Bu yazının hazırlığında kullanılan haber akışına buradan ulaşabilirsiniz.

Eylül ayının sonu ve Ekim ayının ilk günlerinde kültür-sanat mücadelesinin yalnızca üretim alanlarından ibaret olmadığını, ifade özgürlüğü, politik eleştiri, etik sorumluluklar ve ekonomik çıkmazlarla örülü dinamik bir saha olduğunu bir kez daha gördük. Mizahın üzerindeki yargı baskısından uluslararası sanat camiasındaki Filistin boykotlarına, maddi şartların tehdidindeki buruk sezon açılışından yapay zekanın dönüştürdüğü sanat etiğine kadar gündem, dayanışmanın ve eleştirel aklın önemini bizlere hatırlattı.

Komedyene Yüklenen Misyon

Komedyen Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” gösterisindeki ifadeleri nedeniyle yürütülen yargılama sürecinin ardından gelen tahliyesi gerek sanatçılar arasında gerekse kamuoyunda sevinçle karşılandı. Bununla birlikte politik mizah, sanat ve ifade özgürlüğü etrafındaki tartışmalar devam ediyor. Deniz Göktaş, mevcut baskı ortamında cesur sayılabilecek bir politik mizah gösterisi hazırlayarak geniş yankı uyandırdı. Öte yandan bu durum özellikle muhalif ve daha genel anlamda seküler çevrelerde, kendisine yüklenen misyonun kontrolsüzce büyümesi gibi bir sonuca da yol açtı. Deniz Göktaş’ın tahliyesinin ardından özellikle sosyal medyada gördüğümüz paylaşımlara bakınca şu sorular bir kez daha gündemimize girdi: Geniş kitlelere hitap etmiş bir sanatçı tüm toplumsal sorunların sesi olabilir mi veya olması beklenmeli midir?

Her şeyden önce sanatsal bir form olarak stand-up’ın seyirciyi dönüştürme gücü ihtilaflı bir konu. Deniz Göktaş’ın gösterisi devlet mekanizmalarına yönelik sert eleştiriler barındırıyor ve oldukça ince elenip sık dokunarak hazırlanmış; fakat barış süreci ve Kürt meselesi bağlamının eksik kaldığını söylemek mümkün. Burada “komedyene oransız misyon yükleme” konusundaki soru işaretine geri dönebiliriz. İlaveten, yürütülen Barış Süreci ve toplumsal zemin göz önüne alındığında, sanatçılar arasında yıkıcı eleştiri barındıran, kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı bir dil yerine diyalog ve ortak iş birliği kanallarının zorlanmasının mühim olduğunu düşünüyoruz. Mevcut baskı ortamında ifade özgürlüğünü ve sanatçının yanında durmayı ilke edinmek gerektiğinin altını çizmek isteriz.

Filistin: İnsanlık Onuru ve Santaçı Sorumluluğu

İsrail’in Gazze’deki katliamları ve işgal politikaları karşısında uluslararası sanat ortamında sesler yükselmeye devam ediyor. Devletlerin, kurumların ve sponsorların baskılarına rağmen sanatçılar duruşlarını korumaya çalışıyor.

Ed Sheeran’ın dünya turnesi kapsamında sahneye çıkan ABD’li rapçi Macklemore, konser sırasında Filistin’e verdiği açık destek nedeniyle turne programından çıkarılmıştı. Ed Sheeran bu konuda büyük tepkiyle karşılaştı, kamuoyu baskısının etkisiyle tutum değiştirdi ve hatalar yaptığını söyleyerek Philadelphia konserinde sahnede özür diledi. Macklemore ise sadece Filistin’e adadığı ve tüm geliri Filistin’e bağışlanacak ayrı bir turne programı düzenliyor. Bu durum kültür-sanat alanındaki boykot gücünün ne kadar etkili bir araç olduğunu kanıtlıyor.

Devletlerin ve kolluk kuvvetlerinin protestocu sanatçılar üzerindeki gözaltı ve sansür uygulamalarına rağmen, uluslararası kamuoyunun vicdanını ve yükselen muhalif sesleri tamamen susturmanın artık mümkün olmadığı görülüyor. Netanyahu’nun ABD ziyareti geniş çaplı bir sivil direnişle karşılandı ve aralarında Susan Sarandon’ın bulunduğu bazı sanatçılar gözaltına alındı; Susan Sarandon geçtiğimiz haftalarda Filistin’e verdiği destek nedeniyle bazı işleri alamadığını da dile getirmişti.

Öte yandan ilk andan itibaren Filistin’le dayanışmayı merkeze alan sanatçılar da ilham vermeye devam ediyor. Şarkıcı P!nk’in İsrail yanlısı söylemleri nedeniyle UNICEF iyi niyet elçiliğinin iptal edilmesi yönünde kampanya başlatılmıştı, oyuncu Javier Bardem bu kampanyaya desteğini açıkladı. İsrail ordusunun Gazze’de sivilleri hedef almasını konu eden NAZA belgeselinin yönetmenlerinden Yuval Abraham, belgeselin sinemalarda vizyona girmesinin ardından internette ücretsiz erişime açılacağını duyurdu. 2026 Eurovision Şarkı Yarışması’na İsrail’in katılımı büyük tartışma konusu olmuş, pek çok ülke yarışmadan çekilmişti. 2027 senesi için İsrail’in de yer alacağı yarışmaya katılım kararı açıklayan Belçika’da kamu yayıncısı VRT’de örgütlü sendikalar, yarışma günlerinde grev yapacaklarını bildirdi. Sonuçta bunca baskıya, dolaylı ve dolaysız tehdide ve savaş yanlılarının emirlerine amade sermayeye rağmen sanatçılar direniyor ve kazanımlar elde ediyor.

Buruk Sezon Açılışı: Sanatın Varoluş Mücadelesi

Yazın sona ermesiyle birlikte sahne sanatları için sezon tabiri caizse gümbür gümbür açıldı. Gerek devlet destekli kurumların programları gerekse diğer grup ve festivallerin takvimleri seyircinin beğenisine sunuldu. Burada tarihi Muammer Karaca Tiyatrosu’nun yeniden açılmasını sevindirici ve umut verici bir gelişme. Sahnenin, özellikle “bağımsız tiyatrolara” sembolik ücretlerle tahsis edileceğinin açıklanması büyük değer taşıyor. Ancak yerel yönetimlerdeki olası kayyum atamaları veya yönetim değişikliğinin yaratacağı idari belirsizlikler, tiyatro ekipleri üzerinde haklı bir tedirginlik oluşturuyor. Ayrıca tahsis edilecek bu yegâne salon için sayısız topluluğun başvurması, bu güzel jestin aslında ne kadar yetersiz kaldığını gösteriyor. Öte yandan 10 yıldır yerel sanatçılara buluşma ve beraber çalışma mekânı olarak kapılarını açan Trabzon Sanatevi’nin hikayesi, Trabzon Valiliği’nin, protokol süresinin dolduğu gerekçesiyle binayı Trabzon Üniversitesi’ne devretme ve sanatçıların binayı tahliye etmeleri kararıyla sona erdi. Dolayısıyla sanatı kamusal alana taşıyan mekanlar konusunda pembe bir tablo çizmekten uzağız.

Yeni tiyatro sezonu açılırken oyuncular, tiyatro emekçileri, bağımsız sahneler ve tiyatro toplulukları ağır ekonomik kriz ve kurumsal belirsizlikler altında ayakta kalmaya çalışıyor. Usta oyuncu Bilge Şen 27. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde yoksulluk sınırının altında kalan emekli maaşını açıkladı. Devlet Tiyatroları’nda geçici ve sözleşmeli statüde çalışan 350 sanatçı, çalışma koşullarının düzenlenmesi, kadro imkanı gibi taleplerini ortak bir bildiri ile dile getirdi. Yüksek salon kiraları, katlanan prodüksiyon maliyetleri ve alım gücü her geçen gün düşen tiyatro seyircisi nedeniyle bağımsız tiyatro yapmanın neredeyse imkansızlaştığını üzülerek söyleyebiliriz. Piyasadaki büyük reklam ve prodüksiyon bütçeli, ticari “ana akım” prodüksiyonlar da bağımsız yapımlar üzerinde baskı oluşturuyor. Topluluklar hayatta kalabilmek için ücretsiz ya da sponsorlu kamusal alanlara yönelmek zorunda kalıyor. Bu tablo karşısında kendi ayakları üzerinde durma çabasındaki tiyatro toplulukları ve sanatçılar arasındaki dayanışmanın önemini ve hayati gücünü vurgulamak isteriz.

Sanat ve Yapay Zekâ: Etik, Çevresel ve Bilişsel Etkiler

Sanat üretiminde yapay zekâ kullanımının yaygınlaşması beraberinde yeni etik, hukuki ve çevresel soruları getiriyor. Geçtiğimiz günlerde Uluslararası İcracı Sanatçı Meslek Birlikleri Ağı SCAPR’ın 2026 Çalışma Grubu Toplantısı, MÜYORBİR ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Toplantıda lisans ve dijital haklar gibi konuların yanı sıra yapay zekânın icracı sanatçı haklarına etkisi ele alındı. Yapay zekâ programları tarafından gerçek yorumcuların seslerinin kopyalanması ve kullanılması söz konusu. Toplantı çerçevesinde bir araya gelen taraflar bu durumda yorumcuların haklarının korunmasına yönelik iş birliği anlaşması imzaladı.

Paris merkezli edebiyat topluluğu Académie Goncourt ise, Haiti doğumlu Kanadalı yazar Thélyson Orélien’in “C’était ça ou mourir” (Ya bu ya da ölüm) romanının Goncourt Ödülü listesinden yapay zekâ kullanımı şüphesi nedeniyle çıkarıldığını açıkladı. Ancak yapay zekâ kontrolünün yapıldığı Pangram programının güvenilirliği tartışma konusu, iddiayı ortaya atan X hesabının sağ tandanslı, yazarın ise siyah olması soru işaretlerini artırıyor. Yazar eserinde Haiti aksanına has melodiyi koruduğunu belirtiyor. Bu durum da taramayı yapan yapay zekâ platformunun söz konusu melodiyi hatalı şekilde “yapay zekâ ürünü” olarak algılayabileceği iddiasını gündeme getiriyor.

Sanatçıların yapıtlarını kopyalama suçlamalarına maruz kalan tasarım programı Canva’nın gerçekleştirdiği yapay zekâ etkinliği, kendilerini “Tetiği Çek” olarak adlandıran bir aktivist grubunun düzenlediği protestoya sahne oldu. Burada ise vurgu noktası veri merkezlerinin çevreye verdiği zarar ve kontrolsüzce büyümeleriydi.

Yapay zekâ platformlarının ve veri modellerinin sanatçıların seslerini, metinlerini ve özgün içeriklerini izinsiz taramasına karşı telif haklarının ve emeğin sıkı ilkelerle korunması gerektiği savunuyoruz. Edebiyat ve tiyatro metinlerinde yapay zekâ kullanımını tespit etmeye çalışan yazılımların henüz yetersiz olduğunu ve yanlış değerlendirmelere yol açarak yazarları mağdur edebileceğini söylemeden geçmeyelim. Gerek yarışmalarda gerekse sanat meraklısının beğenisine sunulan tüm eserlerde yapay zekâ kullanımını doğrudan yasaklama veya cezalandırmanın ne derece çözüm sunabileceği soru işareti. Burada esas çıkış yolu şeffaflık ilkesinde yatıyor. Yapay zekanın yadsınamaz biçimde hayatımıza girdiği bu çağda, eserin üretiminde ne kadar ve nerede yapay zekâ kullanıldığının açıkça beyan edilmesinin etik bir standart haline gelmesi önem taşıyor.

Etik tartışmanın yanı sıra, devasa veri merkezlerinin tükettiği yüksek enerjinin yarattığı çevresel tahribat, hayati önem arz ediyor. Bu durumda yapay zekayı nerede ne kadar ne amaçla kullandığımızı her seferinde sorgular hale gelme alışkanlığını edinmemiz gerekiyor. Son olarak, yapay zekanın neden olduğu bilişsel tembellik korkutucu bir hal almaya başladı. Okumak, düşünmek ve özgün fikirler bulmak tedavülden kalkıyor mu? Yaratıcılık biz sanatçıların en değerli becerisi; yapay zekanın yarattığı bilişsel tembellik yaratıcılığımızın altını oymamalı.

Sonuç Olarak

Kültür ve sanat, baskı ortamından, ekonomik açmazlardan, arsızca büyüyen teknolojik gelişmelerden en çok etkilenen alanlardan biri gibi görünse de aynı zamanda dayanışmanın, hakikati söylemenin, sesimizi özgün tutmanın ve bir araya gelmenin en güçlü araçlarından biri olmaya Türkiye’de de dünyada da devam ediyor. Sanatçılar hem eserlerinde hem de kamusal alanlarda özgür ve adil bir geleceğe yönelik azim ve özlemlerini dile getiriliyor.