankara tesislerinde düzenlenen ALTAY tankı teslimat törenine Cumhurbaşkanı Erdoğan, sivil ve askeri teknolojinin tek sahnede buluşmasının geçit törenine özel üretim TOGG limuzinle geldi.

Rakamlar “Milli Teknoloji Hamlesi”nin gerçek yüzünü ortaya koyuyor. 2024’te Türkiye’nin savunma sanayii ihracatı 7,1 milyar dolara ulaştı – bir önceki yıla göre %29 artış ve tüm zamanların en yüksek rakamı. Karşılaştırma için: Aynı yıl Türkiye’nin yazılım ve bilişim hizmetleri ihracatı yaklaşık 4,9 milyar dolar olarak gerçekleşti30. Başka bir deyişle, savunma sanayii ihracatı, tüm sivil yazılım ve bilişim ihracatının neredeyse 1,5 katı. Baykar tek başına 1,8 milyar dolar ihracat gerçekleştirerek tüm sektörlerde Türkiye’nin en büyük ihracatçılarından biri haline geldi. SIPRI’nin 2024 verilerine göre, Türkiye’den beş şirket (Aselsan, TUSAŞ, Baykar, Roketsan, MKE) dünya savunma şirketleri Top 100 listesinde yer alıyor ve toplam gelirleri 10,1 milyar doları buluyor. “Sivil teknoloji” söylemi ile var olan gerçeklik arasındaki uçurum, sermaye ve mühendis akışına bakıldığında daha da belirginleşiyor: Savunma sektöründen “sivil” projelere, oradan tekrar savunma sektörüne dönen bir döngü oluşmuş durumda.

International Crisis Group’un 2024 tarihli raporuna göre, Türkiye’nin son yıllardaki dış politika hedeflerinden biri, ülkeyi “giderek çok kutuplu hale gelen dünya düzeninde etkili bir orta ölçekli güç olarak yeniden konumlandırmak. 31” Bu stratejide insansız hava araçları kritik bir rol oynuyor. “SİHA diplomasisi” olarak adlandırılan bu yaklaşım, silah satışlarını diplomatik ilişkiler, ticaret anlaşmaları ve bölgesel nüfuz alanlarıyla birleştiriyor.

Türk SİHA’ları artık Suriye, Libya, Kafkasya, Ukrayna ve Etiyopya’daki çatışma bölgelerinde kullanılıyor. Dağlık Karabağ savaşında Azerbaycan’ın zaferinde Bayraktar TB2’lerin oynadığı rol, dünya kamuoyunun da dikkatini çekti. Libya’da BM’nin “dünyanın en büyük insansız hava aracı savaşı” olarak adlandırdığı çatışmada Türk dronları belirleyici oldu. Bu “savaş alanı başarıları”, ihracat siparişlerini de artırdı: Birleşik Arap Emirlikleri 120 adet TB2 siparişi verdi – bu Türk SİHA’larının en büyük tek seferlik satışlarından biri oldu.

Ancak bu strateji risksiz değil. ABD Kongresi üyeleri, Türk dron teknolojisinin ihracatının yasaklanması çağrısında bulundu. Kanada sensör ihracatını, Avusturya motor ihracatını askıya aldı. Uluslararası eleştiriler, Türk SİHA’larının sivil kayıplara yol açtığını ve bölgesel istikrarsızlığı artırdığını vurguluyor. Yine de, International Crisis Group’un belirttiği gibi, SİHA ihracatı “önemli bir milli gurur kaynağı” haline gelmiş durumda ve muhalefet partileri bile bu sektördeki atılımları destekliyor.

Bu durum Türkiye’ye özgü değil. Tüm dünyada “çift kullanım” (dual-use) teknolojileri – hem sivil hem askeri amaçlara hizmet edebilen teknolojiler – giderek yaygınlaşıyor. Yüz tanıma teknolojisi, telefonunuzu açarken de savaş alanında “hedef tespiti” için de kullanılabiliyor. Otonom araç teknolojisi, TOGG için de otonom silah sistemleri için de geliştirilebiliyor. “Veri güvenliği” söylemi, çoğu zaman askeri ve istihbarat kaygılarından türüyor – “siber vatan” kavramı, savaş terminolojisinin sivil alana taşınmasının açık bir örneği.

Söylemlere Dikkat

Bu yazıda ele aldığımız tarihsel ve güncel veriler, yaygın kabul gören bazı anlatıları sorgulamayı gerektiriyor. “Sivil teknoloji”, “sorumlu yapay zeka”, “veri güvenliği” ve “milli teknoloji” söylemlerinin arkasına bakmak, finansman kaynaklarını ve mühendis transferlerini takip etmek, ortaklık yapılarını incelemek, teknolojik gelişmeyi anlamak için zorunlu adımlar. Ortaya çıkan tablo net: Savaş ekonomisi Soğuk Savaş’la bitmedi, sadece görünmez kılındı. Bugün ise bu görünmezlik çözülüyor.

Chomsky’nin on yıllardır vurguladığı gibi, mesele “askeri-endüstriyel kompleks” değil, endüstriyel sistemin nasıl örgütlendiği. Pentagon Sistemi – kamu kaynaklarıyla finanse edilen Ar-Ge’nin özel sektöre aktarılması, risklerin toplumsallaştırılıp kârların özelleştirilmesi – hâlâ işliyor. Ancak artık yeni bir boyut var: Teknoloji şirketleri sadece bu sistemin parçası değil, jeopolitik aktörü haline geliyor.

Bu tablo karşısında bireysel tepkiler yetersiz kalıyor. “Tekno-vatanseverlik” adı verilen yeni ideoloji – teknolojik gelişmeyi ulusal güvenlik söylemiyle birleştiren yaklaşım – eleştirel sorgulamayı zorlaştırıyor. Antimilitarist hareketi yeni gerçekliklere uygun olarak yeniden inşa etmek gerekiyor: Teknoloji işçilerinin örgütlenmesi, sendikaların yapay zeka ve savaş ekonomisi konularında pozisyon alması, uluslararası dayanışma ağlarının kurulması. Teknolojinin nasıl geliştirildiği, kimin için geliştirildiği ve kimin kontrolünde olduğu soruları – bu yazı dizisinin başından beri üzerinde durduğumuz sorular – savaş ekonomisi bağlamında daha da acil hale geliyor. Demokratik denetim meselesi, sadece algoritmaların şeffaflığıyla ilgili değil; teknolojik gelişmenin kendisinin demokratik kontrolü meselesi.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi, birçok çevrede “militarizmin bittiği” yanılsamasını yarattı. 1990’larda yaygınlaşan “barış payı” (Peace Dividend32) söylemi, artık savaş ekonomisine ihtiyaç kalmadığını, kaynakların sivil alanlara yönlendirilebileceğini ima ediyordu. Bu yanılsama, anti-militarist hareketlerin de zayıflamasına yol açtı. Savaşın görüntüleri her yerde; Gazze’de, Suriye’de, Rojava’da, İran’da savaşın sonuçları gayet görünür halde. Ama şiddet normalleşirken savaşın nasıl finanse edildiği, hangi şirketlerin hangi savaşlara hizmet ettiği gözden ırak kaldı. Bu şekilde savaş karşıtlığı da hedefini yitirdi. Savaşa karşı mücadelenin adresi bulanıklaştı. Ancak bu yazıda görüldüğü gibi, savaş ekonomisi hiçbir zaman bitmedi, sadece yeni kılıklar edindi. “Sivil teknoloji”, “inovasyon”, “milli teknoloji” söylemleri altında devam etti. Dron operatörlerinin “video oyunu gibi hissettiriyor” demesi, savaşın gerçekliğini ortadan kaldırmıyor, sadece algılanma biçimini değiştiriyor. Silikon Vadisi’nin Pentagon’la yeniden kucaklaşması, askeri-endüstriyel kompleksin “tekno-vatanseverlik” kılığına bürünmesi anlamına geliyor.

Bugün belki de yeniden topyekun bir savaşa giderken, sivil alanda kaldığını düşündüğümüz pek çok alanın militarizmin parçası olduğunu fark etmek, anti-militarist mücadeleyi o alanlarda yeniden başlatmak gerekiyor. Bu mücadelenin yolu, teknolojik gelişmenin demokratik kontrolünü talep etmekten geçiyor.


 

Notlar

[1] Wozniak, S. (2014). Bloomberg röportajı. “The garage is a bit of a myth. We did no designs there, no breadboarding, no prototyping, no planning of products.” https://sigstack.com/legendary-silicon-valley-garages/

2 Google ve Amazon’un garaj hikayeleri de bezer şekilde sorunludur:

Google, Menlo Park’taki ünlü garaja taşınmadan önce zaten bir milyonun üzerinde risk sermayesi yatırımı almıştı (The Verge (2013). Google, garaja taşınmadan önce bir milyonun üzerinde risk sermayesi yatırımı almıştı. https://www.makeuseof.com/tag/apple-didnt-start-garage-google-hp-amazon/).

Bezos ise “garajda başlayan startup” imajını bilinçli olarak inşa etmişti, hem de Seattle’daki evinin garajı taşınmadan önce rekreasyon odasına dönüştürülmüş olmasına rağmen (Wall Street Journal. Bezos’un garaj gereksinimi: “Silikon Vadisi efsaneleri gibi garajda başlayan bir startup olduğunu söyleyebilmek” içindi. https://www.makeuseof.com/tag/apple-didnt-start-garage-google-hp-amazon/).

3 Harris, M. (2023). Palo Alto: A History of California, Capitalism, and the World. Little, Brown and Company. The New Yorker’ın değerlendirmesi: “Erken dönem teknoloji şirketlerinin çoğu ‘askeri sektör ile akademi arasındaki boşlukta’ başladı.” https://www.hachettebookgroup.com/titles/malcolm-harris/palo-alto/9780316592031/

4 Hewlett-Packard ve Intel’in devrim yarattığı mikroçipler, öncelikli olarak ABD ordusuna satılıyor ve Vietnam Savaşı’ndaki silah sistemlerini yönlendirmek için kullanılıyordu. Harris, NPR röportajında Minuteman I nükleer füzesini örnek veriyor: Fairchild Semiconductor’ın ürettiği ilk nesil silikon çiplerin tamamı bu füzelere gidiyordu.

Harris, M. (2023). NPR röportajı: Fairchild Semiconductor ve Minuteman I füzeleri. https://www.npr.org/transcripts/1164009866

5 Harris, M. (2023). Los Angeles Times röportajı: “Intel ve Hewlett-Packard mikroçiplerde devrim yarattı, ama bunları ABD ordusuna sattılar ve Güneydoğu Asya’da konuşlandırdığı silahlarını yönlendirmek için kullandılar… Bu gelişmeler sadece bağlantılı değildi – aynı şeyin ta kendisiydi.” https://ca.style.yahoo.com/column-silicon-valley-elites-afraid-120058476.html

6 Chomsky, N. (2008). MIT Tech röportajı: “There is no military–industrial complex: it’s just the industrial system operating under one or another pretext—defense was a pretext for a long time.” https://thetech.com/2008/10/28/chomsky-v128-n51

7 Chomsky, MIT söyleşisinde bu mekanizmayı somut bir örnekle açıklıyor: “Bell Labs transistörü geliştirdi. Bu, yüksek teknoloji sisteminin özel sektörden çıkan neredeyse tek önemli örneği. Ama bu da bir şaka! Bell Labs, tekel fiyatlandırması sayesinde harika bir laboratuvar kurabildi. Transistör üreticileri Western Electric idi ve ürünlerini piyasada satamazlardı – çok pahalıydı. Bu yüzden devlet ileri transistörlerin yüzde yüzünü satın aldı. Nihayet 1980’lerde, 30 yıllık devlet sektöründe gelişimden sonra, bu şeyler pazarlanabilir bir meta haline geldi ve Bill Gates zengin olabildi.”

Chomsky, N. (2008). MIT Tech röportajı. https://thetech.com/2008/10/28/chomsky-v128-n51

8 Responsible Statecraft’ın 2024 tarihli araştırması bu tarihi detaylandırıyor: Pentagon, Soğuk Savaş boyunca Silikon Vadisi şirketlerine mikrodalga elektroniği, füze ve uydu üretimi ile yarı iletken araştırması alanlarında kontratlar vererek bölgesel ekonomik patlamayı finanse etti. 1990’lara kadar bölgenin en büyük özel sektör işvereni savunma devi Lockheed’di. İnternet’in öncüsü ARPANET, Pentagon’un DARPA’sı tarafından geliştirildi ve 30 yıl kamu sektöründe kaldı. GPS askeri navigasyon sistemi olarak tasarlandı. iPhone’daki Siri bile başlangıçta DARPA projesiydi.

Responsible Statecraft (2024). “How the Pentagon built Silicon Valley.” https://responsiblestatecraft.org/silicon-valley/

9 Philosophy Now. “Chomsky on Global Myths and Realities.” https://philosophynow.org/issues/39/Chomsky_on_Global_Myths_and_Realities

10 Harris, M. (2023). NPR röportajı: https://www.npr.org/transcripts/1164009866

11 Transnational Institute’un araştırmasına göre, “Silikon Vadisi’nin erken dönem gelişimi büyük ölçüde savunma ve istihbarat ajansları tarafından finanse edildi ve Pentagon, Soğuk Savaş boyunca teknoloji şirketlerine yoğun yatırım yaptı.”

Transnational Institute. “Militarising Big Tech.” https://www.tni.org/en/article/militarising-big-tech

12 Harris, NPR röportajında şöyle açıklıyor: “Minuteman I nükleer füzesinin amacı, dünyanın kafasına bir silah dayamak ve ‘Amerika’nın dünyadaki konumuna bir şey olursa, herkes ölür’ demekti.

Harris, M. (2023). NPR röportajı: Fairchild Semiconductor ve Minuteman I füzeleri. https://www.npr.org/transcripts/1164009866

13 The Nation (2023). “The Palo Alto System” – kitap değerlendirmesi. https://www.thenation.com/article/culture/palo-alto-malcolm-harris-review/

14 Chomsky, N. (1996). Ira Shorr röportajı. https://chomsky.info/19960211/

15 Quincy Institute raporu bu dönüşümü şöyle açıklıyor: “Terörle savaşın aksine, Çin ile büyük güç rekabeti iki popüler olmayan savaş üzerinden yürütülmüyor; Çin’le rekabet teknolojik üstünlük yarışı üzerine kurulu, bu da Silikon Vadisi’nin inovasyon kültürüne daha uygun.”

Quincy Institute (2024). “Private Finance and the Quest to Remake Modern Warfare.” https://quincyinst.org/research/private-finance-and-the-quest-to-remake-modern-warfare/

16 González, R. (2024). “How Big Tech and Silicon Valley are Transforming the Military-Industrial Complex.” Costs of War Project, Brown University. https://watson.brown.edu/costsofwar/papers/2024/SiliconValley

17 Project Maven protestosu, teknoloji işçilerinin örgütlenmesinin önemli bir örneğiydi. Ancak sonraki yıllarda benzer protestolar aynı etkiyi yaratamadı: Google, Project Nimbus protestoları (İsrail hükümetine teknoloji hizmeti sağlayan proje) nedeniyle 50’den fazla çalışanı işten çıkardı.

18 Bu dönüşümü Brown Üniversitesi’nden antropolog Roberto González şöyle özetliyor: “Amerika’nın askeri-endüstriyel kompleksi hızla Capitol Beltway’den Silikon Vadisi’ne genişliyor. ‘Hızlı hareket et ve bir şeyleri kır’ mottosuyla çalışan küçük savunma teknolojisi startupları artan Savunma finansmanı alıyor.”

González, R. (2024). Brown University raporu. https://watson.brown.edu/costsofwar/files/cow/imce/papers/2023/2024/Silicon%20Valley%20MIC.pdf

Responsible Statecraft (2024). Project Nimbus protestoları ve Google’ın 50’den fazla çalışanı işten çıkarması. https://responsiblestatecraft.org/silicon-valley/

19 Google/Alphabet’in Şubat 2025’te askeri yapay zeka kısıtlamalarını kaldırması. https://www.diken.com.tr/google-silahlarda-yapay-zeka-kullanimina-iliskin-yasagini-kaldirdi/

20 Peter Thiel’in Founders Fund’ı bu ekosistemin merkezinde yer alıyor. Thiel, CIA’in finansmanıyla kurulan Palantir’in kurucu ortağı ve Anduril’in büyük yatırımcısı. Financial Times’ın haberine göre, Thiel’in Palantir’i, Palmer Luckey’nin Anduril’i ve Elon Musk’ın SpaceX’i, ABD hükümeti ihalelerine birlikte teklif vermek için bir “konsorsiyum” – ya da daha doğru bir ifadeyle kartel – oluşturmaya çalıştı[1]. Thiel aynı zamanda aşırı Çin karşıtı bir tutum sergiliyor, tekelleri savunuyor (“rekabet kaybedenler içindir” sözüyle ünlü) ve ABD’li Büyük Teknoloji tekellerine Çinli rakiplerin ürünlerini kullanmalarının yasaklanmasını istiyor.

Alex Karp, Davos 2023. Responsible Statecraft (2024) üzerinden alıntı. https://responsiblestatecraft.org/silicon-valley/

21 PitchBook verileri, 2021-2024 dönemi için. Peter Thiel’in Founders Fund’ı bu ekosistemin merkezinde: CIA finansmanıyla kurulan Palantir’in kurucu ortağı ve Anduril’in büyük yatırımcısı. Financial Times’a göre Thiel’in Palantir’i, Palmer Luckey’nin Anduril’i ve Musk’ın SpaceX’i, ABD hükümeti ihalelerine birlikte teklif vermek için bir “konsorsiyum” oluşturmaya çalıştı.

ZNetwork (2025). PitchBook verileri: 2021-2024 arası risk sermayesi savunma teknolojisi yatırımları 130 milyar dolar. https://znetwork.org/znetarticle/as-us-military-prepares-for-war-on-china-silicon-valley-tech-oligarchs-are-profiting/

22 Forever Wars’un değerlendirmesine göre, bu dönüşümü anlamak için Malcolm Harris’in Palo Alto kitabı kritik: “Askeri Keynesçiliğin inşa ettiği dünyada, ‘büyük teknoloji şirketlerinin, risk sermayesinin ve özel sermaye fonlarının itici güçleriyle yönlendirilen yeni bir siyasi ekonomi ortaya çıkıyor.'”

23 Quincy Institute’un 2025 tarihli “Profits of War” raporu, Trump yönetiminde bu entegrasyonun yeni boyutlarını belgeliyor: Musk’ın DOGE’deki fiili başkanlık rolü, Başkan Yardımcısı Vance’in Thiel’le yakın bağları, Silikon Vadisi şirketlerinin Pentagon’da kadro seçimindeki rolleri. Emekli generaller artık sadece savunma şirketlerine değil, girişim sermayesi firmalarına da geçiş yapıyor: 2019-2023 arasında en az 50 eski Pentagon yetkilisi askeri teknoloji odaklı VC veya özel sermaye firmasına katıldı.

24 America’s Army, Pentagon’un resmi olarak geliştirdiği ve ücretsiz dağıttığı bir video oyunuydu. Oyun, hem bir eğlence ürünü hem de bir askere alma aracı olarak tasarlanmıştı. 20 yıl boyunca milyonlarca kişi tarafından oynandı.

25 Ed Pilkington, “Life as a Drone Operator: ‘Ever Step on Ants and Never Give It Another Thought?'”, The Guardian, 19 Kasım 2015.

26 UK Defence Secretary Says Gamers Could Make Good Soldiers,” BBC News, 7 Ocak 2025.

27 Askeri drone pazarı 2023’te 14 milyar dolar iken 2032’de 47,2 milyar dolara ulaşması bekleniyor

Military Drone Market Size & Share Analysis,” Mordor Intelligence, 2024

28 Dron operatörlerinde TSSB oranlarının yüksekliği, “uzaktan savaş”ın psikolojik maliyetini gösteriyor. Operatörler, hedefi saatlerce izledikten sonra “angaje ediyor” (öldürüyor), ardından eve gidip ailesiyle yemek yiyor. Bu tür bir “mesafeli yakınlık”, geleneksel savaştan farklı ama belki de daha travmatik bir deneyim yaratıyor.

29 Bakan Mehmet Fatih Kacır açıklaması. https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/bakan-kacir-bu-ay-25-milyar-dolarin-uzerinde-yatirim-ilanini-paylasacagiz-897176.html

30 Savunma sanayii ihracatı: SSB 2024 verileri. https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/savunma-sanayisi-2024te-7-1-milyar-dolarlik-ihracat-yapti/3441221 Yazılım ve bilişim ihracatı: TÜBİSAD ve Hizmet İhracatçıları Birliği 2024 verileri (yaklaşık 4,9 milyar dolar) https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/bilisim-sektoru-gecen-yil-4-9-milyar-dolarlik-ihracat-yapti/3505902

31 International Crisis Group (2024). “Türkiye’nin Büyüyen İnsansız Hava Aracı İhracatı.” https://www.crisisgroup.org/tr/europe-central-asia/western-europemediterranean/turkiye/turkiyes-growing-drone-exports

32 Dividend: Normalde ekonomi terimi olarak “temettü” veya “kâr payı” anlamına gelir. Peace Dividend kavramının Kökeni: Bu terim özellikle 1990’ların başında, dönemin ABD Başkanı George H.W. Bush ve İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher tarafından popüler hale getirilmiştir. Soğuk Savaş sonrası savunma bütçesinden tasarruf edilen paranın sosyal programlara aktarılmasını ifade eder.